1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Tehlikeli oyunlar
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Tehlikeli oyunlar

A+A-

Üniversitenin ilk yıllarında, Erdal Yıldırım’ın MHP’li belediyenin kurduğu A Takımı isimli çete tarafından öldürüldüğü Ankara’nın Ovacık isimli kenar mı kenar mahallesinde ‘çalışıyordum’. Oturduğumuz evleri de bu mahallede tutmuştuk. Çoğunluğu Alevi ve Kürt ailelerden oluşan Ovacık, belediyenin de yoğun çabalarıyla faşist grupların at oynattığı Keçiören’de adeta bir vaha gibiydi. Aileler kurulan derneklerde görev alarak örgütlü bir şekilde hareket ediyorlar, mahallelerinde faaliyet yürüten gençlerle iyi ilişkiler kuruyorlardı.

Tüm Türkiye’deki sol gruplar için örnek alınan bir model olan Ovacık, kısa süre sol örgütler için adeta bir Filistin’e dönüştü. Nerdeyse tüm gruplar, ‘oyun’ oynamak için Ankara’nın en uygun ikliminin yaratıldığı bu mahalleye üşüştüler. Kimileri dolunayda gizli toplantılar yapıyor, kimileri de geceleri silahlı nöbetler tutuyordu.

Bu ‘asrısaadet’ günlerinden aklımda kalan bir sahne var ki, bugün bile hatırladığımda ağzımın kulaklarıma doğru yayılmasına engel olamam. Gece geç saatlerde eve dönerken, mahallenin yanı başındaki mezarlığın kenarında bir grup gördüm. Yanlarına doğru yürüdüm. Elleri bellerinde karşıma dikilen erketelere kendimi tanıttıktan sonra ne yaptıklarını sordum. Sırlarını benimle paylaşmadılar elbette. Ancak biz konuşurken yeri eşeleyen birinin topraktan bir dergi balyası çıkardığını gördüm.

Ertesi gün evden çıkarken kapının önüne bırakılmış dergiyi görünce, gece şahit olduğum olayın hikmetine vardım. Bir gece önce gördüğüm arkadaşlar, muhtemelen diğer yoldaşlarının daha önce gömdükleri dergileri topraktan çıkartmışlar ve tüm mahalleye dağıtmışlardı. Yani eylem yapmışlardı ve bunu da Rus klasiklerindeki devrimcilere en yakın tarzda yapmak için böylesine bir ritüele ihtiyaç duymuşlardı. Oysa dağıttıkları o dergi, künyesi falan da olan ve bayilerden satın alınabilen bir dergiydi. Hani derler ya, kendi kendilerine film olmuşlardı yoldaşlar.

O gün gülümseyerek karşıladığım, örgütlerin bu ve benzeri faaliyetlerinin, bölgeye ilk gelen ve aklı başında işlerle mahallelinin takdiri toplayan grup sayesinde Ovacık’ta yeşeren demokratik ortamın köküne kibrit suyu ekeceğine üzülerek şahit olacaktım daha sonra. Zira mahalledeki olumlu gelişmelerden rahatsız olan yerel yönetim ve polis, yukarıda sözünü ettiğim kepazelikleri gerekçe göstererek Ovacık’ı da ‘Türkiye Cumhuriyeti’ne dahil etmeyi’ başaracaklardı.

Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, Türkiye’deki sol grupların çok büyük kesiminin mustarip olduğu “illegalite-silahlı mücadele fetişizmi” adeta delikanlılık çağında yakalanmaktan gurur duyulan cinsel bir hastalık gibi halen varlığını sürdürüyor.

Kökleri 12 Eylül öncesinin yeraltı örgütlenmelerinde olan ve bugün yasal zeminde partileşen hareketlerde bile, hâlâ illegal kanatlarının var olduğuna dair efsanelerin dilden dile dolaşması bunun en açık kanıtı.

Sol gruplar arasındaki rekabette itibar nedeni sayılan bu sakat durumda romantik nedenlerin etkili olduğu açık. Ancak yasal siyasetin kanalları tıkandığında devreye girmesi meşru sayılabilecek bir tarz-ı siyasette, bu kanallar açıldığı zaman da ısrarcı olmak, kitleselleşmemek ve hatta başarısız olmak için çabalamak anlamına gelmiyor mu? Belçika’da, PKK’nın bazı organlarına karşı yapılan operasyonları da, tez elden telin etmek yerine bu bağlamda bir kez daha değerlendirmek gerekiyor bence.

Çünkü ne kadar hoşgörülü olsa da dünyanın hiçbir demokrasisine, Demokratik Açılım için güçlü bir siyasi iradenin oluştuğu, yıllardır devlet tarafından mağdur edilmiş bir halkın temsilcilerinin Meclis’te siyaset yapabildiği bir ülkede, silahlı mücadelede ısrarcı olmanızı anlatamazsınız.

Kaldı ki yıllardır demokrasi manifestosu yazıp, savaşçılarınızı finanse etmek için sizce meşru olan kara para aklama, haraç ya da vergi kaçırma (daha ağırları da var) gibi tahammül sınırlarını aşan yasadışı işlerinizi, tekil adli olaylar olarak değerlendirip tepenize binmeyen Batı’ya da fazla haksızlık etmemek lazım değil mi?

TARAF

YAZIYA YORUM KAT