1. YAZARLAR

  2. Hüseyin Yayman

  3. Terörle mücadelede kanayan yara: Koruculuk sistemi -2
Hüseyin Yayman

Hüseyin Yayman

Yazarın Tüm Yazıları >

Terörle mücadelede kanayan yara: Koruculuk sistemi -2

A+A-

Doğu Anadolu'da uygulanan koruculuk uygulaması hukukî yönden Köy Kanunu'na, mücadele yöntemi ve konsept olarak ise DYÇ'ye dayanıyor. Bu manada Köy Kanunu'nda tanımlanan koruculukla pratikte karşımızda duran koruculuk arasında fark bulunuyor. İşte asıl sorun da tam buradan çıkıyor.

Bugün tartışılan koruculuk uygulamasının başlangıcı PKK'yla mücadelede "alan hâkimiyeti" sağlamak ve içinde yerli halkın da olduğu daha etkin bir mücadele yöntemi geliştirmek üzere 1985 yılında Köy Kanunu'nda yapılan bir değişikliğe dayanıyor. (Ertan Beşe, "Geçici Köy Korucuları" Almanak 2005) Bu düzenleme şu şekildedir: "Bakanlar Kurulu'nca tespit edilecek illerde, olağanüstü hal ilanını gerektiren sebeplere ve şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya her ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması hallerinde de valinin teklifi ve İçişleri bakanının onayı ile yeteri kadar "geçici köy korucusu" görevlendirilir."

Köy Kanunu'nda yapılan bu değişikliğe bağlı olarak İçişleri Bakanlığı tarafından "köy korucularının işe alınması, görev alanlarının belirlenmesi, görevleri, sorumlulukları, eğitimleri, işten çıkarılmaları ve diğer özlük hakları ile ilgili esas ve usulleri düzenlemek" amacıyla 2000 yılında 'Köy Korucuları Yönetmeliği' hazırlanmıştır. Bu yönetmeliğe göre korucular, idari bakımdan köy muhtarına; meslekî bakımdan ise köyün bağlı olduğu jandarma komutanına bağlanmışlardır. İlçe jandarma komutanı, köy korucularının eğitim ve özlük haklarını yürütmek, görevlerini etkin bir biçimde yapmalarını sağlamak ve denetlemekten mülki amir adına sorumlu kılınmıştır.

Türkiye, 1984 yılında Eruh ve Şemdinli'de yaşanan baskınlarla PKK terörüyle karşılaştı ve önceleri bunu fazla ciddiye almadı. Siyasetçiler ve bürokrasi sorunu lokal ve önemsiz bir olay olarak ele almayı tercih etti. 1985 sonrası dönemde köy korucuları kırsalda askerî birliklerin yanında terörle mücadelede yer almaya başladı. Korucuların coğrafyayı iyi tanıyıp bilmeleri, birçok çatışmaya girmeleri ve dolayısıyla tecrübeli olmaları gibi nedenlerle mücadelenin ön saflarında yer aldı ve önemli faydalar sağladı. İlk zamanlar TSK'nın elindeki eski silahlar verilen korucular, bu silahların PKK'nın elindeki silahlar karşısında ilkel kaldığı görülünce modern silahlarla donatıldı. (Hasan Kundakçı, Güneydoğu'da Unutulmayanlar, Alfa Yayınevi.) Sistem, adı üzerinde geçici bir sistem olarak kuruldu ama zamanla kurumsallaştı ve dev bir organizasyona dönüştürüldü.

Önceleri terörle mücadelede istenilen faydayı sağlamayan korucular daha sonra jandarmanın sıkı eğitimini müteakip büyük yararlılıklar gösterdi. 1985 yılında 22 ilde uygulanan koruculuk sistemi daha sonra yaygınlaştırılarak 13 ilde daha uygulanmaya başlandı. Korucuların sayısı konusunda rivayet muhtelif olmakla birlikte yetkililerin verdiği son bilgilere göre 60 bin civarında geçici köy korucusu (GKK) ve 25 bin civarında gönüllü köy korucusu bulunuyor. Özal döneminde başlayan GKK, Tansu Çiller döneminde yaygınlaştı ve kurumsallaştı. Askerin ve polisin yanında terörle mücadelede üçüncü bir kuvvet olarak ortaya çıkan bu yapı bölgede yeni gerilimlere neden oldu. Aşiretler üzerinden yürüyen koruculuk sistemi, aşiret reisinin koruculuğu kabul etmesiyle genellikle tüm aşiretin de kabul etmesi biçiminde yürüdü.

Bu sürecin sonunda koruculuğu kabul eden aşiretlerin 'devletin dostu', kabul etmeyenlerin 'devletin düşmanı' biçiminde kategorize edilmesi, PKK sorunundan başka bu defa farklı bir ayrışma ve husumet yarattı. Korucuların bir müddet sonra kendi işlerini bırakıp devlet memuru olmalarıyla üretici konumunda olan bu insanlar, tüketici konumuna geçti ve profesyonel bir iş haline geldi. Aşiret yapısını güçlendiren bu sistem, zamanla korucuların birtakım kriminal olaylara karışmasıyla tenkit edilmeye başlandı.

Koruculuk sistemi yeniden yapılandırılmalıdır

Üzerinden yaklaşık çeyrek asır geçen koruculuk sistemi, bugün 85 bin kişiyi kapsayan dev bir kurum haline geldi. Kurulduğu yıllarda ordunun bölgeyi tam olarak bilmemesi, yeteri kadar hızlı hareket edememesi, gerekli teknolojik donanımdan yoksun olması, etkin bir mücadele stratejisi benimsememesi ve halktan yeterli lojistik sağlanamaması gibi askerî nedenlerle, halkın terörle mücadelenin içine çekilmesi ve taraf yapılması, koruculuğun bir istihdam imkânı olarak görülmesi gibi toplumsal nedenlerle başvurulan koruculuk sistemi bugün eleştirilen bir kurum haline geldi.

Bugün, koruculuğun yeniden yapılandırılmasını isteyen görüşler yanında tamamen kaldırılmasını isteyen talepler de bulunuyor. Bu sistem ister kaldırılsın, ister rehabilite edilsin, korucuların toplumsal ve ekonomik statülerinin kati surette gözetilmesi icap ediyor. Bunun yanında bir problemi çözmek isterken başka bir probleme neden olunmaması gerekiyor. Yirmi beş yıl önce korucu yapılan kişilerin artık yaşlanması, terörün mahiyet değiştirmesi, TSK'nın vurucu gücü yüksek modern bir ordu haline gelmesi, PKK'nın eski gücünü ve desteğini kaybetmesi ve toplumsal psikolojinin geldiği nokta itibarıyla koruculuk sisteminin mevcut haliyle devam etmesini imkânsız hale getiriyor. 1985 yılında 30 yaşında korucu olan bir kişi bugün 55 yaşında ve sorun halen devam ediyor. Demek ki burada başka bir mesele ve meseleler var.

Geldiğimiz noktada ya tüm korucu kadroları başka kurumlara devredilip sistem tamamen lağvedilecek; ya da radikal reformlar yapılacaktır. Mevcut haliyle ne askerler; ne de korucular bu sistemden memnunlar. Korucular bölgede en çok kimlik sorunu yaşayan kimseler konumunda bulunuyorlar. Burada dikkat edilmesi gereken temel hususun koruculuk sistemi olmadığını; asıl konuşulması gereken meselenin TSK'nın reformlarını tamamlayıp en azından terörle mücadelede profesyonel orduya geçmesi, üstün teknolojik güce kavuşması ve yeniden yapılandırılması olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum