1. YAZARLAR

  2. KENAN ALPAY

  3. Tezkere’nin Muhteva ve Hedefi
KENAN ALPAY

KENAN ALPAY

Yazarın Tüm Yazıları >

Tezkere’nin Muhteva ve Hedefi

A+A-

IŞİD, Musul başta olmak üzere Irak’taki Sünni bölgelerden Maliki ordusunu temizlemeseydi, Şengal, Mahmur ve nihayet Erbil’i kuşatmasaydı Irak nasıl dünyanın gündeme gelirdi? Her halde zaman zaman patlayan bombalar, krizden çıkamayan Hükümet tartışmaları, rüşvet, yolsuzluk, işkence gibi sorunlara rağmen devam eden petrol sevkiyatı hep olageldiği gibi gündemin baş sırasından hiç inmeyecekti.

Aynı durum Suriye için de geçerli. PKK-PYD’nin ilan ettiği Kobani Kantonu’nun kalbi Rojava’ya ölümcül bir darbe indirmek üzere IŞİD kuşatmaya girişmeseydi Çekirdek Koalisyon toplamak üzere Galler, Cidde ve Paris zirveleri başta olmak üzere bu düzeyde bir Suriye tartışması söz konusu olmazdı kesinlikle. Çünkü uluslararası kamuoyu denilen merci Esed rejimin Suriye’de rutine bağlanan katliamları için kınama düzeyinde olsun bir karar çıkaramamıştı. Hatta ‘yabancı savaşçı’ diye bağrışıp duranlar hiç ama hiç İran’ın Kudüs Ordusu savaşçılarını, Lübnan Hizbullahı’nın militanlarını gündem etmediler, etmeyeceklerdi de. Bu sebeple IŞİD hem Irak’a hem de Suriye’ye askeri müdahale yolunu açan kritik aktör oldu.

Tezkere Ablukası

ABD-NATO açısından bütün savaş ve yıkım bölgelerine ilgiyi erteleten gelişme hiç şüphesiz IŞİD’in karşı konulamaz askeri harekât başarısı oldu. Batı kendisi ve bölgedeki uzantıları için askeri savunma konsepti bağlamında IŞİD’i öncelikli tehdit ilan edilince hemen bütün devletleri aynı refleksi göstermeye mecbur tuttu. NATO’nun tehdit algısı merkezi olduğu gibi bu tehdit algısına karşı askeri-diplomatik ve iktisadi yaptırımların da merkezi bir koordinasyonla ifa edilmesi öngörülüyor.

Başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin ‘IŞİD terörünü’ havadan bombardımanla zayıf düşürüp özellikle bölgedeki yerel unsurlar eliyle kapsamlı ve uzun vadeli bir kara harekâtı planlamasını dayattığı biliniyor. Onların postalları yere değmeyecek ama buradaki dost ve müttefik ‘yerel unsurlar’ eliyle IŞİD’in bölgeden kazınması isteniyor ve bekleniyor.

Kara savaşına girmesi gereken unsurlar sayılırken Türkiye, Peşmerge ve PKK-PYD üzerinde adeta ittifak sağlanmış bile. Dikkatlerden kaçması mümkün olmayan şey şu: Suriye’deki Esed rejimine ve Irak’taki fanatik mezhepçi Şii yönetime karşı dokunulması dahi öngörülmüyor. Zulmü, katliamı ve tehditi IŞİD’den ibaret gören ve gösteren bu siyaset, tipik bir sömürgeci ve emperyalist siyasettir. Despotik rejimleri ayakta tutmak ve toplumsal talepleri bastırmak gibi iki temelde yükselen bu işleyişin sorunları çözmek bir tarafa daha da azgınlaştıracağından kimsenin şüphesi olmamalı.

Obama, Kerry ve Hagel’den başlamak üzere ABD yönetim kadrolarından medya, sermaye grupları ve sivil toplum unsurlarına kadar ABD’nin Türkiye’ye tam saha pres yapmasının amacı nedir? Bakın Çekirdek Kolalisyon’da Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt gibi ülkeler fazlasıyla istekliler. Ancak Türkiye ve Katar’ı bırakın gönüllü olmayı ayak direterek bu saldırı işini engelleme, engelleyemedikleri durumda da dışında kalma tercihi anlaşılan hayata geçirilemedi.

Başka Seçenek Var mı?

Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özellikle New York dönüşü yaptığı açıklamalara eş zamanlı olarak Hükümet’te de ABD’ye bir takım şartları kabul ettirerek sürece katılma yönünde beyanlar sadır olmaya başladı. Hükümet sözcülerinin “ABD’nin Türkiye’ye ev ödevi veremeyeceği, bu türden dayatma ve algı operasyonlarını şiddetle reddettikleri” yönündeki beyanlar kamuoyunda nasıl bir karşılık buldu? Elbette öncelikle Türkiye’nin taşeron tetikçi ve işgalci role soyunmayacağı ve dayatmaları kabul etmeyeceğinin teyidi oldu bu tür beyanlar. Ancak Çekirdek Koalisyon’un dışında kalma iradesi hem içeride hem de dışarıda IŞİD’i koruyup kollama şeklinde lanse edilip daha güçlü bir tazyike dönüştü.

Tam da AK Parti Hükümeti’ne yönelik çok yönlü tazyiklerin arttığı bir vasatta bu kez (karşı veya alternatif değilse de) Türkiye’nin bölgesel manada sorunların halline yönelik daha kapsamlı bir teklifi gündeme geldi. Irak ve Suriye’yi birlikte ele almayı, Suriye’deki Baas rejimini iktidardan uzaklaştırmayı, sınıra yakın bölgelerde güvenli bölgeler kurmayı, geniş bir alanda uçuşa yasak bölge ilan etmeyi, Irak’taki mezhepçi despotik sistemin tasfiyesini ve geniş Sünni kesimlerin adil temsilini vd. hedefleyen bir tezkere teklifini Hükümet Meclis’e sevk etmek üzere.

Tezkere’nin ABD ve müttefiklerinin saldırganlığına destek olmasına elverişli kılınması hiçbir surette söz konusu olmamalıdır. Batı ittifakının temel kaygısı bölgedeki despotik iktidarların bekası ve İslami hareketlerin tasfiyesinden ibarettir. Türkiye sadece IŞİD’i değil İhvan-ı Müslimin’den Hamas’a, Libya ve Tunus’taki İslami hareketlerden Afganistan’daki Taliban veya Bangladeş’teki Cemaat-i İslami’ye kadar hemen bütün İslami hareketleri silahla tasfiye etmeye endekslenmiş uluslararası sistemin bir parçası olamaz.

Türkiye, Mısır ve Libya’da, Tunus ve Suriye’de, Filistin ve Bosna’da olduğu gibi adalet ve kardeşlik temelinde bir dış politikanın merkezi ve temsilcisi olmaktan başka hiçbir seçeneğe imkân tanımamalıdır. Çünkü Türkiye ulusal çıkar putunu ve ‘NATO’nun parçasıyız’ çirkin ezberini terk ettiği kadar bütün bir insanlık adına kazanacak ve kazandıracaktır.

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum