Tartışmaya yeni başlıyoruz: İşyerinde namaz (2)

06.06.2012 18:31

Kürşat Bumin

Dünkü yazıyı Fransa'daki son başkanlık seçimleri sırasında 'Sol Cephe'nin adayı Melenchon'yu destekleyen ve ülkedeki Müslüman göçmenlerin taleplerini duyurmaya çalıştığı anlaşılan bir internet sitesinde 'işyerinde ve iş saatlerinde namaz' konusunda yer alan açıklamalardan söz ettikten sonra 'Peki ben şimdi durduk yerde bu konuyu niçin açıyorum. Açıyorum, çünkü iki hafta kadar önce medyaya düşen bir haber dolayısıyla bu önemli konu (iş saatlerinde ve işyerinde namaz) bizimde gündemimize girer gibi oldu. 'Girer gibi oldu' diyorum, çünkü konunun gündemimize girmesiyle çıkması bir oldu' diyerek bitirmiştim. Sitede video kaydıyla karşımıza getirilen Kuzey Afrikalı bir hocaefendinin konuya ilişkin açıklamalarının doğruluğu-yanlışlığı hakkında söz etmek bana düşmediğinden bu bahse hiç girmemiştim. Burada beni ilgilendiren husus bir zamanlar 'Vatikan'ın büyük kızı' olarak adlandırılan bu Katolik ülkede -bile- inanç ve ibadet hakkı ve özgürlüğünü ilgilendirdiği muhakkak olan bir sorunun -hem de başkanlık seçimi dolayısıyla- tartışma konusu yapılabildiğiydi. Demek ki temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda aklımıza gelmesi gereken en önemli hususun toplumların aklımıza gelen her konuyu tartışmaya açabilmesi ve böylece bu konular hakkında fikir geliştirebilmesiydi.

Sıra biri geçmişte diğeri yakın zamanda yaşanan iki olaya ilişkin haberlerden hareketle Türkiye'de bu konunun nasıl gündeme geldiğinin hatırlatılmasına gelmişti.

Söz konusu haberlerden bir otomobil fabrikasında 'namaz kılan işçilerin kovulduğu' iddiası yer alıyordu. İşletme çalışanlara dini inançlarıyla ilgili sorular yöneltiyor ve personel politikasını topladığı bu bilgiler doğrultusunda düzenliyordu. İddialar arasında sadece Cuma namazına gittiği için işten uzaklaştırılan çalışanlar olduğu da yer alıyordu. Konu gazete haberleri dışında Özgür-Der'in bir şubesi tarafından da kamuoyuna duyurulmuştu. Derneğin açıklamasında '... bu otomobil fabrikasında işçiler kendilerine mescit imkânı sağlanmasını beklerken üzerinde namaz kıldıkları mukavvaların da toplatılması karşısında ne yapacaklarını şaşırdılar' deniyordu. Sonuç olarak fabrikada 'namaz yasağı' uygulaması olduğu iddia ediliyordu.

Bu haber -sizin gibi- bana da geçmiş zamanda yine medyaya düşmüş benzer bir olayı hatırlattı. Bu sefer de hem de Anadolu'da faaliyet gösteren büyük bir işletmenin 'namaz yasağı' getirdiği iddia edilmişti. Hatta işletme sahibinin 'Cuma namazları dahi olsa hiçbir şekilde namaza izin vermem. İşletme bir ibadethane değildir. İşletmede inanç olmaz, işletmede iş yapılır' dediği de konuya ilişkin haberlerde yer alıyordu. Yine iddialara göre işletme yöneticisi de 'İşyerinde verim esastır, Çalışmak en güzel ibadettir' demişti. ('Çalışmak en büyük ibadettir!'; çok tanıdık bir özdeyiş doğrusu!)

Konuyu toparlamadan önce konuya ilişkin bazı fetvalardan iki kısa alıntı yapayım:

'Mesela öğle namazının dört rekâtlık farzı, ikindi namazının dört rekâtlık farzı kılınır ve selamdan sonra hemen işe dönülür. Daha da sıkışık bir durum halinde namazlar birleştirilebilir...'

'İş yerinde namaz kılmak için ne gerekiyorsa onu yapın; sadece farzı kılın, yeter. Namaz kıldığınız takdirde işinizi kaybetmekten korkuyorsanız Bakara suresinin 239. ayetine göre yürüyerek veya oturarak da kılabilirsiniz...'

Görüyorsunuz fetvalar da 'Önce iş!' diyor sanki... Gördüğünüz gibi (sadece bu iki örnekten hareket ettiğimi belirteyim) fetvalar da Kuzey Afrikalı hocaefendinin yaptığı gibi 'işi kolaylaştırmaya' çalışıyor. Bu durumu tabii ki normal karşılıyoruz, çünkü aksi takdirde aslanın ağzında olan 'iş'i kaybetmek riski var. Ancak bu yaklaşım hakkında şu eleştiriyi yapabiliriz sanıyorum: Bu memleket Fransa, Almanya vb olmadığına ve işyerlerinde-iş saatlerinde namazlarını aksatmamak isteyen işçiler de 'göçmen işçi' olmadıklarına göre, bu önemli konu kimseyi mağdur bırakmamak için daha farklı yorumlanıp-tartışılamaz mı?

Ne bileyim, belki de konuya ilişkin genel bir düzenleme yerine işletmesine göre (çünkü bazı işletmelerde 'üretim zinciri' denilen yöntemin tek bir dakika bile aksamaması gerekiyor) farklı çözümler düşünülemez mi? Konuya ilişkin talepler son derece haklı talepler olsa da karşılanmalarının işletmeler açısından hiç de kolay olmadığı muhakkak. İşyerlerindeki vardiya sistemini de işe katarsanız sabah namazı dışındaki bütün vakit namazlarının ezanı iş saatlerinde okunabildiğine göre uygun bir çözüm yolu bulabilmek gerçekten kolay değil. 'Üretim zinciri' yönteminin uygulanmadığı birçok işletmede bu sorun zaten pratik olarak çözülmüş durumda. Ama bu işletmelerin hemen tamamı küçük ve orta ölçekte. Dolayısıyla bu çerçevede kafa yorulması ve çözüm üretilmeye çalışılması gereken alanın asıl olarak sayıları hızla artan büyük işletmeler olduğu anlaşılıyor. Ülkedeki ekonomik hayat artık eskiden olduğu gibi ezan okununca dükkânının kapısına bir iskemle koyarak namaza giden çarşı esnafı tarafından belirlenmediğine göre, yeni şartlara ilişkin olarak yeni çözümler üretmek gerekmiyor mu?

Yazıyı konuya girerken kafamda olan 'ana fikir'i bir kere daha hatırlatarak bitireyim: Her şey den önce konuşmak-tartışmak, soruların-sorunların tabii ki farklı açılardan tartışılmasını asla ertelememek. Bu süreç olması gerektiği gibi işletildiği müddetçe çözülmeyecek soru-sorun yoktur.

Oldu olacak bir okurumdan dünkü yazıma gelen tepkiyi de hatırlatayım. 'Asabi okurum' özetle 'Sen fıkıh uzmanı mısın, bu konuda ehliyetin var mı ki konuşuyorsun?' diyordu. 'Asabi okurum'a şu notu gönderdim: 'Fark etmemişsiniz, ben konuyu temel hak ve özgürlükler çerçevesinde, yani konuyu toplumsal, hukuksal ve siyasal düzlemde tartışmaya çalışıyorum. Bu alanların 'ehliyet' gerektirmediğini bilerek!'

YENİ ŞAFAK 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim