Tek laiklik -1

12.05.2012 05:20

Ali Bulaç

Yeni bir anayasa hazırlığını yaşamakta olduğumuz günlerdeyiz.

Başından beri savunduğumuz tez şu: Yeni bir anayasa, temiz beyaz bir sahifeyi önümüze koyup üzerinde mutabakata varacağımız maddeleri bir bir yazabilme iradesini göstermektir. Süreci karşılıklı anlayış, hoşgörü, anlama-dinleme şölenine çevirmek gerekir.

Takip edilecek yegane yöntem "rıza ve müzakere" olmalı. Tabii ki herkesin kırmızı çizgileri var, herkes çizgilerini anayasa metni haline getiremeyebilir. Bu durumda "ittifak edilen maddeler anayasada yer alır, ihtilaf edilen konular gruplara, grupların sivil-medeni alanlarına bırakılır". Bu Batılı demokrasilerin bilemediği çözümdür.

Yazım sürecinde yegane kırmızı çizgi "nefret, şiddet ve teröre davet, tahkir ve tahrik, ben beğenmedim iç savaş çıksın" olmamasıdır. Sıradan insandan en tepedeki yetkiliye kadar herkes hoşumuza gitmeyen her fikir ve öneriyi orta yere getirmeli.

Başbakan R.Tayyip Erdoğan, siyasi bir şahsiyet olarak kırmızı çizgileri bir kere daha belirtirken "tek din" dedi: Bilindiği üzere Başbakan sıkça "Tek devlet, tek bayrak, tek vatan, tek millet" der, arkasından "etnik milliyetçilik, dini milliyetçilik, bölgesel milliyetçilik"i de eklerdi. Bu sefer kırmızı çizgilere "tek din"i de ilave etti.

Anlaşılır sebeplerle ve doğal olarak laik kesimden tepkiler geldi. Bunun üzerine 5 Mayıs 2012 Adana konuşmasında "üzerinde çalıştığımız ilkelerimizden bahsettim, dört tane temel çizgi... Üçüncüsü tek dindir. Dil değil, din, din. Bunu söyledik."

Laik kesim yine anlaşılır sebeplerle ve doğal olarak tepki gösterdi. Ancak "demokratikleşme süreci"nde öncü rolünü oynadığı düşünülen Ahmet Altan'dan öyle bir tepki geldi ki, hepimiz donakaldık, küçük dilimizi yuttuk. En şahin laikçileri bile fersah fersah geride bıraktı, umarım Altan gücenmez, bir anda aklıma Coşkun Kırca geldi, acaba tenasuh yoluyla ruhu Altan'ın bedenine mi geçti, diye kendi kendime sormadan edemedim. Sayın Altan, Başbakan'a en ağır hakaretleri yağdırmakla kalmadı -mesela 'kendi kendine tapınma' ayinleri yapan, freni patlamış kamyon olarak tavsif etmesi gibi-, behemehal elektrikli sandalyeye oturtulması gereken 'hükümlü' ilan etti.

Bu da yetmedi, "tek din" çizgisinin "ağır suç" olduğunu; "devletin laik yapısını değiştirmeye kalkışmakla toplumu bölmeye, Lübnanlaştırmaya çalışmakla, kan dökülmesine sebebiyet vermekle aynı şey sayıldığını; Başbakan'a oy veren yüzde 50'nin karşısına diğer yüzde 50'nin duracağını; hatta Başbakan'a destek veren yüzde 50'nin dahi desteğini sürdürmeyeceğini; böyle bir durumda "Şu anda birbirleriyle hiçbir şekilde anlaşamayan kitleler Kürt'üyle, Türk'üyle, Müslüman'ı, gayrimüslimiyle, Sünni'siyle, Alevi'siyle, Kemalist'i demokratıyla, sağcısı solcusuyla 'laiklik' etrafında birleşeceğini" yazdı (Taraf, 8 Mayıs 2012.)

Kendine 'kolay hedef' seçtiği Başbakan'a "dayak atmak"tan pek hoşlandığı anlaşılan Ahmet Altan'ın yazısında üç önemli husus var:

1) Türkiye'de sosyo-politik durum tesvir ettiği gibiyse zaten ne demokratikleşmeye ne yeni-sivil anayasaya gerek var. Çünkü saydığı toplumsal gruplar 'laiklik' etrafında birleşebilirler, belki bir miktar "bilinç eksikliği" yaşamaktadırlar. Bunu da laikçileri çok daha derinlemesine, 'tefsir ve şerh ederek, hermönetik yöntemle yorumlayarak' anlaşma zemini bulabilir, gül gibi bir arada yaşayabilirler. Tasvir ve hermönetik okuma anayasa işi değildir.

2) Eğer "Kürt, Türk, Müslüman, gayrimüslim, Sünni, Alevi, Kemalist demokrat, sağcı, solcu" öteden beri büyük sorunlar yaşıyorlarsa, herhalde bundan "din veya İslam dini" değil, Altan'ın "uğruna kan akar" dediği "din-dışı/laiklik" sorumludur.

3) Anayasa hazırlama sürecinde "laiklik"ten söz etmenin bedeli buysa, böyle bir ortamda fikir beyan etmenin manası yoktur.

Altan'ın yaptığı vahim bilgi yanlışlıkları ve değerlendirme hataları bir yana, bu "yeni kırmızı çizgi" Başbakan'ın kafasından çıkmış bir fantezi değildir; Kürt sorunu, Alevi meselesi ve gayrimüslimlerin sorunları, Diyanet'in yeni dönemde sistem içinde alacağı şekil ve çok daha geniş kapsamda poskemalizm dönem için öngörülen restorasyonla ilgilidir. Bu konuyu pazartesi günü ele almaya çalışacağız.

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim