1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Tartışılması teklif dahi edilemez sol
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Tartışılması teklif dahi edilemez sol

A+A-

Her daim kendisinden bir şeyler öğrendiğimiz Halil Berktay’ı 1 mayıs günü tv’de görünce heyecanlandım tabii ki. Elbette yine boş yoktu.

1 Mayıs 77 Katliamı’nı yalnızca devletin bir komplosu olarak okumak en basit tabirle “eksik” bir tesbitti. “Sol kendi rezilliğinden bir mağduriyet efsanesi yaratmıştı.” Zira katliamın fitilini ateşleyen, fraksiyonlar arası husumeti “oligarşiyle, faşist diktatörlükle, patron-ağa devletiyle” mücadelenin bile önüne taşıyan solun ta kendisiydi.

Halil Hoca’nın programdaki sözlerini twitter’a özetlerken bize karşı başlatılan sanal linç bile görülmeye değerdi. Halen de devam ediyor. Birkaç dakika için TT oluverdi Berktay.

Oysa hocanın tek yaptığı, solun daha önce başladığı ancak özellikle referandum sonrası geçmişle yüzleşme işi ciddiye binince ezberlerine daha sıkı sarılıp rafa kaldırdığı bir tartışmayı cesaretle şak diye ortalığa serivermekti.

Örneğin “sıkı ortodoks solcuların” çıkarttığı Yarınlar isimli dergide Yavuz Aloğan tam iki yıl önce “Bir tanıklık: 1 Mayıs 77” başlığıyla şunları yazmıştı:

“ ...(Maocular ) Sular İdaresi binasının arka tarafında, meydana giriş noktasında (DİSK tarafından) kurulan bir insan barikatının önünde durduruldular. Slogan yarışı sopalı çatışmaya dönüştüğünde, barikatın içinde, meydana giriş istikametine göre sağda, duvarın dibinde duran beyaz gömlekli, bıyıklı bir arkadaş silahını çekerek havaya peş peşe ateş etti. Böylece Taksim çevresinde ilk silah sesi duyulmuş oldu. Saat 19.30 gibiydi... Bu arada silah sesleri dalgalar halinde bütün Taksim Meydanı’nı kapladı...”

“...(alandakiler) Gayrettepe’de ve nezarette, olaylar sırasında gördüklerini ve yaşadıklarını birbirlerine anlattılar. Bu konuşmalar sırasında İnterkontinental Oteli’nden ve Sular İdaresi binasının üstünden ateş edildiğine dair hiçbir söz duymadım. Ancak birinci nokta, önce polis, sonra da savcı sorgusu sırasında öne çıkarıldı. Değişmez iki soru şuydu: “Nereden ateş edildi? İnterkontinental Oteli’nden ateş edildi mi?” Olumlu yanıt almak istiyormuş gibi bir halleri vardı. Sular İdaresi ise daha sonra gündeme geldi...”

“İlk ateş eden kişiyi ve orada olanları gördüğüm için devlet bağlantılı provokatörlerin, o hengâme içinde, onca silah patlarken Sular İdaresi binasının üzerine çıkıp meydana doğru ateş ettiklerine hiçbir zaman inanmadım. İnterkontinental Oteli’nin 5. ve 6. kat pencerelerinden de ateş edildiğini sanmıyorum...” (http://www.yarinlar.net/guncel-yazilar/bir-taniklik-1-mayis-1977-yavuz-alogan.html)

Şimdi, “Devlet katliamı” mitine dair tek kanıt “şahitliklerken”, Berktay ya da bizzat sol içinden onun görüşüne katılan tanıklara “delil var mı delil” diye sormak neyin nesi?

Kaldı ki, miting öncesi sol grupların birbirlerine savaş ilan ettiği bildiriler, dönemin dergi kapakları, gazete manşetleri, bugüne değin bizzat sol içinden yapılan Berktay’ı destekler yöndeki eleştiriler, alanda ölenlerin üç ya da beşinin mermiyle vurulduğu gerçeği vs. de ortada işte.

Ayrıca mesele devletin bu katliamdaki sorumluluğunu örtmek de değil elbette, nasıl olabilir ki? 12 Eylül öncesi “kot kavgası” yüzünden “yoldaşlarının canını alabilecek kadar vahşileşen solun 1 Mayıs 77’deki bu tavrının devlet tarafından layığıyla kullanılmış hatta yönlendirilmiş olabileceği ihtimali de yabana atılmıyor.

Ama bu neyi değiştirir? Dindarları tabuları var diye eleştiren sol, ninnilerinin nakaratındaki küçücük bir değişiklik teklifinde bile kırkları yedileri göreve çağırıp “Yetiş ya Marx yetiş ya Lenin” demeyi ne zaman bırakacak?

Yoksa devletin resmî tarihine ya da kapitalizmin politikalarına karşı geliştirilen alternatifler, sırf muhalif oldukları için sorgulamadan muaf mı itikatlarınca?

Ağızlarından düşürmedikleri, “hakikatlerle yüzleşme,” devletin resmî tarihi yerine muhalefetin resmî tarihinin “resmen” kabul edilmesi anlamına mı geliyor?

İyi de biz tartışılmaz şeyler söylediğimiz iddiasında değiliz ki. Adeta aksiyom muamelesi çektikleri önermelerinin “de”, tıpkı resmî söylemin paradigmaları gibi tartışılabileceğini söylüyoruz, o kadar.

Bu “aşkın” saplantıyla nereye kadar?

Birbirimizi kandırmayalım, dertleri Berktay’ın 77 1 Mayıs’ı ile ilgili söylediği alternatifler değil, bugün nefretlerini doyuracakları mönüde şefin spesiyali Berktay, o kadar.

Yurttan sesler korosuna bomba transfer

Meclis’te yabancılara toprak satışına izin veren tasarının konseri var. MHP’li ve CHP’li dramatik tenorlar paranoya oratoryosu için ayakta. Çok geçmeden BDP’li bariton Hasip Kaplan’ın “yurttan sesler korosuna” kanonu işitiliyor.

Kaplan: Yabancılar bir ülkeye tankla, topla giremediği zaman sermaye yoluyla giriyorlar. Mütekabiliyeti kaldırıyorsunuz. Suudi Arabistanlı bir şeyh bastırır parayı, alır Boğaz’da villayı, ‘özel mülkümdür’ der, giremezsiniz.”

Kaplan’ın vokalinin ardından MHP’li vekiller es verse de olurdu aslında; ama yine de ayağa kalkıp sesleriyle omuz verdiler “yoldaşlarına”.

Nasıldı o ülkücü marşı: “Senin başında taş, benim gözümde yaş. Sen sıranı savdın sıra bende Ülküdaş!”

Alkışlar, tezahüratlar, tebrikler...

melihaltinok@gmail.com

TARAF 

YAZIYA YORUM KAT