Tartışılan örgüt Yarsav

14.01.2009 13:49

Adnan Küçük

Ergenekon soruşturması, 10. dalgada gerçekleştirilen tutuklamalar tartışılırken bazı kişilere yönelik suikast planları ile bazı tutuklularla bağlantılı olarak Gölbaşı ve Sincan'da ve bazı tutukluların evlerinde çok sayıda silah, mermi ve patlayıcılardan teşekkül eden cephanelikler ortaya çıkarılınca, artık bu soruşturma daha somut bulgulara dayanır hale gelmeye başlamıştır.

YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, önceki gün Ergenekon soruşturması kapsamında yapılanlara ilişkin çok ciddi ithamları içeren değerlendirmeler yapmıştır. Bu açıklamada, herkesin mutlaka hesap verebileceği bir düzen savunulurken, hemen devamında, bu açıklama ile çelişecek şekilde, YARSAV kurucu üyesi Yargıtay eski Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun evinin aranması hususuna yer verilmiştir. Bu açıklamada, Kanadoğlu'nun "peşinen söz konusu suçu hiçbir şekilde işlemeyeceği kesin bir ön kabulle" vurgulanarak, bu kişiye nasıl "dokunulabileceği" ağır bir şekilde eleştirilmiştir. Kısaca, kendi açıklamaları ile esaslı bir şekilde çelişme pahasına, yapılan yargılama faaliyetlerine açıkça güvensizlik fikri vurgulanmıştır. Tabii ki bütün bunlar yargıyı töhmet altında bırakan ağır ithamlardır. Bütün bu olanlara ilaveten bir de YARSAV'ın, Ergenekon soruşturması ve davasına bakan Cumhuriyet savcılarının yetkilerinin iptali için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na başvuruda bulunduğu bilgisi kamuoyuna yansımıştır.

Şimdi bu eleştirilerden nasiplenenlerin en başında soruşturmayı yürüten mahkeme ve Cumhuriyet savcıları gelmektedir. Sanki bu mahkeme/hâkim ve Cumhuriyet savcıları, siyasi iktidarın emrinde bir organ olarak, yetki ve mecraları dışında işlevler görmektedirler. Yapılan bu ağır değerlendirmeler, sürmekte olan bir adli soruşturma ile alakalıdır. Yapılan işlemler, kanuni çerçevede yapılan takipler, dinlemeler, bulgu, bilgi ve belgeler çerçevesinde yürütülmektedir. Bu bulgu, bilgi ve belgelerin bir kısmı, eleştiriyi hak edecek şekilde, soruşturmanın gizliliği ilkesi ihlal edilerek kamuoyuna yansımış olabilir. Fakat bunlar, muhtemelen yargıda mevcut bulgu, bilgi ve belgelerin çok cüz'i bir kısmını teşkil etmektedir. Şimdi bütün bunları, bir bütünlük içerisinde bilmeksizin, peşin ve genellemeci bir değerlendirme ve en ağır ithamı yapmak, yargının töhmet altında bırakılması anlamına gelecektir. Bu ağır itham ve eleştirilerin belli bir yoğunluk ve ağırlık kazanması, dahası bu ithamların en ağır bir şekilde, üyelerini hâkim ve Cumhuriyet savcılarının oluşturduğu bir Birlikten gelmesi, yargı üzerinde çok daha ciddi bir baskının oluşmasına yol açacaktır. Baskı etkilemeyi, o da tarafsızlık ve bağımsızlığın tehlike altına girmesini beraberinde getirecektir. Hele ilgili Cumhuriyet savcıları ve hâkimler hakkında bu soruşturma ve yargılama kapsamında yapılan işlemlerden dolayı verilebilecek bir disiplin cezası veya diğer bir cezai işlem, hâkim güvencesini tamamen ortadan kaldıracaktır. Hâkim güvencesinin olmadığı bir yerde ne yargı bağımsızlığından, ne de adaletten söz edilebilir. Diğer yandan bütün bu harici etkileme ve baskılar neticesinde "şayet yargı bağımsızlık ve tarafsızlığını kaybederek, aslında gerçekleştiği halde, sırf bu baskılar sebebiyle suç sabit görülmeyerek ilgili kişiler cezalandırılmaz" ise, işte asıl felaket o zaman yaşanır. Artık devlet içi illegal örgütlenmeler meşru hale gelir; buna yeltenenler dizginsizleşir. O zaman da ortada ne hukuk/hukukun üstünlüğü, ne adalet, ne de Anayasa kalır. Devlet eliyle terör kol gezer. Bunun hayali bile hukuka güvenen ve inanan her insan için dehşet verici bir şeydir.

Aynı anda davacı-savcı-hakim olunabilir mi?

Burada YARSAV'a ilişkin bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum. Bazı uluslararası belge ve organların kararlarına referans yaparak, varlığını meşruiyet zeminine oturtmaya çalışan bu teşekkülün, aslında bazı sorunların kaynağını teşkil ettiği de görülmektedir. Bir defa yargıda temel değer bağımsızlık ve tarafsızlıktır. Bunu zedeleyici en ufak tezahür, yargının ve adaletin yara alması anlamına gelir. YARSAV'a sadece yargı camiasının belli bir kesimi üyedir. Bu itibarla, bu oluşum, bütün avukatların zorunlu olarak üye olmak durumunda oldukları Türkiye Barolar Birliği gibi, bütün hâkim ve Cumhuriyet savcılarının üye oldukları temsil kabiliyeti tam olan bir yapılanma değildir. Temsil niteliği kısmi olduğu ve üyeleri de tabiatı gereği belli eğilimleri temsil eden kişiler oldukları için, ortaya konulan tepkilerde bu eğilimlerin az-çok belirleyici olduğu gözlenmektedir. YARSAV, bütün hâkim ve Cumhuriyet savcılarını temsil etmediği gibi, en azından verdiği izlenim itibarıyla sadece üyelerinin hâkim eğilimlerini yansıtmaları sebebiyle, bu oluşum tarafından yapılan müracaatlar hakkında, yine birçoğu bu oluşumun üyesi olan hâkim ve Cumhuriyet savcıları tarafından değerlendirme ve işlemler yapıldığı için, kişilerde, bu işlemlere yönelik kuşkuların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu durum, kamuoyunda "şikâyet edenlerle, şikâyeti değerlendirip sonlandıranların"; "iddia edenlerle, iddia konusunda karar verenlerin aynı (eğilimde) kişiler olduğu" yönünde fiili bir kanaat ve izlenimin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu da yargısal işlem ve kararlara karşı tarafgirane bir güvensizliğin ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. Bu da adalete gölge düşürmektedir.

YARSAV, hiçbir ayırım gözetmeksizin, yaşanan bütün yargısal sorunlara ayırım gözetmeksizin eşit tepkiler verebilse, geliştirdiği eleştiriler herkes tarafından haklı görülebilir. O zaman daha saygın ve muteber hale gelebilir; muhtemelen üye profili çeşitlenerek temsil kabiliyeti daha da genişleyebilir. Oysa daha önce, gerek AYM'nin Anayasa hukukunu alt-üst eden 367 kararında, gerekse Yargıtay ve Danıştay Başkanlar Kurullarının, yine kendi mecraları dışına taşarak, sanki siyasi bir taraf imişçesine yapmış oldukları toplantı ve açıklamalarını en hararetli bir şekilde desteklemesi, bazı siyasi parti ve teşekküllerin yargı bağımsızlığını tehdit edebilecek boyutta açıklamalar yapmalarını göz ardı etmek bir yana, o yönde destekleyici tutumlar sergilemesi, bu Birliği "taraf" haline getirmektedir. Bu tarafgirlik, otoriter/jakoben/militan bir laiklik ve Cumhuriyet zeminine oturmaktadır. Verilen tepkiler, demokratik laik Cumhuriyet yönelimlerini dışlayıcı yönde gelişince, bu birlik maalesef objektivitesini kaybetmekte, tıpkı bir siyasi parti ya da siyasi bir cemiyet gibi algılanmaktadır. Algılama bu yönde olunca, YARSAV'dan yargıya yönelik eleştiriler de tıpkı bir siyasi parti ya da cemiyetin tepkisini andırmaktadır. Bu Birlik, yargı mensuplarının değil de diğer kişilerin üye oldukları bir yapılanma olsa, bu tepkiler onların tabii haklarıdır denilebilir. Ama bir yandan siyasi/ideolojik bir taraf imişçesine davranıp, daha sonra da bu eleştiriler yanında, yapılan bazı müracaatlar bizzat bu Birlik üyelerince karara bağlanınca, adaletin gerçekleşmesi daha da çetrefil ve içinden çıkılmaz hale gelmektedir. Kamuoyunda, YARSAV'daki bu tarafgirliğin, üyeleri vasıtasıyla yargısal işlemlere de yansıdığı izlenimi ortaya çıkmaktadır.

YARSAV, esasen bütün hâkim ve Cumhuriyet savcılarını içine alan bir yapılanma olabilse; son yaptığı gibi yargılama ve sorgulama kapsamında, gerek kendilerinin gerekse kamuoyunun bilgisi dahilinde olmayan bulgu, bilgi ve belgeleri bilmeksizin, spekülatif ve ithamvari değerlendirmeler yapmasa; bunların yerine bu camianın bütününün hissiyatını yansıtan haklı eleştiri ve önerileri geliştirip dillendirebilse; belli bir zihniyeti temsil edercesine bu kesimin menfaatlerinin ne pahasına olursa olsun korunması yönünde cansiperane bir tutum sergileme eğiliminden vazgeçebilse; o zaman verimli, işlevsel ve etkili olabilir. Bu tutum sayesinde, ciddi bir saygınlık ve güvenilirlik elde eder; adaletin gerçekleşmesine olumlu katkılar sağlar. YARSAV, mevcut haliyle, bu idealin büyük oranda uzağında görülmektedir.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim