1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Tatvan’da “Kur’an’da Peygamber’’ Semineri
Tatvan’da “Kur’an’da Peygamber’’ Semineri

Tatvan’da “Kur’an’da Peygamber’’ Semineri

Tatvan’da “Kur’an’da Peygamber Tasavvuru’’ Semineri Yapıldı.

A+A-

Tatvan Özgür-Der Cuma seminerinde bu hafta “Kur’an’da Peygamber Tasavvuru’’ konusu vardı. Diyarbakır Özgür-Der üyesi Murat KOÇ tarafından sunulan seminer, İbrahim AYKAN’ın okuduğu Kur’an’ı kerim ve mealiyle başladı.

Murat KOÇ’un konuşma özeti:

KOÇ, İslam tarihi, iyi niyetle başlayan form arayışlarının nihai düzlemde İslamî içeriği boşaltılmış birçok örneği ile doludur. Birçok sapkın inancın, hurafenin ve geleneksel din anlayışının temellerinin iyi niyetle atıldığı tarihi bir vakıadır. Dinin şekilden ve formdan ibaret kılınması, mesajın ve anlamın gölgede bırakılması ve dolaylı biçimde önemsizleştirilmesi şeklinde işleyen bid’at kültürü, modern çağın insanının “ihtiyaçlarını” karşılayacak çeşitli hamleleri yapmakta da hiç geç kalmamıştır. Şekli kutsayan toplumlar için kişilerin ve inançların kültleştirilerek belli kalıplar içinde sunulması yeterlidir. Tevhid akidesinin bozulmasına neden olan anlayışların topluluklar tarafından kabul görmesi için onlara dinî bir boyut yüklemek kâfidir. Donuklaştırılmış inanç biçimleri, etkisiz kılınmış dini tasavvur her zaman için insanların genel tercihlerine denk düşmüştür. Dedi.

Dinin topluluklar üzerindeki etkisinin zayıfladığı, insanların çeşitli zaaflar nedeniyle dinle ilişkilerinin gevşediği dönemlerde, kimileri tarafından toplumun inancını “kurtarmak”, insanların gündemine yeniden inancı serpiştirmek amacıyla dine dair birçok temel unsur bağlamından koparılarak sürdürülmüştür. Özle çelişen bu yeni görüntünün kolayca benimsenmesi ise, özün yani vahyin şekil olarak kutsanıp mahiyetinin toplumun anlam dünyası içinde yer edemeyeceği anlayışının hâkim kılınmasıyla ilgilidir. İşte bu nedenlerle, kitabiliğini yitiren, dine bağlılıkları sadece formel düzeyde kalan ve bununla yetinen toplumlarda birçok ölçüsüzlük ve sapkın inanış rahatlıkla hayat bulabilmiştir. İslam’ın insana yüklediği mesuliyeti ve ödevleri tali bir alana çeken bu geleneksel üretim, aktarımları sayesinde; itikadî, kelami, siyasi ve ibadî alanların da tevhidi niteliklerinin yara almasına neden olduğunu belirtti.

Murat KOÇ, Âlemlere rahmet olarak gönderilen Resulullah (a.s) ve mesajı da maalesef onun vefatının hemen ardından bu sapmadan fazlasıyla nasibini almıştır. Rabbimizin bize en güzel örnek (usvetü-l hasene) olarak takdim ettiği Resulullah’ın (a.s) kuşandığı kimlik, yüklendiği misyon ve mücadele ettiği değerler, onu yüceltmek adına üretilen dini geleneğin, hurafelerin etkisi altında olabildiğince öteye itilmektedir. Kuran’ın tanıttığı resulden çok, her türlü tevhidi niteliğinden arındırılmış, soyutlanmış bir resul portresi çizildiğini söyledi.

Tüm peygamberler önce kul/beşer, sonra resuldür. Onların insani nitelikleri, beşer oluşları, Kur’an’ın birçok yerinde derinlemesine işlenmektedir. İnsan olmaktan kaynaklı zaafları, yaşadıkları korkular, bir insanın başına gelebilecek ağır imtihanların öncüsü olmaları v.b birçok husus Kur’an’da defalarca vurgulanmaktadır. İçinde yaşadığımız toplum, peygamberin beşer oluşunu yeterince kavrayamamakta ve özümseyememektedir. İnsanlar, Peygamberleri insan olarak kabullenmekte hep zorluk çekmiştir. Ya onların peygamberliklerini reddetmiş, ya da aşırı yüceltme ve ilahlaştırma yoluna başvurmuşlardır. “Çünkü onlara elçileri, açık deliller getirirlerdi, fakat onlar, ‘Bir insan mı bize yol gösterecek’ deyip inkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Allah da muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övülmüştür.” (Teğabün, 6). “Zaten kendilerine hidayet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alıkoyan şey, hep: Allah, bir insanı mı elçi gönderdi? demeleridir.” (İsra, 94).

Bizler elbette peygamberlerin arasına ayrım koymadan hepsini sevmekle ve saygı göstermekle mükellefiz. Ama bunu yaparken Kur’an’ın belirlediği ölçülerin dışına çıkmamalı ve hududullaha riayet etmeliyiz. Ölçüsüzce ortaya konan peygamber sevgisi genelde resulün “mucizevî” olan insanüstü niteliklerini merkezine almaktadır. Ulûhiyetin bir takım özelliklerinden nasibini almış, bizi gören ve gözeten bir resule yönelen sevgidir çoğu zaman bu sevgi. Ve ne yazık ki bu tavrın, resulü anlamaya dönük pek bir katkısı da olmamaktadır. Geleneksel din tacirlerinin Resulullah’ı (a.s) Kur’an’i bağlamından kopartarak örnek alınamaz bir insanüstülük pozisyonuna çıkartmaları sonucu; yetim bulunup büyütülen, delaletteyken hidayete erdirilen, Rahmanın rahmetine muhtaç olan, hata yapmaktan korkan ve bundan ötürü sürekli tevbe eden insan-peygamber anlayışı toplumsal hafızada pek karşılık bulamamaktadır. Olağanüstü niteliklerle donatılmış böyle bir peygamber sayısız zaafa sahip olan biz insanlara nasıl örnek olabilir ki? “Biz peygamberleri yemek yemeyen cesetler yapmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.” (Enbiya, 8) “De ki: Eğer yeryüzünde uslu uslu yürüyen melekler olsaydı elbette onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik.” (İsra, 95).

Ömürleri tevhid akidesini tebliğ etmek ve buna göre yaşamakla geçen ve vahye savaş açan inkârcılara karşı çağının imkânlarını kullanarak mücadele eden peygamberler arasında bir üstünlük yarışı tutturmak da yine son dönemlerin modası haline getirilmiştir. Oysa bütün peygamberler Allah tarafından seçilmiş, temiz fıtrat üzerine yaratılmış, üstün ahlaka sahip insanlardır. Bütün peygamberler birbirini desteklemek için gelmişlerdir. Hepsi Allah’tan aldığı mesajı toplumlarına aktarmakla sorumludurlar. Hepsinin anlattığı din İslam’dır ve kaynağı Allah’tır. “Elçi, Rabbinden kendisine indirilene inandı, müminler de hepsi, Allah’a, Melekleri’ne, Kitapları’na ve Peygamberleri’ne inandılar. O’nun elçilerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz (dediler) ve dediler ki: İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz, bağışlamanı dileriz. Dönüş sanadır.” (Bakara, 285)”

KOÇ, Resulullah’ın geleneksel anma törenleri ile anılması bir yandan toplumun resule dolayısıyla İslam’a duyduğu muhabbeti göstermesi açısından önemliyken öte yandan resulün yıllardır yanlış biçimde tanıtılmasının da kitlelerin pek umurunda olmadığını göstermesi yönünden oldukça manidar olduğunu belirtti. Toplumsal duyarlılığın yükseldiği günlerde Müslümanların Resulullah’ı (a.s) sahiplenerek onu anmaya çalışmasını, onun anlaşılmasına katkı sağlayacak çeşitli etkinlikler ve faaliyetler yürütmesini önemseyebiliriz. Fakat her ne kadar bu niyetle yola çıkılsa da özel günlere hapsedilen peygamber anması, son tahlilde geleneksel kültürün güçlü etkisinden nasibini alarak yanlış peygamber telakkisinin genişlemesine yol açan kaygan bir zemin sunduğunu söyledi.

KOÇ, Kur’an’da Resulullah (a.s); ahlakını düşmanlarının bile takdir ettiği, hayatın içinde aktif olan, kendisini toplumundan soyutlamayan, her hayırda öncü olmaya çalışan, Allah’ı çokça zikreden, Müslüman kimliğini her şeyin önünde tutan, Müslümanlara karşı merhametli kâfirleri karşı tavizsiz bir peygamber olarak tanıtılmakta ve bizim için bu ve daha burada zikredemediğimiz birçok özelliği ile mükemmel bir örneklik olarak sunulmaktadır. Onun değeri, bizler gibi bir insan olmasına karşın, Allah’ın kendisine yüklediği sorumlulukları eksiksiz yerine getirmesi ve vahyi hayatında uygulama konusunda eşsiz bir örnek olmasıyla ilgilidir. Üzerinde düşünmemize değer olan, Resulullah’ın (a.s) bu azmi ve sarsılmaz inancıdır. Onu zaten Allah, insanlar arasından peygamberi olarak seçerek şereflendirmiş ve yeterince yüceltmiştir. Onun bizim yüceltmemize ihtiyacı yoktur. Aksine bizim onun sünnetini anlamaya ve yaşamaya, her şeyiyle resulü kendimize örnek almaya ihtiyacımız olduğunu belirtti.

Koç, yapmamız gereken, en güzel ahlaka sahip olan Resulullah’ın vahiyle lütuflandırıldıktan sonra İslam’ı yaşamak ve yaşatmak için ortaya koyduğu o müthiş örnekliği insanların gündemine taşımak olmalıdır. Rabbimiz Resulullah’ı (a.s) bizim üzerimize şahit kılmış; bizi de insanlık üzerine şahit olanlardan eylemiştir. Şahitliğimizin hakkını yerine getirmemiz için Allah resulünün izinden gitmeli ve onun örnek alınacak tek önder olduğunu unutmamalıyız. Resulullah’ın (a.s) bizim için değeri ve önemi, ashabın onu kendi canlarından daha üstün tutmalarından da açıkça anlaşılmaktadır. O bizim için tarihin her döneminde eşsiz bir rehberdir.  Allah resulünü ve tüm peygamberleri sevmenin imani bir sorumluluk olduğunun farkında olarak, Resulullah’ı (a.s) sevenleri sevmeli, ona düşmanlık besleyenleri düşmanımız olarak görmeliyiz. Buna karşın Resulullah’ı (a.s) sevmek adına aşırı yüceltme ve tazim gibi hastalıklı anlayışlardan uzak durmalıyız. Rasulullah'ın Sünneti'ni ne kadar yaşamlaştıracağımız sorusunu ise ameli olarak cevaplamaya çalışmalıyız.dedi

Murat KOÇ, konuşmasını Rabbimiz bize, resuller arasında ayrım yapmadan hepsinin mücadelesini kendi mücadelemiz olarak görmemizi sağlayan bir basiret lütfetsin. Bizi, Hz. Muhammed’in (a.s) mücadelesini kavrayan, yaşamını örnek alan ve onun sünnetini hakkıyla anlayıp yaşayanlardan olma temennisiyle bitirdi.

dscf2572.jpg

dscf2575.jpg

dscf2576.jpg

 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum