TC iç sürtüşme sarmalındayken; Kıbrıs sahi, gidiyor mu?

04.08.2008 01:39

Selahaddin E. Çakırgil

Seviniz veya sevmeyiniz, Denktaş, Kıbrıs konusunda önemli köşetaşlarından birisidir.. Yaklaşık 45 yıl boyunca, adetâ bir ’Türk dükü’ gibi yer aldı, sosyo-politik sahnede..

M. Ali Tal’at karşısında yenildikten sonra da kenara çekilmedi ve Türkiye’nin dışsiyasetini de Kıbrıs hassasiyeti yüzünden etkilemeyi sürdürmeye devam etti.. AK Parti iktidarının ilk yıllarında, tahrik derecesine vardırdı, bu çabalarını..

Bu arada, Türkiye içsiyasetini etkilemekte, bazı generallerle daha bir dirsek temasına geçti.. Sanmıştı ki, generalleri öne sürünce, birilerinin eli ayağı gibi, Tayyîb Beyinki de dolaşacak..

Ama o olmayınca, Denktaş’ın sinirleri bozuldu, bu arada ağzını da epeyce bozdu.. TC iç siyasetini etkilemeye çalıştı.. Şimdi yine, ’Kıbrıs satılıyor..’ feryadı yükseltilmeye çalışılıyor.

Kıbrıs, 1923-Lozan Andlaşması’nda, M. Kemal zamanında, ’Türkiye, Kıbrıs adasını bir ingiliz adası telakki eder..’ kaydıyla, hukuken teslim edilmişti, İngiltere’ye.. Geçenlerde, bir gazete, ’Kıbrıs’ı 84 yıl önce, Lozan’da İsmet Paşa satmış..’ deniliyordu.. Birilerine dokunulamayınca, o suçlanıyordu. Halbuki, asıl sorumlu, M. Kemal Paşa  idi.. O imzalamasıydı, geçerli olmayacaktı.  Ama, nimet ve külfetler farklı kişilere veriliyordu.

Nitekim, ’Sevr (Sévres) Andlaşması’ da ’murahhas hey’et çapında imzalanmıştı, ama, Sultan Vahiduddin tarafından imzalanmadığı için, hukukî bir geçerlilik kazanmamıştı. Fakat bu gerçek, 80 yıl gizlendi, ’Sultan vatanı sattı’ diye..

Demek ki, tarih bildiklerimizden çok faarklı da olabiliyor..

*

Kıbrıs buhranı, Adnan Menderes ve Yunanistan’ın o zamanki başbakanı Karamanlis’in çabaları sonunda imzalanan, 1959-60’da imzalanan Londra- Zurich Andlaşmalarıyla bir ’devlet’e dönüştürülerek hal yoluna girmişti.. Cumhurbaşkanı rum, Yardımcısı türk olacak ve devlet’te türk tarafı üçte bir olarak temsil olunacaktı.. Ama, Türkiye, 60 İhtilali sonrasında, Menderes’in idâmının ortaya çıkardığı derin çalkantılar içindeyken, Makarios’un eli güçlendi. 1963’de, İsmet İnönü’nün Kıbrıs’ı bombardıman ettirmesinden sonra ise, ipler tamamen kopunca, yeni devletin organları çalışamaz hale geldi.. 

O durumda Başpiskopos Makarios, ’devletin işlerlik kazanabilmesi için, türk tarafı resmî toplantılara dönünceye kadar, devletin, rum tarafınca temsil edilmesinin BM. Genel Kurulu’nca karara bağlanmasını’ istedi ve bu karar Mart 1964’de alındı.. Yani, uluslararası hukuka göre, Kıbrıs Cumhuriyeti hukuken hâlen de bir bütündür ve onu rumlar temsil ediyor.

1974 Temmuzu’nda Makarios’a karşı, Atina destekli bir darbe yapılınca, Türkiye, 1959-60 Andlaşmaları’ndan doğan garantörlük hakklarına dayanarak 1974’de adaya müdahale etti.. Ve 1983’de, Kuzey’de kendi askerî kontrolü altına aldığı bölgede, ayrı bir devlet  (KKTC) kurarak, kendi ayağına kurşun sıktı.. Çünkü, bu tasarruf, Türkiye’nin 1959-60 andlaşmalarını fiilen tanımadığını gösteriyordu.. Ve bu yeni devleti, 25 senedir kimse tanımamıştır..

Türkiye, uzlaşmaz taraf olarak gözüküyordu, diplomatik açıdan.. Ama, ’Annan Planı’nın referandumu gündeme gelince, Türkiye, uzlaşmaya var olduğunu göstermeye kalkıştı.. Denktaş ise, vargücüyle, bu planın reddi için çalıştı ve onu kabul edenleri hıyanetle suçladı.. O planı, türk tarafı kabul ederken, rum tarafı reddettiğinde ise, Denktaş ise, ’Allah, Papadopulos’dan râzı olsun..’ diyebiliyor ve çözümsüzlüğün sürmesine alkış tutuyordu..

Şimdi, (iki tarafın c.başkanları) Hristofyas ve M. Ali Tal’at arasındaki geçen ay yapılan müzakerelerde, ’iki bölgeli,  tek devlet’e dönülmesi üzerine prensip kararı alındı.. Ve yeniden ‘Kıbrıs satılıyor..’  feryadları yükseltilmeye başladı.. Bu kafilenin başında yine Denktaş var. Halbuki, Kıbrıs konusu uluslararası hukuk açısından bir çözüme kavuşturulmadıkça, Türkiye’ye daha nice Kıbrıs’lar kaybettirilir.. Çünkü, Türkiye her yıl 400 milyon doları aşan bir malî destekle Kuzey’i ayakta tutmaya çalışmıştır.. Buna rağmen, Kuzey Kıbrıs, kumar ve banka hortumlamalarının merkezi oldu, yıllar boyu.. Türkiye’deki 2001-büyük krizinin merkez üssü de Kuzey Kıbrıs idi..

*SAHİ, KKTC SIRF, DENKTAŞ’A  CUMHURBAŞKANLIGI MAKAMI BULUNSUN DİYE Mİ İLAN OLUNMUŞTU?

Bu günlerde yeniden alevlenme işaretleri veren bu mes’eleyle ilgili olarak, özellikle Denktaş ile, özellikle de (seçkin bir diplomat ve KKTC devlet olarak ilan edildiğinde, TC. Dışişleri Bakanı olan) İlter Türkmen arasında medyaya da yansıyan bir kalem kavgası yaşanmakta..

Önce, 8 Temmuz günü, Türkmen, em. Ora. Özden Örnek’e aid olduğu ileri sürülen Günlük’lere dayanarak, Denktaş’ın, ’Annan Planı’nın reddi için, CHP aracılığıyla TSK komutanlarına mesaj ulaştırdığını ve ’müdahale istediği’ni yazdı..
22 Temmuz günü, Yeni Çağ’da, Denktaş  bir karşı yazı yazdı..

Denktaş, Annan Planının ’1960 Antlaşmalarını yok farz ederek... Kıbrıs'ı AB üyesi yapacağını’ söylüyordu.. Türkmen ise, 26 Temmuz günü, bu iddia için, ’Doğru değil. Referanduma sunulan metin hem Garanti ve hem de İttifak Antlaşması'nı saklı tutuyor, hattâ Türkiye AB üyesi olduktan sonra bile ona Ada'da kuvvet bulundurmak imkánını sağlıyordu.’ diye karşılık verdi ve Denktaş’ın, ’Türkiye’de Hükûmet, Meclis gibi temel kurumları yok sayıp sadece Genelkurmay’ı esas aldığını’ yazdı.

Denktaş ise, Hristofyas ile Tal’ât arasında varılan ve ’iki toplumlu, tek kimlikli Kıbrıs’ oluşturmak üzerinde prensip anlaşmasını, ’Kuzey Kıbrıs’ı yok edeceği’ şeklinde ele alıyor ve ’Kıbrıs elden gidiyor..’ diye feryad ve ’ulusalcı’ları tekrar tahrik etmeye yelteniyor..

Türkmen ise, Denktaş biraz hafızasını yoklarsa, 12 Temmuz 1977’de Makarios ile imzaladığı belgeyi hatırlayacaktır. Bunda ’Amacımız bağımsız, bağlantısız, iki toplumlu, federal bir cumhuriyettir’  deniyordu.’ hatırlatmasınında bulundu..  Türkmen ayrıca, ’Tek egemenlik ve tek vatandaşlık’,  üniter devlet demek olmadığı gibi, ’federasyon’ kapısını da kapatmaz..’ diyordu.. ’İki bölgeli federasyon’ çerçevesi zaten 1977'deki ’Denktaş-Makarios Anlaşması’ndan beri bütün çözüm önerilerinin temelini teşkil etmiştir.

Ama, bir diğer etkili diplomat olan Şükrü Elekdağ ise, Meclis'te yaptığı bir konuşmada, Denktaş’ın iddialarına arka çıktı.. Türkmen ise, Elekdağ’ın, ’sırf CHP m. vekili olması hasebiyle, politik etkenlerle öyle konuştuğunu’ yazmak gereğini duydu..

Bu arada, Türkmen, -KKTC’nin devlet olarak ilan edildiği sırada, TC. Dışişleri Bakanı olan bir kimse olarak,-KKTC'nin kurulması ile güdülen bir gayenin de Denktaş'ın cumhurbaşkanlığının devamını sağlamaktı.’ şeklinde bir iddiada da bulunuyordu.. Bu çok ağır ve ciddî bir iddiadır.. Denktaş bu iddiaya henüz karşılık vermedi, ama, Demirel de yıllarca önce, H. Cemal’e, Denktaş’ın‚ ’Türkiye’nin başına bir ip takıp istediği yöne çektiği’ gibi bir söz söylemişti.. İlk olarak AK Parti iktidarı döneminde bu oyun bozuldu..

Anlaşılıyor ki, Kıbrıs önümüzdeki günlerde yeniden alenlendirilmeye ve iç siyasette etkili hale getirilmeye çalışılacak.. O halde, iç sürtüşme sarmalından bir an önce çıkılması gerekiyor.

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim