1. YAZARLAR

  2. Nuray Mert

  3. Tarih tartışması
Nuray Mert

Nuray Mert

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarih tartışması

A+A-

Bir süre önce, başörtülü bir genç kızın bir TV programında, ‘Atatürk’ü sevmiyorum’ diye başlayan ‘İngiliz mandası belki daha iyi olurdu’ diye devam eden konuşması haber oldu. Nihayet, CHP Genel Başkanı, bu sözlerin (iktidar partisini kastederek) bir çevrenin zihniyetini yansıtıyor olduğunu iddia etti. Baykal’ın bu konuşmayı yaptığı günün akşamında, CNN Türk’de Ahmet Hakan’ın ‘Tarafsız Bölge’ programı da, bu ‘tarih tartışması’nı konu ediyordu. Allahtan, konuklar son derece makul insanlardı (ikisi Türkiye’nin en değerli cumhuriyet tarihçilerinden Ahmet Kuyaş ve Cemil Koçak’tı), gerçekten çok seviyeli bir tartışma, daha doğrusu değerlendirme ortamı oluştu.

Sonuçta, mevcut tartışmanın, çıkış noktasının, tarihi anlamaya çalışma değil, güncel siyasal tartışmaların tarihe müraacat çabası olduğu noktasında genel bir anlaşma zemini oluştu. Resmi tarihler ve bunlara karşı tarihler, dünyanın her yerinde, siyasal-ideolojik özellikler taşır. Bizim resmi tarihimiz, Cumhuriyet’in kurucu ideolojisinin ve siyasal meşruiyetinin bir unsuru olarak yazılmıştır. Buna karşın, resmi tarihe karşı eleştiriler de, çoğunlukla ve ağırlıklı olarak ideolojik özellikler taşımıştır. Kurucu ideoloji tartışmasının örtük de olsa yoğunlaştığı bu dönemde, işin tarih tartışmasına sıçraması doğaldı.

Ben, bu denli gerilimli bir ortamda, tarih tartışmasının, gerilimi azdıran biçimde sahneye çıkmasını en hafif deyimle faydasız buluyorum. Böyle bir ortamda, tarih konuşmamıza imkân yok. Ancak, bu tartışmayı ilelebet geçiştirmenin de imkânı ve faydası yok.

Önce, bu tartışmanın mahiyetini bilmek zorundayız. Yukarıda da dediğim gibi, resmi tarih başından beri katı bir ideolojik mahiyet taşıyordu, bu Cumhuriyet’in kuruluş dönemi için anlaşılır bir şeydi, ancak bu vasfını hiç aşamadı. Diğer taraftan, çokpartili hayata geçişle birlikte, hızla gelişen bir karşı tarih okuması benzer bir siyasal-ideolojik kalıp oluşturmaya başladı. Birinin ak dediğine, diğeri kara, yok kısıtlamalardan dolayı kara diyemiyorsa, demeye getirmeye başladı.

Atatürk’e, Cumhuriyet’e toz kondurulamıyorsa, II. Abdülhamit devrine dönüldü, İkinci Meşrutiyet bir ‘Selanik’/dönme/mason komplosu çerçevesinde açıklanmaya başlandı, ‘Cumhuriyet de onun devamı’ denmeye getirildi. Dolaylı, imalı değerlendirmelerin 1000 çeşidi icat oldu; biraz insaflı olanı, Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderenin Vahdettin olduğunu ileri sürdü, başkaları bunun düpedüz İngilizlerle anlaşmalı bir iş olduğunu ima etti. ‘Lozan zafer değil, hezimet’ti, ‘Cephede kazanılan masada verilmişti’, ‘Halifelik İngilizlere satılmıştı’ gibi imalar, bu tarih yazımının sayısız ürününde yer alır.

Ben, tarihe tamamen objektif bakmak mümkün değilse bile, insaflı, anlamaya çalışarak ve dolayısıyla eleştirel bakılmasından yanayım.

Bugün bunun imkânı yok gibi gözüküyor, ama imkânı olması için, bir yandan, bir kesimin resmi tarihi diğerlerine karşı silah gibi kullanmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Diğer yandan, diğerlerinin de, (bir ölçüde bu tehdit karşısında geliştirdikleri) ikiyüzlülükten bir an önce vazgeçmesi gerekiyor.

Bu AKP meselesi değil, 1950’lerden beri gelişen bir karşı tarih yazımı, sağ-muhafazakâr kesimin bir zihniyet dünyasının düşünce harcında vardır. Bu, birinin ak dediğine kara diyen veya demeye getiren bir tarih anlayışıdır. Bakın, geçenlerde, 24 Şubat 2008 tarihli Zaman gazetesinde, Şam’da bulunan Vahdettin’in kabrine ilişkin bir haber, ‘Vahdettin’e hizmet büyük gurur’ diye verilmiş. ‘Vahdettin, hain padişah’ söylemini bırakalım, ama Vahdettin’i bunca taltif, ne demeye getiriliyor sorusunu sordurur.

Bakın, bu ülkede, birileri hâlâ, Cumhuriyet tarihinin resmi yazımına en ufak bir şerh düşmeyi ihanet sayıyor. Diğeri de, Cumhuriyet’in kurucu ideolojisinin tam karşısındaki bir isim için vakıf kuruyor. Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’den bahsediyorum. Sabri Efendi, sadece siyasi bir şahsiyet değil, ilmi değeri var denebilir, ama nihayetinde, Ebu Hanife’den bahsetmiyoruz, Sabri Efendi’nin siyasi kimliği ilmi kimliğinin önündedir. Hürriyet ve İtilaf Partisi kurucularındandır, sıkı bir Milli Mücadele karşıtıdır, Cumhuriyet kurulduktan sonra sürgünde yaşadığı İskeçe’de bir yandan Cumhuriyet ile diğer yandan Mısır’a sürülen son halife Abdülmecid Efendi çevresi ile mücadelesini ‘Yarın’ adlı bir gazete çıkararak sürdürmüştür.

Böyle bir isim için kurulan vakfın kurucularından biri, geçen dönem AKP milletvekilliği de yapan Resul Tosun’du. Bir ara bu olay haber oldu.

Herkes tarihe istediği gibi bakar, yorumlar, istediğini eleştirebilir olmalı, ama bizimki tarih tartışması değil. Tarihin devreye girdiği noktalar dolayısıyla şunu bir kez daha görüyoruz; birinin ak dediğine diğerinin kara dediği, grileri olmayan bir-iki dünya ile, övündükleri sevindikleri şeyler bu kadar ayrı düşmüş dünyaların mensubu olan insanlarını bir arada yaşatmak zordur. Görüyoruz ki, giderek daha da zorlaşıyor. Tarih konusunda hemen anlaşamayabiliriz, ama bari bunun böyle gitmeyeceği, her şeyden önce daha samimi bir zeminden yeniden başlamaya ihtiyacımızın olduğu konusunda anlaşalım. Hem daha geç, hem daha güç olmasın.

Radikal gazetesi

YAZIYA YORUM KAT