Temsilî başörtülü aday

24.02.2009 13:50

Elif Çakır

“Çok değerli Elif Hanım.

... Genel Başkanımız size görev vermemiş olabilir ama sizleri temsîlen Ankara’nın Nallıhan ilçesinde başörtülü bir hanımefendiyi Belediye Başkan adayı olarak belirlemişlerdir. Ekteki dosyalarda adayımızın el ilanı, broşür ve tanıtım broşürleri vardır. Sizden Anadolu kadınının başörtüsünü günlük yaşamında hiç çekinmeden kullanan CHP Nallıhan Belediye Başkan adayımız Meryem Bıçkıcı Nanımefendi’ye desteklerinizi bekliyoruz...” (18 şubat çarşamba)

Tahmin ettiğiniz üzere, yazarınızı ciddiye (!) aldılar ve okuduğunuz mail CHP’den geliyor...

Oysa ben Deniz Baykal’ın bizzat aramasını(!) beklerdim.

Bir süredir kiminle karşılaşsam “Bir gelişme var mı,” sorusuna muhatap oluyordum.

“Daha düşünüyorlardır, karar verdikleri zaman ararlar mutlaka” diyordum arkadaşlara.

İşi daha ileriye götüren arkadaşlar sağolsunlar “üzülmeyeyim” diye attıkları telefon mesajlarıyla “Memnuniyetle kızım Fatih senindir... Deniz Baykal”, “Sen yeter ki iste... İlçelerden ilçe beğen.”, “Hayrünnisa’dan ne eksiğin var... Çankaya adaylığın tamamdır inşallah” şeklinde hayli esprili mesajlar gönderdiler bu arada.

Ve nihayet beklenen gelişme oldu...

Biraz arabesk ve araba arkası yazıları gibi olacak ama “beni bir sen anladın sen de yanlış anladın” diyesim geldi.

CHP beni ya yanlış anladı, derdimi anlatamadım.

Ya da...

Adaylık konusunda “kafa buluyorum” diye düşünüp onlar da benimle “kafa buluyorlar”.

Maksat kafa karıştırmaksa amaç hâsıl olmuştur.

Kafam fena halde karıştı.

Fotoğrafına ilk baktığım zaman “kararsız bir başörtü”sü yorumu yaptım.

Başından ha düştü ha düşecek.

Sahibini zorlamayacak, “aç kapa, aç kapa”ya uygun bir örtünme tarzı.

CHP’nin “oy endeksli açılımları”na da fena halde uygun...

Maillerinde belirttikleri gibi, “Anadolu kadınının örtüsü”...

Hem de “bizi” temsîlen!...

Bizi temsîlen Nallıhan!..

Bu meseleyi Nallıhan dolaylarından başlayıp değerlendirmek de bir gelişme sayılır. İyisi mi fazla söylenmeyeyim...

Belki de şöyle yorumlamak daha doğru: “yavaş yavaş... belki zamanla...” gelenekten inanca doğru bir yol bulabilirler.

Siz beni kırmayıp aday göstermişseniz ben de tabiî ki söz verdiğim üzere destekleyeceğim. Ama Meryem Bıçkıcı’nın başının kapalı kısmını... dörtte üç destekliyorum, dörtte bir rezerv koyuyorum.

Anlaştık mı?..

***

Ceza


- Nedir elindeki yâhuu?
- Ceride. (gazete)
- At şu pisi.
- Neden?
- Yalan yazıyor, oğlum, onların hepisi.
- Ya doğru yazsa asarlar... Ne oldu Volkan’cı, Unuttunuz mu?
- Bırak boşboğazlık etme Hacı?


Doğan Yayın Holding’e kesilen 826 milyon TL’lik Maliye cezası, yeniden gündemi harladı.

Grubun başkan yardımcısı çıkıp bunun haksız olduğunu anlatan bir basın toplantısı düzenledi.

Maliye’nin kestiği cezanın tamamen siyasi olduğunu söyleyecek değilim.

Nitekim Başbakan da Diyarbakır dönüşünde uçakta “ceza ile ilgim yok” demiş.

Ancak Başbakan’ın aylardır Aydın Doğan medyasını hedef alan ve “yalan yazıyorlar”, “okumayın, evinize sokmayın bunları” düzlemindeki eleştirilerine bakıldığında, ardı sıra gelen ceza insanları böyle bir zanna sürüklüyor.

Başbakan sık sık Deniz Baykal için söylese de, medya konusundaki tavırlarıyla kendisi de gerilimden beslenen bir portre çiziyor.

Aydın Doğan medyasıyla cebelleşmek, muhafazakâr camianın her zaman hoşuna gitmiştir. Başbakan da buna oynuyor gibi bir görüntü veriyor.

Oysa, Aydın Doğan medyasının yıllardır uğraştığı Tayyip Erdoğan, belediye başkanlığından başbakanlığa kadar yükseldi. Yani halk hiçbir zaman Doğan medyasının toplum mühendisliği oyunlarına gelmedi.

Girişte alıntıladığım şiir de, Başbakanımızın pek sevdiği Mehmet Akif Ersoy’un “Mahalle Kahvesi” şiirinden alıntıdır. Şiirden öte, Akif’in manzum hikâyeleridir bunlar. Ki bu şiirde Akif, mahalle kahvelerinin renkli bir fotoğrafını çeker adeta.

Bu bölümdeki gazete muhabbeti de, mahalle kahvesinde yapılan konuşmalardan bir kesittir.

Demek ki yüz yıl önce de aynı şeyler konuşuluyormuş kahvehanelerde, “yalan yazıyor oğlum, onların hepisi...”

Gazetelerin yalan yazdığı meselesi, kahvehanelerde kalmalıdır ki, Maliye’nin veya devletin herhangi bir kurumunun gazetelere yönelik herhangi bir uygulamasında, hükümetin kendisi ve başbakan töhmet altında kalmamalıdır.

Yoksa şu anda iktidarda CHP olsa, Deniz Baykal her gün Yeni Şafak, Zaman, Star, Sabah gazeteleriyle uğraşsa, ardından da herhangi birine böyle büyük bir ceza gelse, durum nice olurdu, bi’ düşünmek lazım.

Maliye’nin cezası çok yerinde olabilir, bilmiyorum.

Ama ya Başbakan bu konularda konuşmayı bırakmalı, ya da Maliye karşılıklı kılıçlar çekilmişken (üstüne üstlük seçim zamanı) böyle bir cezaya imza atmamalı.

“Devir benim devrim” diyerek hükümet edildi bugüne kadar Türkiye’de. Ak Parti’nin farklı olacağına dair umutlarımız var. Ak Parti’nin A’sı Adalet ise, ülkenin en çok buna ihtiyacı var.

Gerisi boş laf.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim