Taş izi

17.02.2009 15:16

Ahmet Altan

İspanyol İç Savaşı sırasında Cumhuriyetçileri destekleyen ünlü şair Lorca’yı faşist Franco’nun adamları yakalarlar.
Askerî bir cemseye koyup şehir dışına götürürler.
Gittikleri yerde kalabalık bir tutuklu grubu vardır.
Mezarlar kazılmıştır.
Askerler, tek tek tutukluların ceketlerinin sağ omzunu kontrol ederler.
Ceketinin sağ omzunda, kumaşın aşınmasından dolayı bir parlaklık oluşmuş tutukluyu hemen bir mezarın başına götürürler.
Tüfek dipçikleri, ateş edenlerin omuzlarında böyle bir parlaklık bırakmıştır çünkü.
Hepsini kurşuna dizerler.
Mezarın başına sürüklenen bir adam ise canhıraş bir şekilde bağırmaktadır.
“Ben tramvay biletçisiyim... Omzumdaki iz, bilet kutusunun kayışının izi.”
O bağırırken tüfekler patlar.
Kimse onun söylediklerini dinlememiştir.
Biletçi mezara düşer.
Diyarbakır’da Kürt çocuklarını yakalayıp avuçlarına bakan polisleri görünce, faşist Franco döneminin İspanya’sını
hatırladım.
Avucunda “taş izi” olan çocuğu “örgüt üyeliğinden” tutukluyorlar.
Çocuklar on iki, on üç, on dört yaşlarındalar.
Avuçlarındaki “taş izinden” alacakları ceza kırk yıla kadar çıkıyor.
Taş izi varsa hayatları bitiyor.
Sayfayı çizen Erkan, “ya çocuklar polisten kaçarken düştülerse,” dedi, “biz çocukluğumuzda koşarken düştüğümüzde avucumuzda taş izi olurdu.”
O biletçiyi kimse dinlemediği gibi “ben koşarken düştüm” diyen çocuğu da herhalde kimse dinlemeyecek.
Ama deyin ki, avucundaki taş izi düştüğü için olmadı da polise taş attığından oldu.
On iki yaşındaki bir çocuğu, “polise taş attı” diye otuz yıl, kırk yıl zindanda yatıracak bir vicdan, bir adalet olabilir mi?
Çocuk bunlar.
Gazze’de İsraillilerin çocukları öldürmesine vicdanları haklı olarak isyan eden insanlarımız, kendi ülkelerinde çocukların kırk yıl hapse mahkûm edilmesine isyan etmiyor mu?
Çocukları öldürmek korkunç.
On iki yaşındaki çocuğu yıllarca zindana kapatmak korkunç değil mi?
Hayatı söndürülen çocuk Kürt olunca vicdanlarımız kilitleniyor mu?
Küçük bir çocuğu yıllarca hapse mahkûm etmenin bir adım ötesi “öldürmek”, cinayetten bir adım öncesi bu
yaşadığımız.
Ölmelerini mi bekleyeceksiniz buna karşı çıkmak için?
Canlılar için acı çeken bir vicdanımız yok mu bizim?
Yoksa vicdanlarınız, Türk çocuğu, Kürt çocuğu, Filistin çocuğu için ayrı ayrı kompartımanlara ve ölçülere mi sahip?
Herkes için ayrı ayrı ölçüler koyan bir vicdana sahip olmanın vicdansızlıktan ne farkı var?
Bakın, bir meseleyi doğru dürüst çözemediğinizde, hayat acı dolu kanlı bir saçmalığa döner.
Bugün yaşadığımız da bu.
Kürt meselesini insanca çözemediğimizden, gittikçe insanlıktan uzaklaşıyoruz.
Avucunda taş izi olan çocuğu zindana koymaya kadar vardırdık işi.
Bir film seyrettiğinizi düşünün.
Gösterici çocuklar olduğunu düşünün.
O çocukları polislerin yakalayıp, avuçlarındaki taş izine bakarak hapse attıklarını düşünün.
O filmi seyrederken kimi tutarsınız?
Polisleri mi, çocukları mı?
“Polisleri” diyenlerle bir işim yok benim.
“Çocukları” diyenlere sormak isterim:
Filmde çocukları tutuyorsunuz da, hayatta niye çocukları tutmuyorsunuz?
Bence asıl tartışmamız gereken bu çocukların niye sokaklara fırlayıp polislere taş attıkları.
Niye Güneydoğu sokakları polislere taş atan çocuklarla dolu?
“Büyükler kışkırtıyor” diyenler çıkacaktır.
O zaman onlara sorayım, “İsraillilere taş atan çocuklar” için de aynı şeyi mi düşünüyorsunuz?
Büyükler kışkırttığı için mi o çocuklar İsraillilere taş atıyor?
Yoksa kışkırtmanın ötesinde, çocukları bile içine çeken başka bir acı mı yaşanıyor?
Güneydoğu’da taş atıyor bu çocuklar.
Hani şu, JİTEM’in sokaklardan, parklardan, adliye kapılarından adam toplayıp enselerine kurşun sıkarak öldürdüğü diyarlardan söz ediyoruz.
Öldürülen insanların yakıldığı, kuyulara atıldığı diyarlardan.
Böyle bir yerde çocukların bile içine sızan bir öfke ve acı birikmez mi?
Siz orada insanları enselerinden vurarak öldüren birini “kahraman” ilan edip madalya verirseniz...
Onun cenazesinde bütün komutanlarınızla gövde gösterisi yaparsanız...
O diyarların çocukları polise taş atmaz mı?
O diyarların çocukları, polislerin ve askerlerin kendilerine “düşman” olduğunu düşünmez mi?
Kürtlere çok acı çektirdik.
Şimdi de son kuşağı, on iki, on üç yaşında olanları “taş izinden” yakalayıp hapishanelere atmaya uğraşıyoruz.
Bu yöntemlerle, bu insafsızlıklarla bugüne kadar bu meseleyi çözebildik mi ki şimdi çözebilelim?
Kürt meselesini çözebilmek için siyasetten önce vicdana ihtiyaç var.
Çocuklar için, büyükler için, ölenler için acı çeken bir vicdana.
İşte asıl soru da bu zaten.
Var mı sizde o vicdan?

TARAF

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim