1. YAZARLAR

  2. Fatma K. Barbarosoğlu

  3. Tekbir'i kiralık bedenlerden kurtarma davası
Fatma K. Barbarosoğlu

Fatma K. Barbarosoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Tekbir'i kiralık bedenlerden kurtarma davası

A+A-

Aşağıda okuyacağınız yazıyı, iki binli yılların başında yayınladım. Tekbir'in "markalaştırılma"sına 1995 yılından bu yana itiraz ediyorum. Tesettür modası tabirine itiraz ediyorum. İtirazlarımı İmaj ve Takva, Şov ve Mahrem isimli kitaplarımda dile getirdim. Ama itiraf etmeliyim ki, onca yazı kalbimdeki acıyı hiç hafifletmedi. Ta ki Prof. Dr. İlhami GÜLER ile Süleyman BAYRAKTAR'ın marka iptali için dava açtıkları haberini okuyuncaya kadar.

Davanın bir an önce markanın iptali ile neticelenmesini bekliyor; dinci tavırlar için mümin kalpler olarak seferberlik ilan edelim diye sizi yıllar önce yazmış olduğum yazı ile baş başa bırakıyorum.

Ayrıca, Prof. Dr İlhami Güler ve Süleyman Bayraktar'a sadece kalem ve kelam yoluyla değil hukuki yollardan red etme hakkımızı bize hatırlattıkları için çok teşekkür ediyorum.

Başı "örttürülen" lerden misiniz?/Başını örtenlerden misiniz?

92 yılından bu yana senede birkaç defa "tesettür modası" adı altında haberlere, tv programlarına tanık oluyoruz. Tesettür defileleri neden daha önce değil de 90'lardan itibaren gündeme gelmeye başladı? Tesettür ve moda kelimeleri yan yana geldiğinde vurgu hangi kelimede ağırlık kazanıyor? Tesettür defileleri kimin için yapılıyor? Tesettür defileleri dindar kadınların kıyafetini nasıl etkiledi? Bu soruların cevapları önemli. Ama bu cevapları başka bir yazının konusu yapmak üzere defileyi hazırlayan kişinin mankenlerin başını "örttürmekten" aldığı hazzı detaylandırmakta fayda var.

70'li yıllarda İslami kesimde hâkim söylem, hali hazırda var olan ile İslami hayat tarzında olmayacaklar üzerinden oluşturularak İslam'daki "yok"lar, liste halinde sunulurdu. 80'lerin ortalarından itibaren bu söylem "İslam'da o da var bu da var " genişliğine kaydı. Söylemdeki bu farklılaşmanın sebepleri arasında İslami medyanın etkilerinden, köylülük imajından kurtulmaya çalışan yeni zengin kesimlerin hayat tarzı arayışlarına ve bu hayat tarzı arayışında "Müslüman her şeyin en iyisine layıktır"ın can simidi olarak sloganlaştırılmasına, sitemin dindarların hayat tarzı üzerinde yoğunlaşan baskısına kadar pek çok faktörden bahsetmek mümkün. Fakat değişimi baş döndürücü bir farklılaşmadan ziyade aynı zihniyetin tersi ve düzü olarak okumanın yaşanmakta olanları anlamamız açısından daha sahih bir görüntü sunacağını düşünüyorum.

70'li yıllar tefrit yıllarıydı. İlkelerin ortaya konmasından ziyade şekil üzerine vurgu yapılıp, olabildiğince zevksiz ve kaba giyinmek "takva" ölçüsü olarak kabul edilirdi. O yıllardan günümüze değişmeyen tek şey bir kadının başını örtmesinin/açmasının olay, baş "örttürenlerin"/ "açtıranların" kahraman olmaya devam etmesi. Manken bedenlerinin bir defile süresince başı örtülü olarak kiralanmasının "dine hizmet" adı altında lanse edilmesi, "kötü dünyanın" kadınlarına baş öttürme zaferi olarak ortaya konması; "sahneden inip hidayete erenlerin" dindar kadınlara öncü olarak gösterilmesinin genetik sürekliliği mahiyetinde. Yıllardır dinini kendi halinde yaşayan kadınların "kötü dünyanın" içinden gelip "hidayete eren" kadınından "dinini" öğrenmesinin beklenmesi ile; "kötü giyinen" dindar kadınların manken bedenlerinden giyim-kuşam, yürüyüş, endam öğretilmeye kalkılması bu sürekliliğin işareti .Nitekim sokaklar yavaş yavaş mankenvari yürüyüşler talim etmeye kalkan tesettürlülerle dolmaya başladı bile.

Tesettür defilesi için başını örten mankenlerin "Tesettüre girmek hiç fena değil insan kendini böyle de güzel hissedebilir" diye uzatılan mikrofonlara görüş bildirmesi, tesettürü düzenleyenler tarafından sadece başarı / bütün bedenleri feth etme olarak algılanmıyor, bunun yanında "paramla da olsa mankenlere başını örttürdüğüm için mutluyum" dedirtecek kadar ayaklarını yerden kesen bir sarhoşluğa sürüklüyor. Bu sürüklenişte, başörtüsüyle ya da mayoyla vurgunun güzelliğe ve dikkat çekmeye, yani kadın bedenine odaklanıldığı fark edilmiyor bile. Yapılan defile sonucunda başörtüsü kiralık bedenler üzerinde mayoyla değiş –tokuş edilen sıradan bir giyim aksesuarı olarak algılanıp ait olduğu ontolojik yükseklikten aşağı çekiliyor.

"Paramla da olsa başını örttürdüğüm için mutluyum " diyen zihniyet ile kanunları arkama alarak kızları ağlata ağlata imam-hatiplerden, üniversitelerden arındırıyorum diyen zihniyet benim için aynı. Allah'ın emirlerine muhatap olarak başını örten genç kızlar ve kadınlar başlarını kimse örttürmediği için, başörtüsünü bir gül gibi taşıyorlar. Yasaklar kamusal alanda nefes aldırmaz bir iklim oluşturduğunda aynı kadınlar/genç kızlar başlarındaki örtüyü ateş gibi taşıyor. Yanıyorlar hiç kimseyi yakmadan. Onların asil, masum ve mazlum duruşlarını manken bedenleri kiralayarak bozmaya, metalaştırmaya kalkışılması "dine hizmet ediyorum" edasına fit olunup alkışlanacak öyle mi?

Dine ne kadar hizmet edildiğinin daha iyi anlaşılması için 21.5.2002 tarihli Hürriyet gazetesindeki tesettür defilesine katılan mankenlerin tesettürlü halleriyle mayolu hallerinin bire bir karşılaştırmasına bakılsın lütfen! Gazete "bunlar onlar" diye başlık atarken aynı kadınların tesettürlü ve mayolu hallerini bir arada sunarak var olan görüntüden, olmayanın çıkarılmasının ipucunu vermiş oluyor. Modern bilincin ayırt edici özelliği olan kes-yapıştır-değiştir sürecine bir defile dolayımından şahit olunuyor böylece.

Dini terimleri müesseselerine isim olarak koyan insanların dine ne kadar zarar verdiğini modern bilincin kes-yapıştır mantığı içinde izah etmekte fayda var. Benim kuşağım tekbir sözünü duyduğu zaman bir davet almış olmanın heyecanı içinde bağırır "Allahuekber" diye kalbini ve zihnini Allah'ın emirlerine hazır hale getirirdi. Kızım tekbir kelimesini duyduğunda ilk önce mankenleri ve defileleri hatırlayacak. Zihindeki bu imaj bozumuna sebep olanların dine hizmet ile alakası olabilir mi?

Yeni Şafak gazetesi

YAZIYA YORUM KAT