1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Tatvan’da “Tasavvuf Anlayışı” Semineri
Tatvan’da “Tasavvuf Anlayışı” Semineri

Tatvan’da “Tasavvuf Anlayışı” Semineri

Tatvan Özgür-Der tarafından düzenlenen seminerlerde "Tasavvuf Kültürüne Eleştirel Bakış’’ konusu işlendi.

A+A-

Tatvan Özgür Der tarafından düzenlenen haftalık Cuma seminerinde bu hafta  ‘’ Tasavvuf Kültürüne Eleştirel Bakış’’ konusu vardı. Sunum Eğitimci Mehmet GÜNEŞ tarafından yapıldı.

Mehmet GÜNEŞ’in konuşma Özeti :

TASAVVUF KÜLTÜRÜNE ELEŞTİREL BAKIŞ

Öncelikle “Neden tasavvuf?” ve “Neden eleştirel yaklaşım?” soruları bağlamında bu konuyu bu açıdan ele almamız ya da bizim bu kültürel yığına eleştirel yaklaşmamızın niçin gerektiği hususuna açıklık getirmek isterim.
M.A.Cabiri’nin Beyan, Burhan ve İrfan şeklinde yaptığı o meşhur tasnifine binaen, İslam düşüncesi içerisinde teşekkül eden Burhan yani akılcılık ya da bir diğer ifadeyle İslam rasyonalizmi lehine tercihimizi koyduğumuzdan olsa gerek ki akılcılığın dün olduğu gibi bu gün de gelişiminin önünde kocaman bir engel olarak durduğunu gördüğümüz için bu kültürel varidatı aklı hakem kılarak yargılamak gerektiği inancındayız.

İkinci olarak da tasavvuf kültürüne popülist bir eleştiri yerine onun temel epistemik (bilişsel) verilerine ve soy kütüğüne yönelik bir yaklaşım ya da etüt faaliyetinin daha tutarlı olacağına inandığımız için bu konuyu gündemimize almak istedik.

Eleştirel yaklaşımla ele alışımızın nedenine gelince, hiç şüphesiz ki biz eleştirinin küfretmek değil sorgulamak olduğuna inanıyoruz. Zira eleştiri bize etraflıca olgulara bakma imkanı sunar. Sorguladığımız ve biraz da tarafsız bir tavır ile ele alarak bir olguyu değerlendirdiğimizde eğrisi doğrusu bize daha net görünür diye düşündüğümüzden olsa gerek ki eleştirel yaklaşıyoruz. Ayrıca içerisine girerek bakmak, ringin içerisindeki misali bakış açılarımızın daralmasına sebep olacaktır. Bel ki de bu yüzden dışarıdan bakmak daha çok görebilmek anlamına gelir diye düşünmekteyiz.

Tasavvuf kelimesi erbabınca öz olarak iki anlama gelebileceğini söylemektedirler. Birincisi onun “suf” yün kavramından türediği şeklindedir. Zira ilk dönem mutasavvıflarının yünden elbiseler giydiklerini ve dolayısıyla onlara bu kelimenin köküyle hitap edildiğini, ikinci olarak da “saf” ,”duru” anlamıyla dinin özüne ulaşmak anlamında tasavvuf ehli olarak adlandırıldıklarını söylemektedirler. Terim olarak ise İslam düşünce ve kültürü içerisinde ortaya çıkan gnostik yani batıni eğilim anlamına gelmektedir.

Esasında başlangıçta tasavvuf saf haliyle İslam irfanı olarak peygamber ve ashabın yaşadığı ve her dinin bünyesinde bulunan, bulunması da gayet doğal olan züht ve takvaya dair bir dini yaşama tarzı iken sonraları diğer inançlarla karışıp yoğrularak İslam mistisizmi ya da İslam gnostisizmi haline gelen bir eğilimdir. Tasavvuf gerek içerisinde barındırdığı bilişsel ve eylemsel dinamik ve tavırlar dolayısıyla gerekse ilk dönem erbabını mensup olduğu kültürel soy kütüğü açısından büyük bir oranda gnostisizm ve hermesçilikten beslenen ezoterik bir yorumdur ki düşünsel, felsefi, itikadi bir yorum değil bilakis kültürel bir yığındır. Daha açık bir ifadeyle diğer kültür mensupları Müslüman olurken kendi kültürel benliklerini tamamen silmediler /silemediler Müslüman olduktan sonra da İslam’ın irfani boyutundan da faydalanmak suretiyle duygusal coşkunluk ve bir tür hazzın arayışında olan bu zevat bu tarz bir dinsel tavrı benimsediler.

İlk dönem mutasavvıflarının hemen hemen hepsi eski mitlerin ve gnostik eğilimlerin egemen olduğu kültürel ortamda yetişmiş kimselerdir. Bunlar ya İran ya Horasan ya Hindistan ya Mısır yahut da Yemen kültürü mensuplarıdır. Dolayısıyla tüm bu bölgeler de zaten ezoterik eğilimlerin ve Gnostik inanışların ya da Hermesçi kültürün egemen olduğu alanlardır.

Tasavvuf öncelikle İslam kültürüne Şia inanışının mensuplarınca dahil edilmiş akabinde ise Kuşeyri gibi zevat tarafından da yumuşatılıp Sünni inanca yamanmıştır. Dolayısıyla tüm tasavvufi eğilimler bir biçimde Şia ve Hz. Ali ile birleşir. Çünkü Şia kültürel ezoterik tarzı dolayısıyla gnostisizme yatkındı ve onu tüm boyutlarıyla almaya müsait bir haldeydi.

Tasavvufun epistemik formu tamamen gnostik bir formdur ve gnostisizmde olduğu gibi batini /akıl dışı referanslar kullanır. Keşf, İlham, Rüya, Sezgi ve Mitoloji Gnostisizmin verileri olduğu gibi tüm bunlar aynı zamanda İslam gnostisizmi olarak nitelendirilebilecek olan tasavvufun da en ileri boyutta kullandığı referanslardır.

Oysa İslam dini bilişsel referanslar ve bilgiyi elde etme araçları olarak Akıl, Nakil ve Duyuları esas alır. Tasavvuf bunları sadece bir renk olarak ya da olmasa da olur olarak görür. Hatta mutasavvıfa göre Duygunun gittiği ve mutasavvıfı götürdüğü yere aklın haddine midir oraya gitmek biçiminde aklı alaya almayı kendisi için meziyet olarak addeder. Bilişsel dinamik ve referanslar açısından tasavvuf egonun eğilimlerini ve duygusal coşkunluk ve hazzı akıldan ve hatta nakilden üstün tutar. Bu yüzden esasında bilişsel açıdan tasavvuf bir tür sapkınlıktır demek haksız bir değerlendirme olmaz kanaatindeyiz. Zira İslam dinin kullandığı referansların hiç biri burada layığıyla itibara alınmamaktadır.

Tasavvuf kültürü oldukça zengin bir hadis birikimine sahiptir. Bu da esasında İslam hadis kültürü içerisinde var olan uydurma hadislerin en büyük kısmının bu zevat tarafından uydurulmasından kaynaklanmaktadır. Zira keşf yoluyla peygamberden hadis aldıklarından tutun da dine teşvik etmek gayesiyle hadis uydurabileceklerini iddia etmeye kadar işi götürürler. Yani esasında kendilerini haklı kılacak ve coşkunluklarını dine mal etmek için kurandan diledikleri imdadı alamayınca böyle bir yola başvurduklarını söylemek mümkündür. Bu yönüyle günümüzde Müslüman toplumun içinde var olan batıl inanç bidat hurafe türbecilik ölü ruhlardan yardım isteme ve bil umum aşırılık ve sapkın temayüllerin mimarı tasavvuf kültürüdür dersek sakın haksızlık ettiğimiz sanılmasın. Zira tüm bu verilerin izini sürdüğümüzde asıllarını ve ilk hallerini ya bir tekke tellalının dilinden ya da insanları tövbede sabit tutmak için bir mürşidin(!) sözünde ya da insanları coşturmak ve duygulandırmak için bir dervişin mısraında buluruz. Dolayısıyla bilginin ve aklın dışlanıp duygunun ve hazzın kutsandığı kutsal cehalet havarileri sadece İslam’ın aklını katletmekle kalmadılar aynı zamanda İslam inancının saffetini de kirlettiler.

Tasavvufun Allah anlayışına gelince zaten bu konu hakkında çok şey söylendi. Öz be öz gnostisizmdeki tanrı anlayışıyla aynıdır. Zira onlar da tanrının içimizde olduğunu dolayısıyla dışarıda aramamıza gerek olmadığını zira bulunamayacağını söylerler, tasavvuf erbabı da. “Ben “hak” oldum “ tarzında beyanlarından tutun da “artık tekliften kurtuldum”, “Cübbemin içerisinde tanrıdan gayrısı yoktur” “Ben kendimi tesbih ederim şanım ne yücedir” gibi Allah’la yarışmaya varacak ifadeler bu zevatın “Saçmalık” demeyeceğiz ama buna yakın olan onların ifadesiyle “Şatahat “ları mevcuttur.

Tasavvuf erbabının tavşanı uyuttukları için olsa gerek ki iktidar zevatıyla araları oldukça iyi olmuştur. Hemen her dönemde –günümüz dahil- iktidarın lütfuna mazhar olmuşlardır. Çünkü halkı uyutarak iktidarın işini gayet kolaylaştırmışlardır.

Tasavvufun cahil halk kitlelerini ayyaş ve sarhoş zevatı tövbeye alıp onları uslandırdıkları ve hatta insan yaşamında günümüzde kişisel gelişimcilerin yaptıkları gibi NLP ve hipnoz gibi faaliyetlerle insanı geliştirmeleri gibi kişisel gelişim açısından işe yarar bir şey yaptıklarını söylemek mümkündür.

Sonuç olarak tasavvuf ortaya çıkıp güçlenince İslam medeniyeti aklını kaybetti. Zira tasavvuf akılla girdiği mücadelede iktidarı ve iktidar havarilerini (Gazali vb.) de yanına alarak aklı nakavt ederken o gün İslam aklını katletti. İşte ne olduysa zaten ondan sonra oldu. Aklın makamına heyula oturunca bilim değil uçtu kaçtı masalları pazarda paye buldu. Bu da İslam medeniyetinin kendi külünden kendisini yeniden var edecek dinamiklerini oluşturamamasına sebep oldu.Aklın bilginin ve izanın rehberlik ettiği kitabi bir dindarlık yerine; körü körüne bağlılığın, mutlak itaat ve taklidin, batıl inanç ve hurafenin, bidat ve uydurmanın, çelişki ve riyanın egemen olduğu kültürel dindarlık teşekkül etti.Bu da bizi uçtu kaçtı masallarıyla uyutulmamızdan medeniyet ve aklın iktidarını ikame etmeye çalışmak için fırsat bulmamıza engel oldu.

Özünde bu çalışmamız dahil tüm çabamız Kur’an saffetini, peygamberin (sav) erdem ve hikmetini, insan hak ve onurunu tesise çalışmaktan gayrı bir anlam taşımamaktadır.

Çaba bizden başarı  Allah’tandır.

Program soruların cevaplandırılmasıyla son buldu. 

HABERE YORUM KAT