Tam Bağımsız Türkiye için CIA’den destek...

03.03.2013 07:54

Yıldıray Oğur

Siyasi tartışmaların operasyon, sabotaj, provokasyon, sızıntı gibi istihbari terimler kullanılmadan yapılamadığı bir haftayı daha geride bıraktık. Sözkonusu olan Türkiye olunca her şeyi istihbarat operasyonuyla açıklamaya haklı olarak komploculuk diyoruz. Ama galiba istihbarat savaşlarını tamamen yok saymaya da artık saflık demeye başlamamız gerekiyor.

Doğan Kitap’tan çıkan Ruzi Nazar: CIA’nın Türk Casusu kitabını okurken böyle düşünüyor ve bir toparlanıp kendine geliyor insan.

Ruzi Nazar’ın hikâyesine çok rahat 20. yüzyılın hikâyesi denebilir. Ekim 1917 devrimi sırasında Sovyetler’de doğan akrabalarını Stalin’in öldürdüğü bir Özbek olarak 2. Dünya Savaşı’na Kızıl Ordu subayı olarak girip, Türkistan Lejyonları içinde Nazi saflarında tamamlıyor. Ardından da ABD Başkanı Franklin Roosevelt’in CIA’in kurucu kadrosundaki oğlu üzerinden CIA’e geçiyor.

20. yüzyılın bütün cephelerinde bulunmuş başka bir kişi daha var mıdır acaba?

Ve son durağı CIA’e tam 45 yıl hizmet ediyor. Bağlantısızların Bandung Konferansı’nda, Sovyetler’in Dünya Gençlik Festivalleri’nde, Afganistan’da, İran’da, Almanya’da ve 1959-1971 arası 11 yıl da Türkiye’de geçen 45 yıl.

 Kitaba göre Oscar’ı alan Argo filminde anlatılan Tahran’daki ABD elçilik görevlilerini kurtarma operasyonun perde arkasındaki isim o.

Ruzi Nazar’ın hikâyesinden geçen tek Oscar Argo değil. Colombia Üniversitesi’nde ekonomist olan kızı Sylvia Nasar’ın matematikçi John Nash’in hayatını anlattığı kitabı da filme çekilmiş (Akıl Oyunları) ve dört Oscar almıştı.

Tam burada akla bir soru geliyor. Bu kadar görkemli bir hikâyeyi neden acaba bestseller bir biyografi yazarı olan kızı yazmamış?

22 Ocak 2008 tarihli Hürriyet gazetesine göre aslında kızı babasının hikâyesini yazmaya başlamış. Sylvia Nasar’ın babasının hayatını yazmaya başladığı söylenen haberde beş yıl sonra Altaylı’nın kitabında okuyacağımız hatıralar satır satır yer alıyor?

Peki, neden kitabın yazarı Enver Altaylı o hâlde? Ve bu beş yılda ne oldu?

Sorunun cevabını Habertürk’te Kürşad Oğuz’un Enver Altaylı ile yaptığı röportajdan öğrenelim:

Altaylı: Yazalı iki yıl oldu. Tabii bir yerlere göndermem gerekiyordu.

Bir yerler dediğiniz, CIA herhalde...

Altaylı: ABD’de Security Act var. “Ülkenin güvenliğini tehdit eden bilgileri ifşa etti, sen de vesile oldun” diye tazminat davası açarlar, ABD’ye giremezsin. Doğru olan onay almak.

Net sorayım: Bu kitabı CIA okudu ve onay verdi mi?

Altaylı: Ruzi 45 yıl CIA’da görev yapmış. Böyle bir insanın biyografisi yayınlandığında CIA’nın karşı çıkmaması lâzım. O tedbiri aldık.

Peki, neden Enver Altaylı? Talat Aydemir’in idamıyla sonuçlanan 21 Mayıs 1963 günkü ikinci darbe teşebbüsü sırasında darbeye Harbiye öğrencisi olarak katılan 1459 teğmenden biri Altaylı. Ordudan atılmış. Sonra hukuk öğrencisiyken “babasının dostu” olduğunu söylediği CIA’in Türkiye masası şefi Ruzi Nazar’ın referansıyla MİT’e girmiş, ne tesadüf Nazar’ın Pentagon’dan tanıdığı, kızlarının amca dediği, ailece görüştüğü Türkeş’in MHP’sinin Hergün gazetesinde 80 öncesi genel yayın yönetmenliği yapmış, yine ne tesadüftür ki Ruzi Nazar Bonn’da görevliyken, MHP’nin Almanya sorumlusu olmuş.

CIA’in Afganistan’da, İran’da, Sovyetler’de, Türkiye’de en kritik operasyonlarında bulunmuş kıdemli ajanının hatıraları güvenilir ellere teslim edilmiş yani.

Tabii bu kitabın nasıl bir süzgeçten geçirildiği hakkında kafalarda epeyce bir soru işaretine neden oluyor.

Yine de kitaptan MİT’in atası MAH’ın Ankara’daki binasının bir katının CIA’in ofisi olduğunu, İçişleri Bakanlığı’nda CIA ajanlarının çalıştığı bir büronun mevcut olduğunu öğreniyoruz. Nazar’ın Ankara’da göreve başlamasından beş ay sonra meydana gelen 1960 darbesiyle bir ilişkisi olmadığı, darbeden sonra 14’lerle birlikte tutuklanırken Türkeş’in (kızı o sırada ailece görüştükleri Nazarlarda yatıda) ABD’ye çalışmadığı uzun uzun anlatılıyor. Papa suikastı, Ağca, 12 Eylül darbesi ile ilgili anlatılanlar üzerinde de ayrı ayrı durmak gerek.

Sadece şu hatıra bile Türkiye yakın tarihini yeniden yazılmasına neden olabilir.

Kitaptan okuyalım:

“12 Mart 1971 tarihinden birkaç ay önce bir akşam Ruzi’nin Bahçelievler 3. Cadde’deki evinin kapısı çalındı. Kapıyı açan Ruzi karşısında Cemal Madanoğlu’nu buldu. Davetsiz gelmişti.. Ruzi emekli generalin içki içmeyi sevdiğini biliyordu. Viski ikram etti ve sohbete başladılar... Madanoğlu Ruzi’ye yeni bir hükümet darbesi yapacaklarını, bunun için orduda gerekli çalışmaları tamamladığını, Amerikalılarla birlikte çalışmak istediklerini, Ankara’da JUSMAT’ta çalışan iki Amerikalı generalin kendilerine yardımcı olmalarının iki ülkenin çıkarları için iyi olacağını söyledi. Ruzi paşaya açık bir şekilde, biraz kaba da olsa ‘Paşam yanlış kapı çaldın. Amerikalılar böyle bir darbenin ne içinde ne kenarında rol oynar’ dedi....Ruzi Madanoğlu’nun ziyareti ve kendisine söylediklerini bağlı olduğu merkez bildirdi.”

Bahsedilen 9 Mart 1971’deki başarısız darbe planı. Hasan Cemal’in kitabı olmasa varlığı bile reddedilen Milli Demokratik Devrim çizgisinde, solcu, anti-emperyalist, Baas tipi gibi darbe girişimi. Meğer, İlhan Selçukların, Doğan Avcıoğluların, Mihri Bellilerin tam bağımsız Türkiye sloganları atan gençlerin içinde olduğu darbenin lideri Madanoğlu, darbe gününden birkaç gün önce CIA’in Türkiye şefinin kapısını çalıp, en büyük düşman ABD’den destek istemiş. Ya da bilerek ya da bilmeyerek böylece darbeyi de ihbar etmiş...

Tam Bağımsız Türkiye mi demiştiniz?

yildirayogur@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim