1. YAZARLAR

  2. Abdullah Yıldız

  3. Tevhid’e ve İstikamet’e Çağrı
Abdullah Yıldız

Abdullah Yıldız

Yazarın Tüm Yazıları >

Tevhid’e ve İstikamet’e Çağrı

A+A-

İstanbul’un işgal edildiği günlerde Anglikan Kilisesi, şeytani bir soru ortaya atar: “İslâmiyet, fikre ve hayata ne getirmiştir?” Özelde Müslümanların, genelde tüm insanların zihinlerinde İslâm’a dair şüpheler oluşturmak amacını taşıyan bu soruya, o zamanlar “Dâru’l-Hikmeti’l-İslâmiyye” üyesi olan merhum üstat Said Nursî şu harika cevabı verir:“İslâm, fikre tevhid, hayata istikâmet vermiştir.

Son yıllarda, özellikle de mürettep 11 Eylül 2001 olayı sonrasında İslâm’ın terörle birlikte zikredilip, dünya insanlarının zihninde oluşturulan önyargılarla bloke edilmek istendiği bir süreçte, İslâmiyet’i “tevhid ve istikâmet” ekseninde doğru olarak tebliğ ve temsil etmek öncelikli görevimiz olmalıdır. Geçen yazımızda da, İslâmiyet’in doğduğu yıllarda dünyanın önemli bir bölümünü sömürmekte olan Sasani/İran İmparatorluğu ordularına karşı savaşan İslâm ordusunun temsilcisi Rebi b. Âmir’in (r.a) İranlı komutana söylediği “Biz insanları kula kul olmaktan kurtarıp sadece Allah’a kul yapmaya geldik…” sözünden hareketle İslâm’ıilk nesiller gibi tebliğ ve temsil etme görevimizi vurgulamıştık…

Hakikat şu ki, İslâm etrafında üretilen şüpheler sadece “terör”le ilintili değil. Özellikle ülkemizde İslâm’a ilginin arttığı dönemlerde, şer odaklar tarafından sinsice gündeme taşınan ihtilaflı konularla zihinler bulandırılmak ve İslâmiyet’in kıyamete kadar insanlığa huzur ve sükûn bahşedecek olan hayat ilkeleri etrafında şüpheler ve tereddütleroluşturulmak isteniyor. Yazık ki, ilim ve fikir adamlarımızın, yazarlarımızın, kanaat önderlerimizin zamanları ve enerjileri de bu üretilmiş sorulara cevap vermekle tüketiliyor. Bu oyunu görmek için yazılı, görsel ve sosyal medyada konuştuklarımıza göz atmak yeter.

Oysa bizim değişmeyen gündemimiz; insanları şirkin ve küfrünkaranlıklarından tevhid inancının aydınlığına çıkarmak ve onları bunalımdan bunalıma yuvarlayan batıl yaşam biçimlerinden vazgeçirip İslâm’ın “hayat verici” ilkelerine çağırmak olmalıdır. Bunun için deönceliğimiz; hiçbir komplekse, savunma ve izah psikolojisine kapılmadan,özgüvenle insanlığın idrakine tevhidin hakikatini ve İslâmiyet’in bütün bir hayata istikamet veren/verecek olan şaşmaz prensiplerini anlatmak olmalıdır.

Bu bağlamda, Peygamberimizin (s) insanları ilk kez İslâm’a çağırdığı örneklerden bazılarını görelim: 

Efendimiz (s): “Sana emrolunanı açıkça (kafaları çatlatırcasına) ortaya koy, müşriklere aldırma.” (Hicr 15/94) âyeti inince, İslâm’ı açıktan tebliğ etmeye başladı. Kâbe’ye gidip: “Ey insanlar, şüphesiz ben, Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O’ndan başka hiç bir ilah yoktur. O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve ümmî nebî olan Rasûlüne imân edin. Ki O da Allah’a ve O’nun sözlerine inanmaktadır. O’na uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız.” (A’raf 7/158) dedi.

“Önce en yakın akrabanı (Allah’ın azabıyla) korkut” âyeti (Şuarâ 26/214) inince de Rasûlüllah (s), Safâ tepesine çıkarak yakın akrabalarını uyardı ve onları İslâm’a çağırdı: “Ey Kureyş Cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi dirileceksiniz. Allah’ın divanına varınca da, dünyadaki bütün yaptıklarınızdan mutlaka hesaba çekileceksiniz. İyiliklerinizin mükâfatını göreceğiniz gibi, kötülüklerinizin de cezasını göreceksiniz. Sonuç; ya ebedi Cennet, ya da ebedi Cehennem’dir.”

Özellikle hac mevsiminde Mekke’ye gelen kabilelerle görüşen Peygamberimiz (s.), onların da fikirlerine tevhid ve hayatlarına istikametverecek vahyî gerçekliği anlatıyordu. Beni Şeybân b. Sa‘lebe kabilesinin lideri Mefrûk b. Amr ve ekibinin, “Kureyşli kardeş, sen insanlara neyiemrediyorsun?” sorusu üzerine, Efendimiz (s.) onlara doğrudan En’âm sûresinin 6/151-153. ayetlerini okumuştu:

“De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram/hürmetli kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah’ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.” “Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.” “Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.” 

Sonra da Nahl 16/90. ayeti okudu: “Allah adâleti, ihsanı, akrabaya vermeyi emreder; edepsizliği (fahşâ), kötülüğü (münker), azgınlığı (bağy) da yasaklar. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.”

Mefruk, bu ilahi sözlere aklıselimle cevap verdi: “Vallahi, ey Kureyşli birader, siz en güzel ahlâkî vasıflara ve iyi amellere davet ettiniz. Sizi yalanlayan millet çok aptal ve akılsızdır.” 

Bizler de bugün insanları tevhid ve istikamet ekseninde İslâm’a çağırırsak, aklıselimle cevap alırız.

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT