1. HABERLER

  2. KURAN ÇALIŞMALARI

  3. ‘Tevhitten Sonraki İlk Görev Servetin Adil Yönetimidir’
‘Tevhitten Sonraki İlk Görev Servetin Adil Yönetimidir’

‘Tevhitten Sonraki İlk Görev Servetin Adil Yönetimidir’

Yazısında Kur’an’ın Tevhid’den sonra üzerinde en çok durduğu konunun servetin adil yönetimi olduğunu belirten Faruk Beşer, ilk inen sûrelerden hareketle buna örnekler veriyor.

A+A-

Tevhitten Sonraki İlk Görev Servetin Adil Yönetimidir

Faruk Beşer / Yeni Şafak

Mekke'de daha ilk inen surelerde tevhidin ardından servete, bölüşüme dikkat çekilmesi çok anlamlıdır. Bunun iki sebebi olabilir; birincisi dünyalık olmadan, insanın karnı doymadan inancı da sağlam olamaz denmiş gibi olması, ikincisi ise malın mülkün yegâne amaç kılınması halinde fesadın ve anarşinin çıkacağı gerçeğidir.

Bu sebeple olsa gerek, daha ilk inen ayetlerde servetin insanı azdırabileceğine dikkat çekilir:

“İnsan kendisini müstağni gördüğünde azar.” (Alak 6-8)

Müstağni, yani zengin, kimseye muhtaç olmayan, minnetsiz gördüğünde insan kibre düşer, haddi aşar. İnsanın tabiatı budur. Müslüman olmaya, bu tabiatı kontrol etmekle başlamak gerekir. Bunun ilk adımı, kişi başkasına muhtaç olmasa bile Allah'a her zaman muhtaç olduğunun bilincinde olmasıdır. Kaldı ki, herkes herkese muhtaçtır.

İniş sırasına göre ikinci surede öncekini destekler mahiyette malın mülkün ezici bir zulüm aracı olabileceğine dikkat çekilir:

“Malı mülkü, çoluk çocuğu var diye, insanları ayıplayan, bozgunculuk için laf taşıyan,

İyiliği engelleyen, cimri, mütecaviz, günahkâr,

Üstüne üstlük, bir de hoyrat ve soysuz olana sakın boyun eğme” (Kalem 11-14).

Aynı surede muhtaçlardan mal kaçıranların servetlerinin kendilerine de fayda vermeyeceği ilginç bir kıssa ile anlatılır.

Üçüncü inen surede de aynı noktaya dikkat çekilir:

“Nimetler içinde yüzüp de Kur'an'a yalan diyenleri sen bana bırak, biraz süre ver onlara” (Müzzemmil 11).

Dördüncü surede yine aynı noktalara dikkat çekilmesi de anlamlıdır:

“Sen o adamı bana bırak. Oysa ben onu mükemmel yarattım,

Ona mal üstüne mal,

Maiyetine evladü ıyal verdim,

Önüne nimetleri serdikçe serdim,

O ise hala artırmamı tamah ediyor,

Asla! Çünkü o ayetlerimize karşı çok inatçıdır,

Ben de onu zora koşacağım…” (Müddessir 11-17).

Vahyin daha ilk günlerindeyiz. Herkes üstünlüğü mal mülk ile gördüğü günlerde. Onun için bu üstünlük yanılgısı önce Rasulüllah'ın en yakını ile kırılıyor.

Amcası Ebu Lehep Resulüllah'a soruyor, “ben de sana inanırsam bunun karşılığı ne olur?”. “İnanan herkes neyi elde ediyorsa sen de onu elde edersin” buyruluyor. Ebu Lehep bu cevaptan hoşlanmıyor; Rasulüllah'a, “beni de sıradan insanların seviyesine mi indiriyorsun, kahrolası herif!” diye hakaret ediyor ve bu olay üzerine Tebbet Suresi iniyor.

“Kahrolası Ebu Leheb! Kahroldu bile.

Ne servetinin ona yararı olacak, ne kazandıklarının,

Alevli bir ateşe yaslanacak yakında,

Ve karısı da beraber, odun hamalı olarak,

Boynunda örgü bir ip bulunduğu halde”.

Elbette kötü olan servet değil, serveti Ebulehep'çe görmektir. Bunu da diğer ayetlerden öğreniyoruz.

Ebu Leheb'ler her zaman olagelmiştir, olacaktır da. Ama kendilerinin sandıkları servetleri ve adamları dahi onlara yarar sağlamayacaktır. Gidecekleri yer de, Ebu Leheb'in gittiği yer olacaktır. İşte Ebu Leheb böylelerinin sembolüdür.

Yine ilk surelerden Leyl Suresi:

“Örtüp kapladığı zaman geceye,

Açıldığı zaman gündüze,

Ve erkeği de dişiyi de yaratana yemin olsun ki,

Sizin amelleriniz farklı farklıdır;

Verip kendisini koruyanı,

Güzele inanıp tasdik edeni,

Biz de kolaya muvaffak kılarız.

Ama cimrilik edip minnetsiz olanı,

Ve Güzeli yalan sayanı ise,

Biz de zora koşarız.

Yuvarlandığında malı olana fayda vermez.

Hidayet elbet bizim kârımızdır,

İlk de son da bizimdir.

Bu sebeple sizi alevli bir ateşle uyardım,

Oraya sadece pek bedbaht olanlar salınır,

Yalan diyenler ve dönüp gidenler…

Takva ile korunan ise ondan uzaklaştırılır,

Arınmak için malını veren,

Kimsenin onda karşılık beklediği bir iyiliği bulunmadığı halde,

Sırf Yüce Rabbinin rızasını almak için…

O elbet ileride razı olacaktır”.

Mekke'de gelen bu ilk surelerde neyin verileceği belirtilmeden genel olarak verme teşvik edilir ve insanın ancak vermekle kurtulacağı anlatılır.

Bunları sadece bir örnek olarak verdim. Baştan sona Kur’an-ı Kerim'in servete ve bölüşüme bakışı ilginçtir. Onu bir zamanlar bir kitapçık yapmıştım. Çünkü maddi hayat bütünüyle hayatın önemli bir bölümüdür. Kuranıkerim'in bu konudaki mesajına bütün olarak bakanlar şunu görürler: Dünyaya sahip olmadan ayakta duramazsınız ve varlığınızı koruyamazsınız. Ama serveti adilce değerlendiremezseniz dünyanız da gider ahiretiniz de.

Sovyetlerin dağıldığı ve herkesin ne yapacağını bilemediği ilk günlerdi. 1993'te Erbakan Hocayla beraber bir heyet halinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı Elçibey'i makamında ziyaret etmiştik. Hoca ona Adil Düzeni anlattı. Elçibey ise şöyle dedi: “Menim helkımin karnı aç, mene önce onların karnını nasıl doyurabileceğimi anlatın ki, sonra böyle bir düzeni düşünebilelim”.

HABERE YORUM KAT

2 Yorum