1. YAZARLAR

  2. Demiray Oral

  3. Tarih kitaplarındaki ‘devlet töreni’ de bitsin
Demiray Oral

Demiray Oral

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarih kitaplarındaki ‘devlet töreni’ de bitsin

A+A-

 

Uygun adım yerine özgür adım marş teşebbüsünde bulunulan ilk 19 Mayıs’ı da böylece geride bıraktık bütün bayramlara aynı mesafede duran kıymetli Vaziyet okuru.

Şimdi önümüzdeki bayramlara bakalım, hem de iyi bakalım diyorum. Çünkü 19 Mayıs kutlamasıyla ilgili haberlerden anlıyorum ki, önümüzdeki milli bayramların ana teması “halk bayrama akın etti vatandaş bayramı kutlayamıyor” kıvamında olacak.

Özellikle İstanbul Taksim Meydanı’nda Ata’ya saygı duruşunda bulunulmadan kafadan İstiklal Marşı’na zıplayan yetkililere günlerini gösteren Kemalist teyzeler bu hususta öncü rolü oynayacaklarını ispatladılar.

Aynı esnada Samsun’da bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, valilikten onaylı Atatürk anıtına çelenk koyma müessesine “O yasakları onların kafalarına çalacağız” diye tepki gösterirken, yine kitlenin bir adım gerisinde kalmıştı.

Çünkü onun çelenkleri iktidarın kafasına çalmanın planını yaptığı esnada Taksim’deki teyzeler çoktan Ata’nın en sevdiği çiçeklerden oluşan buketleri yetkililerin kafasına geçirmişti.

Şahsen ilgiyle takip ettiğim etkinlikler Ata’nın doğum günü niyetine yaptırılan Samsun’daki dev pasta ile Artvin’deki en büyük Atatürk heykeli vakalarıydı.

Nedense böyle zamanlarda en güzel Atatürk heykelini yapmak değil de en büyüğünü yapmak geliyor Kemalistlerin aklına.

Sonra havaya girip rakamlar bekleniyor. Heykel’in boyu 22 metre, pasta 120 kilo.

Sanırım bu “en”li şartlandırmanın etkisinden olacak, aklıma Mustafa Kemal Samsun’a çıktığında kaç kiloydu, boyu kaçtı sorusu üşüşüverdi.

İnternete girip bakmış bulundum.

Böylece sadece, “Atatürk’ün boyu kaç santimdi” sorusunun bile nasıl sinsi bir soru olabileceğini idrak ettim. Bu sinsi soruya önlem kabilinde Atatürkçülerin siteleri, forumları, yorumları tamamen “boyu değil işlevi” kıvamında ön alan cevaplarla donatılmıştı.

Birisi “Emperyalizme karşı savaş verecek kadar uzundu” derken, bir diğer yorum hayatta en hakiki mürşidin ilim olduğunun sarsılmaz kanıtıydı: “Ata orta boyluydu ama yanında uzun boylu biri varsa o kişiden daha uzun görünürdü.”

En “çağdaş” yorum ise şöyleydi: “O zaman NBA yoktu, iPod yoktu, olsa elbette Atatürk’ün boyu da daha uzun olurdu. Herkes kısaydı o zamanlar. Atatürk’ün boyu da kısadır. Şimdi gençler Kobe izliyor, Wade izliyor, hoplayıp zıplıyorlar boyuna, uzuyorlar tabii. Ha Atatürk olmasaydı, bizim için NBA de olamazdı, Kobe kimdi bilemezdik..”

Offf ya... Alt tarafı 22 metrelik heykeli yapılan bir insanın boyunu öğrenmek istedik.

Neticede, doktrinde tartışmalı olmakla birlikte baskın görüş Ata’nın boyunun 1,67 – 1,68 cm. olduğu yönünde.

Kilosuyla ilgili muhabbet de enteresan. Bir yerde “hemen hemen 70 kiloydu” yazarken, bir başka yerde“kilosu hayatı süresince 76 ile 46 arasında değişiyordu” diyor ve Ata’nın ölçüleri bahsinden kabul ederek kaptırıp gidiyor: “Gömleklerinin hepsi beyazdı, takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendi çizer, lacivert takım giymeyi sevmezdi.” Bir tık ileride bir başka sitede tam zıddını bulmak mümkün. Oraya göre Ata lacivert takım içine beyaz gömlek giyme tutkunu, boyu da epey uzayıp 1,74 olmuş falan filan...

Tamam, neticede bunlar internetteki ne idüğü bilersiz siteler, verdikleri tarih bilgisinin kıymeti harbiyesi yok.

Ben de zaten lafı buraya getirme derdindeyim. Bu memlekette okutulan tarih de aynen böyle ne idüğü belirsiz bilgilerle dolu, tek odaklı bir tarih anlayışını empoze ediyor.

Devletin resmî tarih eğitiminin çarklarından geçmiş, Atatürk’e iman etmiş bir çocuk, eğer olur da büyüdüğünde gerçekten okumaya başlarsa...

İlk anda yaşadığı hayal kırıklığı herhalde ancak, hayatı boyunca Allah inancıyla büyümüş birinin ilk kez “Ya yoksa” diye şüphe ettiği anda yaşadıklarıyla tarif edilebilir.“Mustafa Kemal’in 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkmasından önce Kâzım Karabekir’in 19 Nisan 1919’da Trabzon’a çıkarak işgale karşı mücadeleyi başlattığını okuyan, Mustafa Kemal’in Erzurum Kongresi’ne alınmak bile istemediğini öğrenen, Mondros Mütarekesi’nden sonra en ümitsiz komutan olan İsmet Paşa’nın “Bu iş bitti Kâzım, gidip çiftlik alalım sen Kâzım Ağa ol, ben İsmet Ağa olayım”*dediğini okuyan sıradan bir Türk gencinin yaşayacağı travmadan söz ediyorum.

Yukarıdaki bilgilerin hepsi tamamıyla doğru mu peki?

Bilmiyoruz, bilemiyoruz ki... Çünkü Kurtuluş Savaşı’nda yer alan Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi tarihî şahsiyetlerin yazdıkları üzerinden farklı bir tarih okumasına zinhar izin verilmiyor.

Devletin gölgesinden sadece bayramların değil, asıl o bayramları yaratan tarih kitaplarının kurtarılması gerekiyor.

Bilgileri Derin Tarih dergisinin 1. sayısından aldım.

oraldem@gmail.com

TARAF

 

YAZIYA YORUM KAT