Tek parti sultası

25.08.2010 14:25

Yasemin Çongar

"Atatürkçü Düşünce Sistemi” diye bir şey uydurdular biliyorsunuz... Harp okullarında, 1920’lerin ruhuna uygun, demokrasiye, özgürlüklere ve çoğulculuğa değil, “tek parti” zihniyetine bağlı bir ideolojik formatlama işleminden geçirilen Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, biraz da bu “ADS” sayesinde, değişen dünyanın ve toplumun dinamiklerini kavrayamayacak kadar dar kalıplar içinde, bilumum darbımesel gibi “Doktrin istemem, donar kalırız” sözü de kendisine mal edilen Mustafa Kemal’in zekâsına da bizatihi saygısızlık sayılabilecek bir sığlıkta düşünüp konuşmaya mahkûm edilmek isteniyorlar.

Bence Türkiye’nin asıl “mucize çocukları,” harp okullarında herşeye rağmen “format tutmayan,” hayat bilgisine, toplum bilgisine, dünya bilgisine ve bunları harmanlayan bir demokratik bilince sahip olmayı başarabilen subaylar... Öyle subaylar var ve sayıları artıyor. Ordu cenahında, kırılan kol mutlaka yen içinde kalmıyor ise artık, bunu, her şeyden önce, görev yaptıkları kurumun “muasır medeniyet seviyesine ulaşmasını,” gelişmiş demokratik ülkelerin ordusu düzeyinde bir ordu olmasını arzulayan o subaylara borçluyuz.

“Savaş, savaşanları birbirine benzetir” derler. Çeyrek asırdır savaşan PKK ile TSK’nın refleks ve söylemlerinin birbirini andırması, yine de şaşırtıyor beni. Kürtleri “makbul vatandaş” saymayan devletin ordusu ile “makbul” sayılmamaya isyan eden bir hareketin, birbirinin ideolojik “izdüşümü”ne dönüşmesinden daha acıklı bir ironi olabilir mi?

Ordunun ve orduyu Türkiye’nin gerçek iktidarı kabul edip, bunun böyle sürmesi için çalışan “sivil” kesimin ADS’si varsa, PKK’nın ve PKK’yı Kürt toplumu içinde “mutlak iktidar” kabul eden “sivil” kesimin de, artık adı “Apocu Düşünce Sistemi” midir nedir, ona benzer bir ideolojik formatlama sistemi var sanki ve bu sistem, adeta Kemalizmin tornasından geçmiş, 1920’lerin zihniyetine, “tek parti” sultasına tâbi Kürt emir subayları üretip duruyor...

BDP’nin, referandumda “evet” diyeceklerini açıklayan Kürtlere karşı kaba ve saldırgan tavrını, başka nasıl açıklayabiliriz bilmiyorum.

Demokratik Toplum Kongresi’nin, barış ve demokrasi isteyen Kürtleri kucaklayan geniş bir platforma dönüşmesini de engelleyen bu tekelci tutum, “tek parti” zihniyetini gayet iyi tanıyan demokrat Türklerin, demokrat Kürt kardeşleriyle çok kolay empati kurmasını sağladı, orası kesin... Ama ordunun (deyin ki PKK), orduyu yönetmeyen ama ordu tarafından yönetildiği izlenimi veren “tek parti”nin (deyin ki BDP), referandumda “evet” diyeceğini beyan eden o “format tutmamış,” o “mucizevi” Kürtlere karşı yürütmeye başladığı çirkin kampanyanın Kürt halkına bir katkısı var mı sizce?

Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Galip Ensarioğlu ve Kürt illerindeki iş dünyasıyla sivil toplumu temsil eden çok sayıda örgüt başkanının “evet” diyeceklerini açıklaması ardından, BDP sözcülerinin alenen, PKK’nın ise özel kanallardan verdiği tehditkâr karşılık ne anlama geliyor?

Kuşkusuz, bu öncelikle Türkiye’nin asimilasyona direnen Kürtleri arasında “mutlak iktidar” olma heveslisi PKK’nın, Kürt burjuvazisini artık kaybettiğinin, kentli ve üreten Kürtleri artık kontrol edemediğinin göstergesi... Ama “burjuvazi” kelimesi sizi yanıltmasın, burada bahsettiğim Kürt burjuvazisi, İstanbul merkezli pısırık Türk burjuvazisinin aksine, değişimden, demokrasiden, hak ve özgürlüklerden yana ses çıkarmış bir burjuvazi.

Ve öyle anlaşılıyor ki, Türkiye çapındaki egemen izdüşümünü çok iyi bildiğimiz o “tek parti” kafası, o “güçlü PKK, güçlü Kürdistan” kafası, kendisi dışında fikir üretilmesine, kendisi dışında irade kullanılmasına tahammülsüz. Bu fikrin, bu iradenin, Kürt halkının eşitliği, özgürlüğü, barışı ve refahı için çalışan kesimlerden gelmesi bir şey değiştirmiyor.

Referandumda “evet” mi diyeceksiniz, o zaman bugüne dek Diyarbakır için ne yapmış olursanız olun, siz Diyarbakırlı sayılmıyorsunuz... Boykot fikrini, Kürt halkına zararlı mı buluyorsunuz, o zaman siz “satılmış”sınız, siz AKP’den vekillik sözü almışsınız... Bugüne dek Kürtlerin eşitliği ve özgürlüğü için ne yapmış olursanız olun, siz “düşman”sınız.

Aynen bu propagandayı yürütüyorlar utanmadan. TSK’nın, “ADS” sınırlarına hapsolmayı reddeden sivil toplum örgütlerini düşman belleyip andıçlaması misali, şimdi de Kürtlerin “ordu millet elele”ci emir subayları, Kürt işadamları, Kürt dernek başkanları, Kürt oda başkanları aleyhine “kara propaganda” yapıyorlar. El insaf!

Cengiz Çandar dün Radikal’deki yazısında çok haklı bir soru soruyordu: “Türk-Kürt, Türkiye’nin demokratik kuruluşlarının önemli bölümüyle ipleri çözen, temsil iddiasında bulunduğu kendi halkının hatırı sayılır bölümünden destek elde edemeyen bir hareket, ‘demokratik özerklik’ projesi için kimden destek alacak, kiminle görüşecek? ‘Demokratik özerklik’ için silahlardan mı medet umacak? Böyle saçmalık olur mu?” Böyle saçmalık olur mu, hakikaten.

Düşünün bir; geçen hafta “Dürüstçe söylemek gerekir ki Kürtlerin önünde ‘hayır’la ‘evet’ arasında bir tercih olursa elbette ki hepsi ‘evet’ diyecek” deme dürüstlüğünü gösteren Ahmet Türk, dün Kızıltepe’deki BDP mitinginde “boykot” diye bağırıyordu. Kendisini severim, sayarım ve Ahmet Türk adına gerçekten üzüldüm dün; Kürtlerin tercihini bu kadar iyi bilen bir liderin, tercih hakkını onların elinden almak için kampanya yapması içimi burktu. Bir kez daha “tek parti” sultasına isyan ettim.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim