Teslimiyet ile yok oluş arasında tercihe zorlanmak

17.08.2013 10:28

Yalçın Akdoğan

Mısır’da vatandaşına terör uygulayan, yüzlerce insanı katleden anlayışı bir kez daha telin ediyoruz. Darbeci ordunun demokrasi inşa edeceğini söyleyen ABD Dışişleri Bakanı’nın gerçekleşen katliama uzun süre ses çıkaramaması çok hazindir. Darbeye darbe diyememenin bir adım sonrası ordunun demokrasi tesis edeceği kandırmacasına sarılmaktı. Bu yanılgının bir adım sonrası da darbe yönetiminin kanlı eylemlerine göz yumma pişkinliğidir. İlke ve değerlerden sapma, zincirleme fecaate sebep olmuştur. Zararın bir noktasından dönemeyenler, darbenin hukuksuzluk sarmalında debelenmeye devam ediyorlar.

Daha önce de yazdığımız gibi, Batı, Ortadoğu’daki otoriter rejimlerin halk katmanlarında enerji patlamasına sebep olacağını görüyor, kendilerine yönelik karşıtlığın derinleşmesinden kaygı duyuyordu. Bu vasatta radikal silahlı grupların gelişmesi başka bir sıkıntıydı. Buna karşı Arap Baharı ile demokratik yönetimlere geçiş, olumlu bir hadise olarak görüldü. Ama maalesef halkların iradesiyle şekillenen yönetimler, başta İsrail olmak üzere ne batının, ne otoriter Müslüman ülkelerin işine gelmedi. Paradigmanın tekrar değişimi darbecilik olarak tezahür etti. Terörü azdırdığı düşünülen eski duruma karşı girilen yeni yol radikalizmi daha çok besliyor, ama bu kez bu durum batının kaçındığı değil, stratejik olarak istediği bir hal... İslamcı düşüncenin siyasallaşarak sisteme entegre olması değil, radikalleşerek yer altına inmesi arzulanıyor. Silahlı örgütlerden dert yanan İsrail bundan hiç de rahatsız görünmüyor, aksine kendi politikalarını besleyecek bir motivasyon kaynağı olarak görüyor.

***

Son katliamla Mısır’da demokrasi inşa edildiği yalanı külliyen çökmüştür. Vatandaşına silah doğrultan, milletin iradesine ve varlığına tahammül edemeyen bir anlayış demokratik bir düzen kuramaz. Artık kimse demokratik geçiş süreci gibi palavralara inanmaz. Darbe işbirlikçilerinin başka Müslüman Kardeşler olmak üzere halkın iradesine ve sandıktan çıkacak sonuca rıza göstereceğinin garantisi yoktur.

Peki batı güdümlü, asker vesayetli yönetimler bölgede nasıl ayakta kalacaklar, halksız iktidarları nasıl sürdürecekler? Hamas’ı, İhvan’ı, diğer ülkelerdeki İslamcı partileri yok sayarak, onları marjinalliğe ve radikalizme iterek bölge huzura erebilir mi?

Bu, açıkça çıkmaz yoldur ve beyhude bir uğraştır. Zulüm, haksızlık ve baskı kesinlikle uzun süre ayakta kalamaz. İktidardan uzaklaştırılan gruplar ne dayatmaları sineye çekerler, ne de onların arzu ettikleri yanlış yollara tevessül ederler. Bu oyunlar artık deşifre olmuştur ve İhvan bunun göstergesi olarak sağduyudan ayrılmamıştır.

Demokratik yetersizlikle suçlanan İhvan yanlıları demokratik direnişin nasıl olacağını herkese göstermiştir. İhvan’ın siyasi düşüncesine ve siyasi varlığına tahammül edemeyenler, onun demokratik, sivil ve barışçıl direnişine de tahammül edememiştir. Ne iktidarına ne muhalefetine rıza gösterilmemekte, adeta bir anlayış ve bir kesim devre dışı bırakılmaya çalışılmaktadır. Silahla bunun sağlanamayacağı kesindir. Batının yakın gelecekteki muhtemel katliamlara ve haksızlıklara göz yumması da durumu değiştiremez.

Mısır’ın iç savaşa sürüklenmesini bile göze alan darbeciler, kendi ülkesine zarar vermektedir. Bu kadar büyük haksızlıklar ve yanlışlıklar karşısında Mursi taraftarlarına sorumluluğu yüklemek, onların sağduyulu ve yapıcı davranmasını istemek hakkaniyete uygun düşmemektedir. Buna rağmen onların sabır ve sağduyu ile hareket etmeleri, darbecilerin ekmeğine yağ sürecek eylemlere girişmemeleri takdireşayandır. Hayrettin Karaman’ın da vurguladığı gibi meşru yönetimi meşruluğa çağıramayanların İhvan’ı durumu kabullenmeye davet etmeleri çok üzücüdür. Teslimiyet ile yok oluş arasında tercihe zorlanmak, kabul edilebilir bir durum değildir.

Star

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim