1. YAZARLAR

  2. D. Mehmet Doğan

  3. Terazi kendini tartar mı?
D. Mehmet Doğan

D. Mehmet Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Terazi kendini tartar mı?

A+A-

“Yasamak”, batı türkçesinde fazla kullanılmayan bir fiildi. “Yapmak, düzmek, tanzim etmek” anlamına gelirdi. 1930’larda, yunanca-arapça “kanun”dan kaçmak isterken, Cengiz “yasağ”ından kinaye “yasa”ya yapışıldı.

 “Anayasa” kelimesi 1945’de dolaşıma sokuldu. Nitekim, TDK’nun Türkçe Sözlüğünün 1945 baskısının esas metninde yokken, ancak sonuna eklenen “ulanacak kelimeler, deyimler ve karşılıklar dizisi”nde bu kelimeye rastlayabiliyoruz.

1960 Anayasasında “teşrî”nin yerini “yasama” almıştır. Teşrî kelimesinin “şer’î” ve “şeriat”la ilgisini kurmak zor değildir. Teşrî, Hz. Peygamber’in şeriatle ilgili söz ve fiilleri anlamına gelirken, 20. asırda “kanun yapma” mânasında kullanılır oldu. Dinî menşeli teşrî kelimesinin yerine yasama ancak 1960’larda konulabildi. Şimdi Meclis “yasama” yetkisini kullanıyor, kanun yapıyor. Fakat bu karışıklıktan ötürü, Meclis’in çıkardığı “yasa”lardan söz ediliyor.

Cumhuriyet kurulduğunda “Anayasa” yoktu, yani böyle bir kelime mevcut olmadığı için, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu vardı. Esasen, Teşkilat-ı Esasiye batıda kullanılan “constitution” kelimesinin karşılığı olarak ortaya çıkmıştı. Terkib, teşkil anlamına gelen konstitüsyon, va’z etme, koyma, yapma yanında vekalet, vekaletname anlamına da geliyor. Batıda bu yüzden, bir uzlaşma metni olarak kabul edilen esas mevzuata konstitüsyon denilmiş olmalıdır. 1876’da Meşrutiyet ilan ederken, “Kanun-ı Esasî” dedik; esas kanun, ana kanun manasına.

Cumhuriyet’ten sonra Kanun-ı Esasî bırakıldı, “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” denildi. Devletin esas teşkilatı ile ilgili kanun. Kanunların esası, anası olan bir kanun değil. Cumhuriyetin 20. yıldönümünden sonra ise, Osmanlı devrine dönüp, Kanun-ı Esasi’nin tercümesi mahiyetindeki “anayasa” kelimesi kabul edildi.

Anayasa meselesi, 1950’den sonra halkın reyiyle iktidara gelen Demokrat Parti’ye karşı öne sürüldü. Türkiye tek partili sistemden çok partili hayata Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu değiştirmeden geçmişti. Tek parti döneminin anayasasının uygulanması, muhalefete düşen tek parti tarafından anayasayı ihlal olarak ilan edildi. Meclis tarafından Anayasa gereği kurulan Tahkikat Komisyonu, bu çerçevede çok eleştirildi.

DP anayasayı ihlalden suçlandı, fakat darbeciler ihlal edildiği için darbe yaptıkları anayasayı tamamen değiştirdiler!

Bu değişiklik başlangıçta “ikinci cumhuriyet”in bir gereği olarak ilan edildi. 1960 darbecileri iddialıydılar, İkinci Cumhuriyet dönemine girilmişti, bu da İkinci Cumhuriyetin anayasası idi.

Anayasa, Türkiye’nin bürokratik esaslı yönetim tarzının demokrasi karşısında güvenceye alınmasını sağlayacak şekilde düzenlenmişti.

1980 darbecileri, 1960 anayasasını aradaki demokrasi uygulamalarını dikkate alarak bir daha değiştirdiler, bürokratik hegemonyayı pekiştirmek için yüksek hukuk kurumlarını yeniden tanzim ettiler. Mesela, 1960 anayasasına göre, Anayasa Mahkemesi’nde siyasi partilerin seçtiği üyeler bulunuyordu. Daha sonra Anayasa Mahkemesi başkanlığı yapan Yekta Güngör Özden böyle birisiydi ve CHP kontenjanından seçilmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin bugünkü yapısını korumak, mevcut Anayasa Mahkemesi üyelerinin meselesi olabilir mi? Olmamalıdır!

Bu konuda Anayasa Mahkemesi üyelerinin oy birliği ile “biz kendimizle ilgili konuyu görüşmemeyi kararlaştırdık, terazi kendini tartamaz” diyebileceklerine inanıyor musunuz?

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT