Tehlikeli ilişkiler

03.09.2010 16:30

Melih Altınok

Ulusalcılıklarından sual olunmayan birtakım Yargıtay üyelerinin referandumda “hayır” çıkması için, daha düne kadar “terörist” dedikleri BDP ile kurdukları ilişkiye ve Öcalan’ın devreye sokulması beklentilerine dair telefon kayıtlarını dinledikçe, Laclos’nun ölümsüz eseri Tehlikeli İlişkiler geliyor aklıma.

Laclos hikâyesini, kahramanlarının cinsellik aracılığıyla komplolar kurarak çevrelerindeki insanların hayatlarıyla nasıl oynadıkları üzerine kurgularken, aynı zamanda ihanet, ihtiras ve intikam gibi arketiplerin yüzyıllardır hiç değişmeden insanlığın gündeminde nasıl kalabildiğini son derece dramatik ve çarpıcı bir biçimde sergiler.

Sivillerin anayasa yapabilmeye muktedirler olup olmadıklarının sınanması açısından bir milat niteliği taşıyan Anayasa referandumu öncesi, statükonun bekası nedeniyle paniğe kapılan yargı çevrelerinin karanlık ve tehlikeli ilişkilerine dair bu son örnek de, müesses nizamın onlarca yıllık komplocu zihniyetinin açık bir göstergesi niteliğinde.

Gelin görün ki skandalın ayrıntıları net, tanıkları hayatta ve görev başında olmalarına karşın merkez medya sessizliğini koruyor. İçlerinden topa girenlerse, gol olmasın diye her zamanki gibi topa elle müdahale etmekten çekinmiyorlar. İddiaların muhatabı Yargıtay üyeleri suspus. BDP de beylik açıklamalarıyla yetinmemizi istiyor. Telefonda hakkındaki iddiaları kendisine sorduğum, Selahattin Demirtaş’la görüştüğü iddia edilen, Ergenekon sanığı Savcı Cihaner’in Avukatı Turgut Kazan ise “Bunlar alçaklık” demekle yetindi.

Ama ben yetinmedim. Konu hakkında bilgisi olabilecek kim varsa ulaşmaya çalıştım. Sonuçta da çarpıcı bilgilere ulaştım.

Kaynaklarım bölgede yaşadıkları için açıkça mahalle baskısından mustarip olduklarını gizlemiyorlar. Ben de isimlerini açıklamayacağım. Ancak başka delillerle birlikte isimlerinin bende mevcut olduğunu belirteyim.

Bölgedeki bir sivil toplum kuruluşunun başkanlığını yürüten ve aynı zamanda hukukçu olan kaynağım, konuyla ilgili şahitliğini çeşitli platformlarda da şu sözlerle ifade ediyor:

“Referandumdaki tavırlarıyla ilgili bir sorum üzerine BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak bana ‘Yargıtay üyeleri bize pres yapıyor. Boykot evet demektir lütfen hayır deyin diyorlar’ dedi.”

Gültan Hanım, son dönemde havaalanlarında falan karşılaştığı Yargıtay üyelerinin kendilerine karşı “muhabbetlerini” de saklamıyormuş.

Bölgede tanınan ve güvenilen bir isim olan bu kişinin tanıklığına dair sözlerini, skandal ortaya çıkmadan önce, sosyal paylaşım sitesi twitter’da paylaştığını ve AKP’li bir bölge milletvekilimizin de bu notu sayfasında tekrarladığını söylersem, Kürt çevrelerinde sözkonusu ilişkiye dair ne denli yaygın bir kanaat olduğu ve bugün ortaya çıkanların aslında “sır” olmadığı daha iyi anlaşılır sanırım.

Konuyla ilgili görüştüğüm bir bölge milletvekili de yukarıdaki bilgileri doğruluyor. Hatta işi bir adım daha ileri götürüp, ölüyü diriyi unutup gözünü referandumdaki Kürt oylarına diken yargının, KCK operasyonlarındaki katı tutumunu da bu çerçevede okuyor, dinleyelim:

“Ne yazık ki Kürtler ve demokrat çevreler, KCK operasyonlarını yapanın hükümet olduğu propagandasına inandırıldılar. Bu nasıl mümkün olabilir ki? Bu işi yapan doğal olarak yargı. Yargının bu operasyonları Kürtlerde hükümete karşı bir tepki yaratmak için yaptığını aslında herkes biliyor.”

Bu tabloya bir de Şamil Tayyar’ın çarşamba günü köşesinde yer verdiği şu satırları ekleyin lütfen:

“Şimdi daha iyi anlaşılıyor, Yargıtay Birinci Başkanlığı’nın sürpriz bir kararıyla BDP’nin 6 eylüldeki Adli Yıl açılış törenine daveti...”

Merak ediyorum, şüphesi olan var mı hȃlȃ?

Bir şey daha takılıyor aklıma. BDP yöneticileri ve PKK’liler niçin çıkıp “Evet bize bu yönde teklifler var ama biz bu oyuna kesinlikle gelmeyiz” diye net bir şekilde konuşmuyorlar. Suça ortak değillerse, neden bu tezgâhı deşifre etmiyorlar “Hantepe’de TSK’nın zafiyeti yoktu” dedikleri gibi, şimdi de kendilerini yargının prestijini korumakla mı mükellef sayıyorlar.

İddiaların muhatabı BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak olduğu için kendisini aradım. Kışanak iddiaları yalanladı. “Üzerimizde evet ve hayır cephelerinden baskı olduğuna dair söylemlerim olmuş olabilir, ancak sözünü ettiğiniz şekilde bir diyalogumuz olmadı” dedi.

Her zaman yanında olduğumuz mazlum Kürt halkının önünde iki seçenek var şimdi! Ya tıpkı girişte adını andığımız romanımızdaki elitler tarafından deney faresi olarak kullanılan insanlar misali hayatların kaydırılmasına ses çıkartmayacaklar. Ya da kendilerine yakışanı yapıp asi ruhlarının rehberliğinde, artık deşifre olan bu tehlikeli ilişkilere ve referandum sürecinde üzerlerinde oynan oyunlara isyan edecekler.

Sahibi oldukları bu topraklarda, paylarına tam yirmi dokuz isyan düşen Kürt kardeşlerimiz en doğrusunu bilirler elbette. Benimkisi naçizane bir uyandırma hizmeti, o kadar.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim