1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Tereciye Tere Satmaya Gerek Yok; Demokrasi Budur!
Tereciye Tere Satmaya Gerek Yok; Demokrasi Budur!

Tereciye Tere Satmaya Gerek Yok; Demokrasi Budur!

Demokrasi, sadece sandıktan çıkan halk kitlelerinin sandıktan çıkan iradesine göre kurulan bir yönetim sistemi demek olmayıp, ideolojik açıdan, çok farklı ve derin mânaları taşımaktadır, içinde..

A+A-

Selahaddin E. Çakırgil Yazdı:

‘Hâfızâ-y’ı beşer nisyân ile mâluldür.’ Kısaca, ‘insan hâfızâsı, (unutkanlık) ile maluldür, hastadır..

21 sene öncesinin Cezayir’ini hatırlıyor muyuz?

Kendi ülkelerinde, kendi inançlarına, kendi doğrularına ve kendi irade ve  arzularına  göre biri dünya kurmak için, Abbas Medenî liderliğinde ve İslamî Selâmet Cebhesi (Le Front d’Islamique Salvation) isimli teşkilat etrafında bir araya gelen Cezayir müslümanlarının, bu harekete, yapılan hür seçimlerde yüzde 85’i bulan bir destek verdiği ortaya çıkar çıkmaz..

Hemen, kafaları emperyalist güçlerin istediği şekilde şekillen(diril)miş yerli generaller, seçim sonuçlarını kanun-dışı ilan edip, kanlı bir askerî darbeyi, hem de demokrasiyi korumak adına yapmamışlar mıydı?

Hatırlayalım.. -Cezayir’de, 200 yıla yakın bir sömürgecilik geçmişi olan Fransa’nın öncülüğünde-, kapitalist emperyalizmin şefleri, bu askerî darbe ve kurulan kanlı diktatörlüğün, demokrasiyi korumak ve kurtarmak adına yapıldığını savunmuşlardı. Bizde de nice kemalist-laikler, ‘demokrasinin usûllerinden faydalanarak, demokrasiyi yoketmek hakkının varlığından sözedilemez..’  diyorlardı.. 12 Mart 1971 Askerî Darbesi’nin mağdurlarından ve sonra da oldukça özgürlükçü bir prof. ve fikir adamı olarak sivrilen  M. Sosyal da, oradaki laik generallere akıl takviyesinde bulunmak üzere Cezayir’e  gönderilmiş ve bir ay kadar sonra geri döndüğünde, ‘Evet, halk öyle istedi, ama,  laiklerin nasıl bir korku içinde olduğunu da unutmamak gerek..’ diyerek, bir avuç laik azlığın korkularının zail olması için, bütün bir müslüman halkın zencire vurulabileceğini izah etmeye kalkışmıştı. Bu da demokrasinin gereğiydi.

O darbeden sonra, yüzbinden fazla müslümanın nasıl korkunç entrikalarla, ağır suçlamalarla katledildiği, eritildiği görüldü.. Bu da demokrasinin gereğiydi.

O zamanlar, bir kısım laikler, demokratlık adına, ‘Seçim yaptınız mı, o seçimin sonucuna karşı çıkmamanız gerekir..’ diyorlar ve ‘Türkiye’de öyle bir durum olsa, asla kabullenemeyiz.. Mâdem ki seçim yaptınız , onun neticesini saygıyla kabulleneceksiniz..’ şeklinde mantıklı sözler ediyorlardı. 

Lâkin, bu gibi sözleri söyleyenlerden nicelerinin, aradan 5 sene geçmekteyken ortaya çıkan 28 Şubat 1997 Zorbalığı günlerinde, o eski düşüncelerinden nasıl döndükleri ve ‘Ammaa...’ diye başlayan cümlelerle, kemalist darbecilerin yanında yer alıp laikliğe olan ‘iman’larını nasıl tazeledikleri görülmedi mi?

Ve beyinlerini ve duygularını emperyalistlere ayarlamış olan ve kendi halkının düşmanı ve kendi ülkelerinin işgalcisi durumuna düşen Cezayirli generaller de hemen kapıkulu uleması  tipli bazı kişileri, televizyonlara çıkararak, ‘hükûmette olanlara itaatin şerî bir gereklilik olduğunu, aksi halde ahiretlerini de harab edeceklerini’ anlatarak, halkı, zorbalar karşısında eğilmeye çağırmadılar mı?

Evet, demokrasinin gereği, bu idi.. Demokrasinin korunması adına, gerekirse diktatörlük de bir yöntem olarak hazırda bekletilmeliydi. 

Demokrasinin olduğu veya olmadığı konusunda yığınla tarifler yapılmıştır. Ama, bir terimin asıl ve sağlıklı yorumu, o terimi ortaya çıkaran kültürün ölçüleri içinde yapılabilir.

*

Tamamı, sionist İsrail rejiminin işgali altında bulunan Filistin’de,  müslüman halkın direnişlerini kırmak ve onları bazı umutlarla yatıştırmak umuduyla oluşturulan özerk yönetim için, yetkileri sınırlı da olsa bir seçim yapılmasına karar verildiğinde

Filistin için verilen milyarlarca dolarlık yardımları, 40 yıla yakın zamandır kendi teşkilatı içinde erittiğine inanılan El’Feth’e karşı, ‘İslamî Mukavemet Hareketi’  (El’Hareke-t-ul’Muqaveme-t-ul’İslamiyye /HAMAS) etrafında oluşan bir siyasî yapılanma ortaya çıkmıştı. Seçim yapılıncaya kadar kimse bir şey dememişti. Ama, seçimlerde Filistin’deki müslüman halkın oylarının yüzde 65’ini HAMAS’ın, sadece yüzde 30’unu da  El’Feth’in alabildiği anlaşılınca..

Evet, hemen o anda, Amerikan emperyalizmi,  bu seçim sonuçlarının kabul edilemiyeceğini açıklayıverdi. Çünkü, HAMAS, onlara göre bir terör örgütü idi.

Yazının Devamı…