1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Terörist laik olunca, bu ne muhabbet?
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Terörist laik olunca, bu ne muhabbet?

A+A-

Yasin Börü Kobani'yi kurtarmaya çalışan, Kobani'de bir insani trajedi olduğu için oraya dünyanın dikkatini çekmek üzere hareket eden kalabalıklarca öldürüldü. BU olay 7 Ekim'de meydana geldi, yani yeni değil. Günlerdir bu olayın bütün detaylarını ezberlemiş olmalısınız. Kobani'de bir insanlık trajedisi olduğunu, IŞİD terör örgütüne karşı dünyanın ve tabii ki öncelikle Türkiye'nin hareket etmesi gerektiğini söyleyerek bu vahşi cinayeti işleyenler Kobani'ye nasıl bir yardım etmiş olabilirler?

Cinayeti işleyen insanlar zaten insanlıktan çıkmış, fersah fersah uzaklaşmış. Onların irtikap ettikleri terörden daha tehlikeli ve daha kötü bir terör olabilir mi? IŞİD'in öncelikle İslam'ın temel değerlerini katleden, onları tahrip ve tahrif eden bir terör teşekkülü olduğunda hiç kuşku duymadık da, Kobani dolayısıyla bu cinayet şebekesinin bir anda bir özgürlük savaşçısı muamelesi görmeye başlaması da başlıbaşına bir cinayet değil mi?

Bu uyanıklığıyla örgüt aslında 'özgürlük savaşçısı' değerini de gasp etmiş, kaçırmış oluyor.

'Kıstırıldığı daireden çıkarılan Yasin Börü bir çok kişi tarafından bir defa değil, defalarca öldürülüyor. Önce silahla vuruluyor, sonra bıçaklanıyor, yetmiyor üçüncü kattan merdiven boşluğuna atılıyor. Bu esnada yere düşünceye kadar kenarlara çarparak zaten muhtemelen ölmüş olduğu sanılan Yasin düştüğü yerden sürüklenerek dışarıya çıkarılıp önce boğazı kesilmeye çalışılıyor sonra üzerinden arabayla geçiliyor, kafası taşla eziliyor, o da yetmiyor son olarak üzerine Molotof kokteyli atılarak yakılıyor. Onun cesedi de, kendisiyle beraber öldürülen diğer iki arkadaşının da cesetleri bulunduğunda tanınmaz halde. En yakınları bile çok ince ipuçlarıyla cesetleri teşhis edebiliyorlar.'

Bu öldürme biçimi gerçekten tuhaf, bir bedenden, üstelik hiç tanımadığı birinin bedeninden hınç alma yoluna sapmış olan bu insanlar bir insana tek bir ölümü yeterli görmüyor, defalarca öldürüyorlar. Manzara ünlü Fransız tarih felsefecisi Michel Foucault'nun Hapishanenin Doğuşu'nda anlattığı korkunç infaz sahnesindeki vahşetin boyutlarını andırıyor ama onu da fersah fersah aşıyor. Orada da cezalandırma arzusu bir bedene o kadar şiddetli bir biçimde odaklanıyor ki, adeta bir ölümü yeterli görmeyip bedene biteviye işkenceye dönüşüyor.

Yıllar önce PKK'lı cesetlerine kötü muamele üzerine burada da yazdığımı hatırlıyorum. Bedene bu işkence neresinden bakılırsa derin bir sapkınlık. (Acemi, militan sosyal bilimci, hemen celallenme! Önce bir sözün eğrisini doğrusunu işit, burada Kürde değil bedene işkence yapana 'sapkın' diyorum, anlaşılıyor mu?). Bunu kim yaparsa yapsın.

PKK'lıların şikayet ettikleri her şeyin çok daha fazlasını kendi kavgalarıyla ilgisiz insanlara yapıyor olmaları bir tek şeyi gösteriyor: verdikleri kavgada hiç bir etik kırıntının olmadığını. Maruz kaldıklarını iddia ettikleri ırkçılığa karşı kendi ırkçılıklarını seviyorlar sadece. Zulme karşı çıkmaları zulmün kendilerine yapılıyor olmasından, yoksa zulmün kendisine karşı değiller, kendileri başkasına yaptıkları sürece sorun yok.

Yıllarca JİTEM'lerin türlü muamelelerine maruz kalmış Kürt halkına bugün öz-savunma birlikleri ayaklarıyla JİTEM'e rahmet okutan muameleleri reva görüyor.

Dün JİTEM'in falii meçhullerine, adam kaçırmalarına, haraçlarına, baskılarına maruz kalan Kürtler bugün aynı muamelelerin çok daha ağırını, çok daha fazlasını KCK yapılanmasından görüyor. JİTEM'in doksanlarda uyguladığı da bir tür özerklikti, yani başına buyrukluktu, kanunsuzluktu. Onlar hiç olmazsa buna 'demokratik' demiyorlardı. (Bilmem anlaşılıyor mu bize 'Kürt düşmanı' yaftası vurmaya kalkışan acemi militan sosyal bilimci: Burada da sözümüz Kürtlere değil PKK'ya yani).

Kobani olayları esnasında hepsi de özel olarak seçilmiş hedef evlere, işyerlerine saldırılarak evler kundaklandı, yakıldı. Belirlenmiş hedeflerin hepsi siyasi tutum olarak HDP'ye oy vermemiş olan veya HDP'ye muhalif insanların evleri ve işyerleriydi. Olayların toplamında kırkın üstünde insan öldürüldü.

İki gün önce de Yüksekova'da silahsız ve sivil giyimli 3 askerimiz, kalleşçe, şehrin ortasında kafalarına ateş edilerek öldürüldü. Bu kafanın Kobani'de kimi kimden kurtaracağını düşünebiliriz?

Bütün bunların üstünde Batı basınında son günlerde PKK saflarında savaşan kadın görüntülerinin bolca kullanılması neyin mesajı sizce? Onca IŞİD haberinden sonra elinde silah savaşan açık kadın görüntüsünün verdiği laiklik mesajları PKK'nın vahşetinin ve terörizminin aklanmasına yetiyor mu?

Terörizm laiklik görüntüsünde geldiğinde kabul görebiliyorsa, karşı çıkılan terör değil, sadece ve basitçe terörü kimin yaptığıdır. Laik olduğunu kanıtlayınca vahşeti ve terörü görmezden gelinebiliyorsa, ki öyle olduğu anlaşılıyor, terörle mücadele eden yüzün üzerindeki bir maske daha düşüyor demektir.

Maskenin ardında ne mi var?

Maske zaten bu binbir suratı örtmeye yetmiyor ki?

Yeni Şafak

YAZIYA YORUM KAT