1. YAZARLAR

  2. Leyla İpekçi

  3. Taraf gazetesi nasıl 'İslamcı ve AKP yanlısı' oldu?
Leyla İpekçi

Leyla İpekçi

Yazarın Tüm Yazıları >

Taraf gazetesi nasıl 'İslamcı ve AKP yanlısı' oldu?

A+A-

Ergenekon çetesinin şifreleri çözüldükçe bu çeteden sevimli, zararsız, üzerine şakalar bile yapılabilen, sıradan ve çok olağan bir oluşummuş gibi bahsedenlerin 'güdümlü' bir siyasetin izdüşümü olarak, onların en kanlı eylemlerini nasıl ele aldıklarını -hatta almadıklarını- ibretle izliyoruz.

Son olarak hayretle izlediğim bir yaftalama biçimi daha var ki, giderek kendini kanıksatmaya başlıyor. Radikal gazetesinde bir süredir şu ibareye rastlıyoruz: "İslamcı basın olayı nasıl değerlendirdi?" "Dinci" diye sıralanan bizimki gibi "malum" gazeteler arasında Taraf gazetesi de var. Yani içinden geçtiğimiz şu kritik günlerde Radikal gazetesi, Taraf gibi dinî bir referansı olmayan bir gazeteyi İslamcı basın olarak kategorize etmeyi başarmış. Dün ise daha 'açılımlı' bir yol izleyerek Taraf'ı "AKP yandaşı medya" kategorisinde değerlendirdiklerini gördük.

Nasıl bir cepheleşmeye hizmet ediyor bu? Salt imalara dayalı bir hakikat arayışıyla adalet duygumuza hizmet etmek mümkün mü? Dinle veya bir siyasi partiyle hiç yakınlığı olmayan bir gazeteyi bile sırf olayların üzerine cesurca gittiği için siyasetin hamasi diline hapsetme çabasının altında yatan ne?

Koltuklarını koruma uğruna halkının kanını dökmekten, bomba ve cinayetten medet umanların yaptıklarını manşetlerine taşıdığı için veya barış yanlısı tutumları sayfalarında yansıttığı için: Bu gazeteyi belli bir siyasi projeye alet etmekle İttihatçı zihniyetin faşizan eylemlerini meşru gösterenlere hizmet etmiş olmuyor musunuz? Ya Sabah, Star, Y. Şafak gibi yine aynı kategoriye indirgenen gazetelerdeki birçok 'kendinden menkul' yazarın habire 'kaba hurafeler'le pişkince hedef gösterilmesinden kimler siyasi rant elde ediyor?

Biz de Zaman'da yazıyoruz diye işbirlikçi olduk, Soros'çu, Fethullahçı, ılımlı İslamcı, AKP sözcüsü, vatan satıcısı, hain, yabancı dölü, Amerikan uşağı dediler. Her şey olduk. Yazdıklarımız net ve apaçık ortadayken hem de.

Kalbin ideolojik örtüleri yoktur. Onun yalın sesini işitmek, içerilere bakmak, zorbalığın bizlere yansıyan biçimine dikkat çekmek gibi niyetlerle yazanları en sığ söylemlerle sınıflandırırken kendi kalbinizi nasıl mühürlediğinizi görmüyor musunuz? İnsanların çoğu hakikate yaklaşma çabasıyla nasılsa vakit kaybetmiyor diye, istediğiniz kişiye ve kuruma istediğiniz yakıştırmayı ima etme lüksüne sahip olabilir misiniz kolayca?

Bir de ideolojik örtülerini vicdani süslemelerle bezemeye çalışanların kullandığı dil var. "Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP uzlaşsaydı bugün partisi kapatılmaya çalışılmazdı" diyorlar. Devlet ve sosyal hayat içinde çöreklenen ve görünmez iktidarını en kanlı oyunlarla, en alçak muhbirliklerle korumaya kalkışan Ergenekon yapılanmasını hiç ama hiç ağzına almaksızın, uzlaşsaydı diyorlar. 27 Nisan muhtırasına, vesayet rejiminin baskılarına karşı sussaydı. Hakkaniyet ve adalet duygumuzu zedelemek pahasına.

Ne olacaktı? Ergenekon sessiz sedasız hakimiyetini sürdürecekti. Bunu tercih ediyorlar apaçık. Sorun çıkmazdı, ortalık toz duman olmazdı. Parti kapatma davası da açılmazdı. Hakkı hakikat ile ölçebilir misiniz bu yaklaşımınızla? Parti kapatılabilir diyenlerle kapatılamaz diyenlere 'eşit seyir imkanı' tanıyarak mı iktidar bekçiliğinizi sürdüreceksiniz? Bu yüzden mi haktan ve hukuktan yana taraf olanları saptırılmış imalarla yıpratmaya çalışıyorsunuz? Vicdani duruş, kesin ve net bir dille, berrak bir üslup bekler. Eyyamcılık, kıvırtma, dengeli davranma, kıvamlı pozisyon alma gibi ikiyüzlü versiyonlar attırmayı değil.

Birileri devletin iktidarını kimseyle paylaşmasın diye nice kuşak eğitim hakkını kullanamadı. Nice memur, asker iftira yoluyla işinden atıldı, birçok gazeteci ve aydının faili meçhul kaldı, sayısız genç küle dönmüş toprağından uzaklara sürgüne gitti. Kayıplar bulunamadı. Zalimler cezalandırılmadı. Biz hâlâ hiç sormayalım mı böylesine kanlı bir yapılanmanın dikte ettiği hangi ideoloji zulmetmenin, iftira atmanın, muhbirliğin, darbeciliğin, fişlemenin, işkencenin gerekçesi olabilir? Bunları ceset ve kül miktarıyla meşrulaştırmaya yarayabilir?

Zaman gazetesi

YAZIYA YORUM KAT