'Tek tarih' ile iki adım ilerleyemezsiniz

25.06.2008 05:40

Kürşat Bumin

Dengir Mir Fırat'ı tahmin edilen tepkiler karşısında geri adım atmadığı için kutlamak gerekir. Hasretini çektiğimiz bir tutumdu doğrusu. Bunu söylerken olayı gözümde büyütüyor değilim. Fırat, yapılması gerekeni yapmıştır sadece. Mehter ayağına o kadar alışmışız ki, “Evet aynen öyle söyledim, ne var?” türünde bir açıklamayı alkışla karşılıyoruz.

“Her devrim sosyal bir travma yaratır. Evrim ile devrimin arasındaki fark budur” diyor Fırat. Yeri gelmişken aynı zamanda Fransız Devrimi'nin büyüt tarihçilerinden biri olan Jaures'in şu ünlü sözünü de biz araya sokalım: “Devrimler evrimin barbar formlarıdır.”

Fırat bir siyasetçi olarak büyük bir “hakikat”i açıklamıyor. O sadece, siyasetin olgulara sırtını dönemeyeceğine inanmış birisi olarak, ertesi gün demeç verme yarışına giren “siyasetçiler”den farklı biçimde, siyasetin “tek tarih” ile yetinemeyeceğine işaret ediyor. Çok yerinde olarak tabii ki; çünkü sadece Türkiye değil, hiçbir ülke-toplum “tek tarih” ile baş başa kalarak aydınlığa ulaşamaz.

Fırat, bugüne kadar bilinmeyen bir sayfayı da açmıyor. Çünkü Türkiye de -çok şükür- hiç değilse belli bir süredir “tek tarih”ten sıkılan insanların yazıp-çizip-konuştuğu bir ülke haline geldi. Büyük rötarımıza rağmen yine de ne mutlu bize...

Siz bakmayın “Bir yalandan daha kurtulduk” diyerek önlerine açtıkları “tek tarih”in yalan-yanlışlarıyla ile yaşamayı seçenlere. “Tek tarihin yalan-yanlışları” diyorum, çünkü dünyada önünüze çıkan her “tek tarih” zorunlu olarak yalan-yanlışlar içerir. Tarihte “hakikat” var mıdır, o başka mesele. Ama olması gereken toplumların -eğer büyük bir suskunluğa girmeleri özlenmiyorsa- tek değil çok tarihle geçmişlerini (ve bugünlerini) anlamaya çalışmalarıdır.

Aksi takdirde toplumun sığındığı büyük suskunluk onu tabii olarak kurutur, körletir ve her türlü yaratıcılıktan yoksun kılar... Toplumsal bilinci ve bilinç altının üzerine çökmüş olan “tek hafıza” onu yoksul, mutsuz ve sonuç olarak hafızasız kılar.

Fırat'ın sözlerinden “Demek ki bugüne kadar söyledikleri, yaptıkları takiyeden başka bir şey değilmiş” sonucunu çıkartmak, şu kadar yüzyıllık bir ülke tarihini “Cumhuriyetin el kitabı” ile anlamaya çalışmak gibi imkansız bir çabadan başka bir şey değildir.

“Tek değil çok tarih” diyordum.

En başta da “devrim tarihleri” söz konusu olduğunda tabii.

Bu konuyu geçen on yıl içinde birkaç kere işlemeye çalışmıştım. Günü geldiği için kısaca tekrar hatırlatayım.

Tarihçi François Furet, Fransız Devrimi'nin 200. yıldönümünü karşılamak üzere kaleme aldığı önemli eserinde (“Fransız Devrimi'ni düşünmek”) Devrim'in 200 yıldır hangi bakış açılarından anlaşıldığını-yazıldığını şöyle sıralıyordu: “Kralcı tarihler”, “liberal tarihler”, “Jakoben tarihler”, “anarşist ve liberter tarihler”.

Başka türlüsü mümkün müydu? Bir büyük devrimi “tek bir tarihle” anlatmak-yazmak mümkün müydü? Thiers ve Guizot başka, romantik Michelet başka, Aulard başka, ve tabii ki Jaures başka bir tarih anlatıyordu. Josef de Maistre ve Britanyalı Burke'ün Devrim'i topa tutan tarihlerini saymıyorum bile. 1917 Bolşevik Devrimi'nin etkisiyle Mathiez'in Robespierre'i merkeze alarak okurlarının kanını kaynatan tarihini ya da Daniel Guerin'in Devrim'in anarşist okumasını yaptığı o güzel kitabına da hatırlayalım.

Benim bir zamanlar çok tuttuğum bir kitabın yazarı olan tarihçi Jacgues Sole ise, uzun zaman ideolojilerin esareti altında tutulan Devrim'in anlaşılması için büyük katkının İngiliz ve Amerikalı tarihçilerden geldiğini söylüyordu.

Neyse uzatmaya gerek yok, ana fikrimizi söyleyebiliriz:

Bir tarih, bir devrim tarihi tabii ki böyle “çoğul” olmak zorundadır.

Bir kralcı ya da liberal tarihçinin Devrim'in uygulamaya koyduğu “yeni takvim”i (çünkü Devrim kendi zamanını-takvimini istiyordu), 1792'den itibaren sahne koyduğu “Akıl kültü”, “Akıl tapınağı”, ya da deist Röbespierre'in eseri olan “Yüce varlık kültü”nü, bu çerçevede Katolikliğe getirilen yasakları, kiliselerde düzenlenip sokağa taşan karnaval kortejlerini vs aynı açıdan, aynı “tarih” içinde değerlendirmesi-anlatması mümkün mü?

Ama siz sonuca bakın: Devrim'in nedenleri meselesini de araya sokunca ortaya çıkan bu onlarca farklı tarih yazımı tabii ki bir toplumun tarihinin zenginliğine işaret eder.

Ama bir de “tek tarih” ile tarihlerini öğrenmeye, ondan bugün için sonuçlar çıkarmaya çalışan toplumların içine düştükleri en başta entelektüel yoksulluğu hayal edin...

Ve de öyle bir medya ki, halinden son derece memnun bir biçimde “Tek tarihte kalalım, böylesi çok daha konforlu” diyerek var gücüyle (nihayet) açılan ağızları kapatmaya uğraşıyor.

Yeni Şafak gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim