1. YAZARLAR

  2. Yavuz Bahadıroğlu

  3. “Takva” ile mi iyi Müslüman olunur, yoksa “marka” ile mi?
Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

“Takva” ile mi iyi Müslüman olunur, yoksa “marka” ile mi?

A+A-

Ramazan-ı mübarekte ramazanlaşmış, ya da ramazanlaşmaya karar vermiş yüreklere hitap etmek istiyorum...

Gerçi her ramazan kendi içinde farklı güzeldir, ama, insanlık ölçüleri açısından bir geçmişimize bakın, bir de bugünümüze lütfen.

Eskiden Müslüman hayatlar ebediyete dönüktü...

Dünya “ebedi” imiş gibi algılanmaz, “ahretin tarlası” olarak görülüp yaşanırdı...

Mü’minler bir birlerini “çıkar” için değil, “Allah için” severlerdi.

Müslümanın içten pazarlıkları yoktu.

İnsan göründüğü gibiydi: İçi başka, dışı başka insana nadiren rastlanırdı.

Bir iş yapılmadan önce “günah mı, sevap mı” diye bakılır, ancak “sevap” olduğu kanaati hasıl olduktan sonra yapılırdı...

Müslüman zenginler “ehl-i dünya” denilen “tek dünyalılar”a (ahret inancı olmayanlara) özenmez, ne kıyafette, ne siyasette, ne sosyal ve ticarî hayatta onları taklit etmezdi.

Dünyayı “mezra” olarak görür, “mükâfat”ı ebedi hayatta bekler, bu beklenti ile dünyanın “cazibedar fitneleri”ne karşı direnirlerdi.

Ebedi hayata yönelik beklentilerimiz mi kırıldı, yoksa kendimizi dünyanın cazibesine mi fazlaca kaptırdık bilmiyorum, bildiğim şu ki, git gide “tek dünyalılar” gibi yaşamaya başladık.

Hele bir de varlıklıysak, tüm emellerimize fani dünyada ulaşmak mecburiyetinde imiş gibi tüketiyoruz hayatı.

Eskiden böyle yapmaz, salt kendimiz için yaşamazdık.

Lüksümüz, tantanamız, “dünyacı” beklentilerimiz fazla yoktu...

“İsraf toplumu” değil, “infak (yardım) toplumu”yduk.

Komşumuzun başı ağrısa yüreğimiz ağrır, o aç yatıyorsa tok uyumayı “insanlık dışı” sayardık.

Bir mahallede birinin aç ve açıkta kalması demek, o mahallede yaşayan tüm zengin Müslümanların ayıplanması demekti.

Çünkü hayatı inançlar şekillendirmişti.

Hayatımızı inançlarımız şekillendirmiyor artık!..

Hayatımızı siyasal, sosyal, ekonomik, çoğu kâr amaçlı kaygılar biçimlendiriyor.

İnançlarımızı yitirmedik henüz, ama çoğunu yüreğimizle yaşamıyoruz...

Hayat tarzımızın inançlarımızla örtüşmediği gerçeği de işin cabası!

Hem “komşusu açken tok uyuyan bizden değildir” hadisi dilimizden düşmüyor, hem de en yakın komşumuzun zaruri ihtiyaçlarını görmezden geliyoruz!..

Daha da vahimi var...

Çoğumuz “moda” tutkunu olduk. “Farklı” görünme hastalığı bizim de ruhumuzu avuçladı. Kefende “marka” aranmadığını bile bile elbisede “marka” arıyoruz.

Allah’a yakınlığın ölçüsü bile değişti sanki: Artık “takva” ile değil “marka” ile yaşıyoruz!

“Zekât” ve benzeri mükellefiyetlerimizi (henüz) yerine getiriyoruz çok şükür, ancak yirmi milyonu fukaralık sınırında, on iki milyonu ise açlık sınırının altında yaşayan bir milletin dindar zenginlerinin daha duyarlı olma mükellefiyetleri var.

Komşumuz açken, çocuklarına defter-kitap alamazken, onuncu kez umreye, altıncı kez hacca gitmemizden Resulüllah çok mu hoşnut oluyor dersiniz?

Bencilliğimize “kutsal heves”, arzularımıza “ibadet” adını vermiş olmayalım!

Paramızın getirdiği imkânları pek tabii yaşayabiliriz: Mesela kendi çocuklarımızı daha iyi eğitim verdiklerini düşündüğümüz özel okullarda okutabiliriz...

Peki, bunun yanında, birkaç fakir çocuğa burs versek günah mı işlemiş oluruz?

Biliyorum, önerilerim “farz değil”. Ama Müslümanlığımızı ve insanlığımızı “farz”la sınırlı tutarsak, “imanda kardeşlik” sırrına ulaşamayız...

O taktirde de “şefkat toplumu”na dönüşemeyiz. Unutmayalım ki, zenginimizle, fakirimizle hepimiz kardeşiz. Şimdi bunu daha yürekten hissetmenin tam sırasıdır.

“Gemisini kurtaran kaptandır” mantığını terk etmeliyiz. Gerçek “kaptan” kendi gemisinden sonra komşu gemileri de kurtarmaya çalışana derler!

Hepimiz yıllardan beri Avrupa özentisi bir hayat yaşıyoruz. Düzen bunu dayatırken, medya özendiriyor. İster istemez etkilendik: Birtakım güzel alışkanlıklarımız değişti. Yardımlaşma-dayanışma gibi bazı güzel geleneklerimizi unuttuk...

“Her koyun kendi bacağından asılır” anlayışı hayatımıza hükmetmeye başladı. Ama kendi bacağından asılan koyunlar zaman içinde tüm ülkeyi kokuttu...

Rüşvet dal-budak saldı...

Soygun-vurgun arttı...

Bankaların içi sahipleri tarafından boşaltıldı...

Ergenekon misali çeteler cirit atıyor...

Uyuşturucu madde alışkanlığı çocuk yaşlara kadar indi...

Para uğruna nice Müslüman, insanlıktan çıktı!

Hayat başka nasıl kokuşur?

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT