Tanrı veya İleri Demokrasi Adına Öldür/mek

19.01.2015 10:41

KENAN ALPAY

İtalya Başbakanı Matteo Renzi geçen hafta La 7 TV kanalında canlı yayınlanan bir programda Charlie Hebdo dergisine yapılan saldırıları ve akabinde yaşanan gelişmeleri epeyce geniş bir değerlendirmeye tabi tuttu. Ancak Türkiye’de medyanın önemli bir kesimi Paris’te yaşanan saldırıyı da Renzi’nin bu konuya dair mütalaalarını da bir iç siyaset malzemesine dönüştürdü. Çünkü meselenin aslına uygun bir analize tabi tutulmasından daha önemli ve acil olan husus Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nu hem uluslar arası zeminde hem de iç kamuoyunda sıkıştırılmasıydı. Bu sebeple mesele çoktan Fransa’nın sınırlarından çıkarılıp “Türkiye’de AK Parti hükümetinin dinci vahşeti teşvik eden politikalarının elbirliğiyle halledilmesi” çağrılarına dönüştürülmüştü bile.

Elbette AB ve ABD’nin meseleyi izah biçimi, İsrail ve işbirlikçi Arap rejilerinin pozisyon alış biçimlerinde yeni bir 11 Eylül dalgası oluşturma gayretkeşliği hiç de azımsanamayacak kadar yoğundu. Ancak zannedilenin ve Türkiye’deki Kemalist, sol, liberal ve Gülenci kadroların beklenti ve takdimlerinin tersine Fransa ve AB ülkeleri hassaten ‘İslamcılıkla savaş’ ilanına yanaş(a)madı. Çıkış yolunu küresel manada ‘İslamcılıkla savaş’ yerine AB ülkeleri mücadeleyi IŞİD, El Kaide, Boko Haram gibi örgütlere zemin hazırlayan radikal/aşırı unsurlarla teksif etmekte gördü.

Acılar Üstüne Konforlu Hayat

Israrla politik mizah dergisi olarak nitelenen Charlie Hebdo gizlenmesi ve tevil edilmesi mümkün olmayacak derecede ırkçı-sömürgeci Batı’nın psikolojik savaş araçlarından biri olarak iş gördü. Üstlendiği misyon itibariyle bu dergi örgütlü ve sistematik provokasyon merkezlerinden biriydi. Ne işgale ve işgalcilere ne de işkence ve katliam örgütleyen askeri-siyasi iktidar sınıflarına yönelikti okları. Tersine İslam coğrafyasında işgal, sömürü, despotizm, yoksulluk gibi en çirkin siyaset biçimleriyle tezahür eden Batılı devletler adına Müslüman toplumlara ve İslami değerlere karşı konuşlandı.

Önceki adı olan Hara Kiri’yle tam bir uyum içinde ‘anlamsız ve edepsiz’ değerlerin temsilcisiydi. Fikir, sanat, özgürlük, adalet veya benzeri hiçbir değeri temsil etmediği gibi tam tersine derginin kadrosu bu gibi temel değerlere iğrenç ve tiksinti verici çizgilerle saldırıyordu. Dolayısıyla “Hepimiz Charlie’yiz” sloganları ve ‘amasız kınama’ dayatmaları bu çirkin ve tiksinti verici düşmanlık merkeziyle özdeşleşmekten, aynı misyonu omuzlamaktan başka bir manaya gelmiyordu. Ancak bu kampanya beklenen havayı yakalayamadığı gibi aksine ciddi bir direnç, köklü bir itiraz ve belki de daha önemlisi benzer dalgaların gelebileceğine dair korku havası AB ve ABD’de daha mantıklı ve mutedil bir siyasal söyleme mecbur kıldı. Çünkü İslam coğrafyasında sürdürülen işgal ve savaşların silahlı şiddet olarak AB coğrafyasına taşınma riskini göze alamadılar.

Papa Papa Francesco’nun dahi Anneme küfreden yumruğu beklemeli. Bu normaldir. Provokasyon yapmak, başkalarının inancına hakaret etmek doğru değildir” tarzı değerlendirmelerini Fransa Cumhurbaşkanı Holland’ın “İslam veya Müslümanların medeniyetiyle savaşmıyoruz. Anti-Semitizm gibi İslam’a karşı işlenen suçlara da cezai müeyyide uygulanmalı” değerlendirmesiyle birlikte ele almak gerekiyor. Ancak Türkiye’deki Batıcılar gibi Suriye ve Mısır’daki Batıcılar da daha şiddetli beyanlar ve tedbirler alınması yolunda tahriklerle sahne almakta ısrarlılar. 

Esed rejiminin ve Sisi cuntasının Batı’yı ısrarla IŞİD’le korkutup titretme, kesintisiz ve şartsız destek temin etmeye matuf politikaları kadar Türkiye’deki Batı’ya müzahir seküler sınıfların da “IŞİD=AKP Hükümeti” feveranlarıyla sonuç almak gibi bir hayale kapıldığı sürekli göze batıyor. Ahlaksızlıkları akılsızla, çirkinlikleri zavalılıklarıyla yarış halindeki bu asker-sivil lejyonerler hem Batı’nın işgal ve sömürü politikalarına, hem de Batı içinde kurumsallaşmış ırkçı-ayrımcı nefret politikalarına dikkat çekilmesinden rahatsız oluyorlar. Neden? Terör ve vahşet yaftasıyla Müslümanları tahkir ederek bütün sorunları görünmez veya önemsiz kılmak için. İslamsız bir dünya, Müslümanlardan arındırılmış bir kamusal hayat ve iktidarsız kılınmış bir İslam coğrafyasında hükümranlıklarını daim kılmak için.

Mesele şu: Gerek despotik iktidarların gerekse Batı’nın Müslüman toplumları derin ve sarsıcı acılara gark edip dururken kendi içlerinde hiç bozulmayacak bir konforlu hayat hayaline kapılmaları hem doğru hem de mümkün değil.

Kaçık mı, Kahraman mı?

Paris’te Charlie Hebdo dergisine yönelik kanlı saldırısını gerçekleştiren Şerif ve Said Kuaşi kardeşlerle alakalı pek çok komplo teorisi ve yakıştırma yapıldı. Kuaşi kardeşlerin “Hz. Peygambere yönelik çirkin saldırıların intikamını almak için saldırıya giriştiklerini ve oradaki çizerleri bu sebeple öldürdüklerini” beyan etmesi, Yemen El Kaidesi’nin eylemi üstlenmesi Türkiye’de halen pek çok kimseyi tatmin eden bir izah olmadı. Karanlık bir el, üst bir akıl, derin bir hesap şüphesi sonucu komplo teorilerinden müteşekkil analizlerin merkezinde yer alıyor.

Eylemi yanlış, aşırı, gereksiz veya zararlı görmek başka bu eylemin arkasında sürekli olarak emperyalist ve Siyonist bir tuzak aramak başka bir şeydir. Failler, örgüt, gerekçe ve işleyiş ortadayken hepsini birden Batı’nın tuzağı olarak görmekte, göstermekte ısrarcı olmak Müslümanların özne oluşunu, öfke duyuşunu, intikam hislerini ve bütün bunları icra edebilecek iradelerini hepten yok saymaktır.

Bu zihinsel ve siyasal duruş vakayı izah etme yönünde atılacak bütün adımların önünü kesmektedir. Daha kötüsü hem bütün sonuçlarıyla işgal politikalarının hem de işgaller karşısında gelişen doğru-yanlış tüm tepkilerin anlaşılmasını imkânsız kılmaktadır.

Bu bağlamda bakın İtalya Başbakanı Renzi, Kuaşi kardeşler için ne söylüyor: “Bazı kaçıklar bir dergi binasına girerek, o bildiğimiz eylemi yaptılar. Onlar birer kahraman değil. Bu delice bir düşüncedir. Kim Tanrı adına öldürürse, ona karşı küfrün de en büyüğünü etmiş demektir. Bu tutumun hiçbir şekilde affı yoktur. Sorun İslam değil, fanatik ideolojidir.” Kahraman değil kaçık ve deli, İslam değil fanatizm. Tanrı adına öldürürse, küfrün en büyüğü olurmuş üstelik.

Yüzbinlerce insanın işgalciler veya işbirlikçisi despotik rejimler tarafından katledilmesi, işkence ve tecavüz politikalarına mahkum edilmesi fazla önemli bir mesele değil. Lakin sanat ve fikir özgürlüğünü temsil eden 12 kişinin vahşice öldürülmesi delice ve fanatikçe olduğu kadar Tanrıya karşı da küfrün en büyüğü sayılır. Maşallah Batılı, Batıcı hemen herkes fakih olmuş, kelamcı olmuş kimin affa mazhar kimin de azaba müstahak olduğu babında fetvalar verip, vaazlar ve nasihatler ediyor!

Geçen yüzyılları, yüzyılın başını, II. Dünya savaşı ertesini, soğuk savaş dönemini filan sormuyoruz. Afganistan ve Irak’ın işgalini, Suriye ve Filistin’de, Mısır ve Libya’da ‘ileri demokrasi’ adına sürdürülen işgal ve katliamları, işkence ve talanı örgütleyen ABD’nin Fransa, İngiltere, İtalya, İsrail vb. müttefiklerinin icraatlarını soruyoruz. Onlar asla kaçık ve deli değil, kesinlikle fanatik ve aşırı değiller değil mi? Çünkü Tanrı adına değil ileri demokrasi, liberal değerler ve bilimsel gerçekler adına sadece gerici barbarları öldürüyorlar.

Tarihin ilerlemesi, teknolojinin gelişmesi ve seküler yaşam tarzının bütün bir insanlığın öz değerine dönüşmesi için aydınlanmacı değerleri temsil eden Batılılar böylesi bir müdahaleye mecburlar değil mi?

Nihayet hepimizin aynel yakin bildiği hakikat şudur: Dünyanın daha huzurlu ve müreffeh olması adına girişilen işgaller, İslamcı barbarları hizaya çekmek için tertiplenen sistematik işkenceler, teknolojik tasarım harikası füzelerin saçtığı ışıltıların altında yaşamak için inatla hepiniz Charliesiniz.

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim