1. YAZARLAR

  2. Tarkan Zengin

  3. Tekel işçilerinin mücadelesinin 'hükümeti deviririz' tehdidine evrilmesi
Tarkan Zengin

Tarkan Zengin

Yazarın Tüm Yazıları >

Tekel işçilerinin mücadelesinin 'hükümeti deviririz' tehdidine evrilmesi

A+A-

Kazanımları için mücadele veren Tekel işçilerini Cumhuriyet'ten bir yazar, "sosyalist devrimin" önünü açan "proletarya" olarak tanımlıyor.
Yazar şöyle diyor: "Tekel işçileri bu mücadeleyi kendiliğinden, özgün çıkarlarını savunmak için başlattılar. Şimdi tüm sınıfın çıkarlarının, toplumun büyük çoğunluğunun, siyasi geleceğinin temsilcisi katına yükseliyorlar. Böylece "proletarya"nın tarih sahnesine yeniden dönüşünün önü açılıyor." Burada olduğu gibi görünüşte emekçileri desteklediğini söyleyenler, aslında kendi ideolojik hayallerine destek veriyorlar. Cumhuriyet gazetesinde 28 Ocak günü çıkan bir başka yazıda yazar eyleme katılan işçilerin sözlerinden alıntılar yaparak çok mutlu olduğunu söylüyor. Yazarı mutlu eden (aynı zamanda işçilerin eylemlerine nasıl baktığını ifade eden) inciler:

"Tekel direnişi dolayımıyla emekçiler yüzlerini yeniden sola dönmeye hazır hale geliyor." "Ben bölgemdeki ilçede aynı zamanda AKP'liydim. Ama şimdi kesinlikle AKP'ye oy vermem. Sağcı idim, solcu oldum." "Direnişler ve grevler, işçiler için bir okul olmaya devam ediyordu. İşçi sınıfı eylem içinde öğreniyor, dostunu düşmanını tanıyor ve esaslı bir bilinç sıçraması yaşıyor." "Tekel direnişi sadece özelleştirmeci yeni liberal politikalara, yeni muhafazakârlığa ve onların arkasındaki felsefeye ağır bir darbe indirmekle kalmıyor, aynı zamanda uzunca bir süredir kopuk olan sosyalist hareketle işçi sınıfı arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasının da hem imkânlarını yaratıyor hem de yolunu yöntemini sunuyor." Yazarları sevindiren, Tekel işçilerinin taleplerine ulaşma ihtimali değil, sosyalist devrimin yolunu açtıklarına olan inançlarıdır.

Ergenekon sanığı bir yazar ise bakın neler söylüyor: "Tekel direnişi mutlaka başarıya ulaşmalıdır. Çünkü bu eylemlerin başarıya ulaşması, gerici ve Amerikancı AKP'nin durdurulmasının da yolunu açacak, imkânlarını yaratacaktır. Bir dergide başka bir yazar şöyle diyor: "Tekel işçilerini ülkenin en karanlık günlerinde sınıf içinde Türkiye Komünist Parti'mizin ilk hücrelerini oluşturanlardır." Türk-İş önünde eylem yapan Tekel işçilerini TKP, kendi tabanı olarak görmekte. Oradaki işçilerin, TKP'nin bu bakışında elbette bir suçu yok. Ancak Tekel işçilerinin, kendilerine destek veren bu ve benzeri partilerin kendilerine nasıl baktıklarını bilmelerinde fayda var.

Tekel emekçilerini özne olmaktan çıkaran tavırlar ve tutumlar bunlarla sınırlı değil. Eyleme destek verdiğini söyleyen siyasi partiler -gerek Meclis içinden gerekse Meclis dışından- Tekel işçilerini "araç" konumuna düşürmekteler. Zira siyasi partilerin destek açıklamalarında Tekel işçilerinin sorunları yerine "hükümet karşıtlığı" öne çıkmaktadır. Açıklamaların özünde "AKP yıkılacak" sloganı öne çıkmakta. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "Tayyip Bey, seni asker değil ama Tekel işçileri götürecek." sözüyle siyasi mücadelesinde Tekel işçilerini araç olarak görmekte. Aynı Baykal, işçileri işten atan başka bir anlatımla işçileri ekmeksiz bırakan CHP'li belediyeleri görmezden gelmektedir. CHP'li belediyelerde çalışan binlerce işçi, kapının önüne konup aç bırakılırken onlarla görüşmeyen Baykal'ın, Tekel işçilerine destek vermesi samimi midir? Tekel işçileri, bu yaman çelişkiyi sorgulamalılar.

TÜRK-İŞ İÇİNDEKİ GENEL BAŞKANLIK MÜCADELESİ

Tekel işçilerinin bilmesi gereken bir başka nokta ise Mustafa Türkel'in Türk-İş genel başkanı olma hedefidir. Böyle bir hedefin olması normaldir. Normal olmayan, böyle bir hedefe giden yolda Tekel işçilerinin mücadelesinin kullanılmasıdır. Eylemle birlikte adı öne çıkan Türkel'le ilgili onlarca köşe yazısı yazıldı. Bu yazıların çoğunda kendisine "Türkiye'nin Leh Walesa'sı", "Türkiye'nin Gandhi'si", "işçi hareketinin yeni vizyoner lideri" gibi yakıştırmalarda bulunuldu. Türk-İş içindeki muhalif kanadın tartışmasız lideri haline geldi. Tekel işçileri, mücadeleleriyle Türkel'e hedefindeki Türk-İş genel başkanlığının yolunu açmıştır.

Bu düşüncelerimizi destekleyen alıntılar, marjinal sol grupların internet sitelerinde çeşitli yazılarda da görülmektedir. O yazılardan birinde "Türk-İş yönetimindeki güç dengeleri her geçen gün değişir ve ara ara bir olağanüstü genel kurul gündeme otururken; Türk-İş kapısına yığılan işçiye sahip çıkmak, 'sendikacılık' yapmak durumunda kaldı. Bilindiği gibi, uzun süredir Türk-İş yönetiminde bir tarafta Mustafa Kumlu, Ergün Atalay ve Pevrul Kavlak; diğer tarafta ise Mustafa Türkel ve Nihat Yurdakul yer alıyordu" denmektedir. Bütün bunlardan anlaşılan şudur ki; operasyonun odağında Türk-İş genel başkanlığı yer almaktadır. Mevcut genel başkan Kumlu yıpratıldıktan sonra Türkel'in hedefindeki genel başkanlığa ulaşmak kolay olacaktır. 17 Ocak mitinginde Kumlu, yaptığı konuşma sırasında yuhalanmıştır. Acaba yuhalatmada Türkel'in bir etkisi var mıdır? Bir başka sol grup dergisinde bu olayla ilgili şunlar yazmaktadır: "Yıllar sonra Tekel işçileri şahsında proletarya kürsüyü işgal etti. "Genel grev-genel direniş!", "Kumlu gelecek, bu iş bitecek!", "Bizi satanı biz de satarız!" sloganları ile gerçekleşen işgal, sendika yöneticileri ile onların etkisi altında kalan bazı öncü işçilerin engelleme çabasına rağmen tam bir saat sürdü. İsmi dahi anons edilmeden kürsüye çıkan Kumlu, suya sabuna dokunmayan konuşmasının ardından peşine takılan diğer yöneticiler alanı sessizce terk ederken, alanda kalan Harb-İş Genel Başkanı Ahmet Kalfa ve Tek Gıda-İş'in bazı şube yöneticileri işgali sona erdirme göreviyle baş başa kaldılar. Sıkışmışlık ve çaresizlik içinde Türk-İş adına genel grev sözü vermekten kendini alamayan Harb-İş Genel Başkanı Ahmet Kalfa, "Kumlu gelecek, o söyleyecek" diye haykıran işçileri, "Kumlu nereye kaçabilir, siz her gün onun etrafını çevirmişsiniz." diyerek yatıştırmaya çalıştı. Türk-İş binasının "girilmez" katlarını tek tek çıktılar. Yönetici odalarının kapılarını yumrukladılar. Görüldüğü gibi mitingde de öne çıkan Tekel işçilerinin hakları değil, yukarıda ifade edilen sendika iktidar mücadelesi. Akılda kalan ise Mustafa Kumlu'nun yuhalatılması, başkanların odalarının yumruklatılmasıdır. Genel grev sözü veren Harb-İş Genel Başkanı Ahmet Kalfa'nın ise işkolunda grev yasağı bulunmaktadır.

Tekel işçilerine destek verdiğini iddia edenlerin açıklamalarından anlıyoruz ki, temel amaçları Tekel işçilerine destek vermek değil. Aksine gerek iktidar mücadelesi gerekse sendikal iktidar mücadelesinde Tekel işçilerini araç konumuna düşürmektedir. Tekel işçilerinin hak alma mücadelesini kötü bir biçimde kendi amaçlarında araç olarak kullanmaya devam etmektedirler. Tekel işçileri, bence en önemli dersi bu çıkarcı oportünistlere vermeliler. Samimi olmayanların maskelerini düşürmeli ve sırtlarından iktidar devşirmek isteyen gruplara haddini bildirmelidir. Tekel işçileri, sırtındaki bu faydacıları atmalı, hükümet ise kendileriyle ilişki kurmaya hazır olan Tekel işçilerinin bizzat kendilerini muhatap alarak onlarla ilişki kuracak yeni bir yol açmalıdır.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT