1. YAZARLAR

  2. Duran Kömürcü

  3. Tevhidi haykırmak
Duran Kömürcü

Duran Kömürcü

Yazarın Tüm Yazıları >

Tevhidi haykırmak

A+A-

Benim için bu bayram, tağutu sorgulama bayramı oldu. Her gelene tağutu tanıyıp tanımadıklarını sordum. Yüzde doksanı tanımadıklarını söylediler. Daha elim olanı din görevlilerinin çoğunluğu ise bilmiyor.

Aydan gelmiş bir yabancı gibiler. “Tağut bir isim değil; İslâmi bir kavram, inançla ilgili emirlerdir” dediğimde de aval aval bakmaktalar. Bilenler de hiç üzerinde durmak istemiyor. Geriye radikal denilen hassas Müslümanlar kalıyor.

Tağut bizim meselemiz değil. Bütün ümmetin meselesidir. Kur’anî bir kavram. Allah’ın, inananlara bir talimatıdır. “Tağuttan kaçının” emrinin gereğidir. Kelime-i Tevhid’in ilk şartıdır. Allah ve Resulüne inanma ve teslim olmanın alametidir. Tağutu inkâr etmeden iman edilmiş olamayacağının göstergesidir.

Kelime-i Tevhid, Allah’ın birliğine inanmak kendisine ortak koşmamaktır. Tek hakim O, kanun koyucu O’dur. O’nun emrinin dışındaki nizamlar Batıldır. Dün Lat, Menat ve Uzza ne ise; bugün de demokrasi, laiklik ve beşeri sistemler odur. Allah bütün bunlara tağut ismini vermiştir. Tağutları inkâr etmeden de Müslüman olunamayacağını bildirmiştir. Kelime-i Tevhid’in kapsadığı mana budur.

Ben Kelime-i Tevhid’e inandım, beşeri sistemleri de kabul ediyorum demek; ben Allah’a inanıyorum ve O’na ortaklar koşuyorum demektir. Bu ise inanmamak demektir. Tağutu inkâr etmemek demektir. Bütün hal ve yaşayışıyla İslâm’ı yaşamada İslâm’a teslim olmamış, Allah’ın birliğini içselleştirmemiş demektir.

Yaşadığımız sistemlerin idaresi altında olabiliriz. Onlarla iş yapabilir, içli, dışlı olunabilir. Ama, beşeri sistemleri Allah’ın sistemine tercih edemezsin. Tercih edince de Müslüman kalınmaz. Kelime-i Tevhid’i kalben hazmetmemişsin demektir.

Bugün tağutlar hakim, Müslümanlar mahkûmdur. Onların idareleri altında olunabilir. Onlarla iş yapabilir, içli-dışlı olunabilir. Ama, onların bir tağut bizim de Müslüman olduğumuzu unutamayız. Onların sistemlerini, Lat, Menat, Uzza hükmünde olduğunu biliriz. İmanımızın da onları inkâr etmekle başladığını unutamayız.

Müslüman, içinde yaşadığı tağuti sistemlerin bir elemanı, makam ve mevki sahibi olabilir, görünüşte onların davulunu çalabilir. İnsanın yapısı içindeki zaaflarla hareket edebilir. Hatta ben dinimi böyle ihya edeceğim diyebilir. Haramdan helalı çıkaracağını söyleyebilir. Bize göre imkânsız olanı imkân haline getireceğini söyleyebilir. Bunların hepsi bir iddia ve kendisini oyalamadır. Ama, kalbi duyguları, Allah ve Resulünden yana ise, tercihlerini imanından yana kullanabilirse bir şey diyemeyiz. Ama, makam ve mevkinin çıkarları noktasında hareket ediyor da inancını bir alet olarak kullanıyorsa, bizi aldatsa da Allah’ı aldatamaz hesabını vermekle mükelleftir.

Çocuğumuzu tağuti sistemlere teslim ederken küfür aşılamasından korkmuyor da gönüllü ve istekli ise, çocuğunun inancını düşünmüyor, istikbalini onda görüyorsa, inancının endişesini taşımıyorsa onun tağutu inkâr ettiğine kim şahitlik eder?! Kelime-i Tevhid’i kavradığını kim söyleyebilir?!

Sistemlerde inancımızı yaşatamıyoruz ve yaşatmıyorlar. İnandığını söyleyenin de endişesi yoksa; ne yapalım elimizden bir şey gelmiyor diyerek uysallaşır, uyum sağlar da tepkisini göstermiyor, halinden memnun çarkla beraber yürüyorsa inandım diyebilir mi? Dese inancı kabul olunur mu? Tağutla bütünleşen insanın Kelime-i Tevhid’e sadakati olur mu?

Diyeceğimiz o ki, tağuti sistemler dağıttığı ulufelerle Müslümandan inancını satın aldı. İmam, vaiz bu durumu haykırmaktan aciz kaldı. Her harekete bir bahane uydurarak Müslümanların tepkisini elinden aldı onları cahil bıraktı. Tevhid ile tağutu karıştırarak tercihlerini tağuttan yana kullandırdı. Böyle bir ortamda tevhidi haykıranlara, ne mutlu tağutu inkâr edenlere. Selâm onların üzerine olsun.

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT