1. YAZARLAR

  2. Hasan Cemal

  3. Tarihi yaşarken yakalamak kolay değil!
Hasan Cemal

Hasan Cemal

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarihi yaşarken yakalamak kolay değil!

A+A-

Sakin sakin düşünmeye ihtiyaç var. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Herkesin öfkelenmek için, gerilmek için birçok nedeni olabilir.
Kolay değil, Türkiye gibi bunca yıldır askeri tabu olan, eleştiri-üstü, hatta hukuk-üstü olan bir ülkede, bir gün içinde, aralarında eski kuvvet komutanlarının da bulunduğu 17 emekli general ve amiralin, 4 muvazzaf amiralin, 26 muvazzaf subayın bir anda gözaltına alınması...
Ama yine de soğukkanlılığı korumak gerekiyor.
Başka çare var mı?..
Ne yapacaksınız, yargı sürecini beklemekten gayri?..
Evet, geçmişte hiç yaşanmayanlar bugün yaşanmaya başladı.
Kimileri o yüzden şaşkınlık içinde...
Bugüne kadar yaşanmayanların yaşanmasından kaynaklanan tepki dalgası var gitgide kabaran...
1990’ların ikinci yarısında, 28 Şubat döneminde Meclisin çağrısına bile kulak asmayan komutanlar gördü bu ülke.
Ama köprülerin altından çok sular aktı.
Asker dahil kimsenin artık eleştiri-üstü, hukuk-üstü olamayacağı gerçeği, bir Yunanistan’a, bir İspanya’ya, bir Arjantin’e, bir İtalya’ya göre bir hayli gecikmeli de olsa sonunda bizim kapımızı da çalmış durumda.
Bu ülkede bugüne kadar hiçbir darbenin, hiçbir muhtıranın, hiçbir cuntalaşmanın, siyasete yönelik hiçbir asker müdahalesinin hesabı sorulmadı.
Yargıda da sorulmadı.
Siyasette de sorulmadı.
Medyada da sorulmadı.
Tam tersine çanak tutuldu.
Oysa asker bu ülkede demokrasi, hukuk, insan hakları ve özgürlükler açısından çok büyük günahlar işledi. Ama ne yazık ki bunların üzerine gidilmedi.
Yunanistan’da darbeciler hapse atıldı. Darbecilerden sonuncusu geçen yaz yaş ve sağlık nedeniyle hapisten salınırken, parlamentodan yazılı olarak özür dilemeye mecbur bırakıldı.
Arjantin’i 1970’lerde inim inim inleten, 30 bin faili meçhul cinayet işleten, binlerce insanı uçaklardan, helikopterlerden canlı canlı okyanusa atarak öldüren bir diktanın üyeleri 1980’lerde yargılandılar, yetmedi geçen yıl bir kez daha mahkeme karşısına çıkarıldılar.
Yunanistan’ı, Arjantin’i, İspanya’sı, İtalya’sı hem hesap sordu, hem de kurumları ve zihinleri demokrasi ve hukuk kültürüyle tanıştıran reformlar yaptı.
Türkiye’de geciken budur.
Şimdi bizde de bu kapı aralanıyor. Ama birçok çevrede bunun ne olduğu henüz tam kavranamadığı için de şaşkınlık halleri dikkati çekiyor.
Bu açıdan, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın bizim gazetede Fikret Bila’ya yapmış olduğu açıklamayı dün okuyunca önce biraz şaşırdım, sonra kendi kendime güldüm.
Büyükanıt Paşa, bunca zaman sonra tam Balyoz yaşanmaya başlamışken, 27 Nisan’ın bir muhtıra olmadığını, Cumhurbaşkanı seçimiyle de ilgili olmadığını nedense tam böylesi bir dönemde açıklamak ihtiyacını hissetmiş...
İnandırıcı olabilmesi olanaksız.
27 Nisan, bal gibi bir ‘muhtıra’dır.
Bizzat kendisi tarafından kaleme alınan bu muhtıra, 27 Nisan 2007’de gece yarısı Abdullah Gül’ün Çankaya yolunu kesmek için verilmiştir.
Aynı gün Mecliste Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu yapılmış ve Baykal’ın CHP’si bu seçimi, bir hukuk skandalı olan 367 formülüyle Anayasa Mahkemesi’ne taşırken, asker de e-muhtıra ile işi şansa bırakmak istememiştir.
Baykal ve sözcüleri, muhtıranın yanında dimdik durmuşlar, CHP lideri verdiği bir demeçle, yargı üzerinde siyasal baskının daniskasını sergileyerek, Anayasa Mahkemesi eğer seçimi iptal etmezse, ülkeyi tehlikeli gelişmelerin beklediğini söyleyebilmiştir.
Bir Anayasa Mahkemesi üyesi, 27 Nisan muhtırası üzerine, “Ben bunları torunlarıma nasıl anlatırım“ diye gözyaşı bile dökmüştür.
Evet, 27 Nisan’ın adı ister muhtıra, ister bildiri, ister askerin ‘laiklik duyarlığı’ olsun, değişen bir şey yoktur.
Asker siyaset yapmıştır.
Siyasete karışmıştır.
Meclisin iradesine müdahale etmiştir.
Kısacası, 27 Nisan’la hesabı sorulması gereken bir suç vardır orta yerde...
Eskiden bunların hesabı sorulmadığı, bugüne kadar böyle şeyler hep örtbas edildiği, yargı ve siyaset kurumu tarafından görmezlikten gelindiği, medyanın kılı kıpırdamadığı içindir ki, askerde herkes ne yapılsa hesabının nasıl olsa sorulmayacağına inanır hale gelmiştir.
Özden Örnek günlüklerindeki darbe tertipleri, Ergenekon’lar, Poyrazköy’ler, andıçlar, Lahikalar, Kafes Eylem Planları, son olarak Balyoz’da ortaya saçılanlar hepsi böyle bir vurdumduymazlığın, nasıl olsa bana dokunulamaz kibirinin ürünüdürler.
Ama artık dokunuluyor işte.
Tıpkı Yunanistan’daki, İspanya’daki, Arjantin’deki gibi biz de nihayet dokunmaya başladık.
Demokrasi ve hukukun önünde bin yıldır dikili duvarda orasından burasından gedikleri açılıyor. Evet, sancılı ve sıkıntılı bir süreç ama çaresiz yaşanacak.
Tarihi yaşarken yakalamak kolay olmadığı için de şaşkınlık halleri suyun yüzüne vuracak, olayların ardındaki gerçek gecikmeli olarak anlaşılacak.
Ali Bayramoğlu’nun dediği gibi, “Demokratik bir ülke olmak istiyor muyuz, istemiyor muyuz?”
Mesele budur.

 

MİLLİYET

YAZIYA YORUM KAT