1. YAZARLAR

  2. Nuray Mert

  3. Tek parti rejiminin eşiğinden
Nuray Mert

Nuray Mert

Yazarın Tüm Yazıları >

Tek parti rejiminin eşiğinden

A+A-

‘Sonucu fark etmez seçim’ diye yazmıştım, doğrusu bayağı fark etti.

AKP, bazı öngörülerin iddia ettiği gibi yüzde 47’lere yakın oyu korusa da, AKP’lilerin bile telafuz ettiği 42’lere gerilese de, siyasi tabloda fazla fark olmayacağını düşünüyordum. Ancak, yüzde 39 gibi tartışmasız gerilemenin fark yarattığı kesin.

Ancak, ben yine de bu farkın en dikkate alınması gereken yanının, Türkiye’nin yeni bir tek parti döneminin eşiğinden dönülmesi olduğunu düşünüyorum. Yoksa, ‘AKP’nin hızla erimeye başladığı’, ‘muhalefetin biraz daha gayret etse ciddi iktidar alternatifi olacağı’ gibi görüşler aşırı yorum olmaya mahkûm. Diğer taraftan, halen ekonomik krizin oy verme davranışını fazla etkilemediğini düşünüyorum. Aksi halde, oy dengeleri bölgesel olarak değil, tüm Türkiye sathında değişirdi. Görünen tablo o ki, AKP, çekirdek seçmeninden birkaç puanı SP’ye kaybetmiş, diğer kaybı en dış çeperinde olmuş, dağınık yerlerden gelen oy dağılarak gitmiş.

Evet, bu seçim sonucunun yeni bir tek parti rejiminin kıyısından dönülmesi gibi umut vaat eden bir yanı, ama kronik kutuplaşma eksenlerinde safların sıklaşması gibi bir de kaygı verici yanı var. Bir kere, sadece AKP, halen ‘Türkiye partisi’ özelliği gösteriyor. Diğerleri, öncelikle bölgesel olarak, genel Türkiye tablosunun şu veya bu ucunda yoğunlaşıyorlar.

Bir kitle partisi olan AKP’nin de, iç kesitleri, bu anlamada büyük bir gerilime ne kadar dayanıklı, henüz belli değil. Yani, Kürt meselesi söz konusu olduğunda Erzurumlu AKP’li ile Diyarbakırlı AKP’linin yan yana durup duramıyacağı son derece şüpheli.

Kısacası, tek parti rejiminin kıyısından dönülmüş denebilir belki ama siyasi kriz aynen, hatta artarak devam ediyor. ‘Mesaj’ veya ‘uyarı’ verdiği iddia edilen Türkiye seçmeninden söz etmek giderek daha zorlaşıyor. Onun yerine Kürt seçmen, muhafazakâr seçmen, laik seçmen gibi oy verme davranışının çıkış noktası birbirinden çok uzak ve esneme payı çok düşük olan seçmen kitlesi var. Bunu artık görelim. Bunu görürsek, Türkiye’de siyasetin krizini sadece seçimlerle aşmanın mümkün olmadığını da anlarız. Çünkü, seçim sonuçları sayısal olarak ne olursa olsun, gerilim yaratan konularda odaklaşmalar sorun olmaya devam edecek.

Nihayet, evet, bu krizi ancak daha fazla demokrasi ile aşmak mümkün. Ama klişeler üzerinden bir demokrasi ezberlerini dayatarak değil, yeni bir uzlaşma ekseninin koşullarını oluşturmaya çalışarak. Bunun için de çatışma ve gerilimlerin tüm taraflarını hesaba ve işe katmak zorundasınız. Kürt meselesinin çözümü önünde Türk milliyetçiliği gibi bir engel gördüğünde, ‘onlar kötü adamlar’ diye kolayca devre dışı bırakılabileceklerini sanan, siyasetin sadece sevdiğimiz adamlar ve fikirler etrafında yapılabileceğini uman, mevcut demokrasi söylemi ile safların sıklaşması dışında bir çözüme gitmek mümkün değil.

Mevcut krizi yine AB çıpasına sarılarak aşma önerisi bir başka büyük yanlış hesap. AB karşıtı olmam, AB demokratik kriterlerinin önemini teslim etmeme engel değil, ama, asıl önemlisi, o kriterlere nasıl ulaşılabileceğimiz. Ben demokratik uzlaşmanın dışardan dayatılarak gerçekleştirilebilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum, dahası bunu demokratik bulmuyorum. Dahası, bu türden bir dayatmanın fazladan gerilim yaratacağını düşünüyorum. O nedenle mevcut tabloyu yine aynı yöntemle aşma önerisini hiç ama hiç anlamlı bulmuyorum. Dahası, son ekonomik krizle, AB’nin kendi içinde son büyük sorunlar yaşadığı, kimseye hayrı olamıyacak bir dönemde bir kez daha sorunlarımızı çözsünler diye onlara havale etmek nasıl bişr akıldır anlamakta zorlanıyorum.

Sonuçta, seçim sonuçlarını bir kez daha klişeler üzerinden okumayalım, Türkiye’nin son resmi üzerinde ince okuma yapalım, oradan yola çıkalım diyorum.

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT