Taksim'den Harbiye'ye seslenmek

03.06.2013 06:46

Yasin Aktay

İnsanların yaşadıkları şehirlerin yönetimine katılması, demokrasinin en temel düzeyidir. O yüzden demokrasi, esas itibariyle, yerelde başlayan, yerelde kendini kanıtlayabilen bir süreç. Yerel düzeyde ise insanların ilk ilgilenmeleri beklenen yaşadıkları şehrin düzenlenmesi, geleceğinin planlanmasıdır. Ancak burada demokrasi ile şehrin planlanması arasındaki ilişki demokrasi lehine kurulduğunda yönetilmesi en zor işlerden biri haline geliyor. Çünkü halkın sürece katılımı konusunda ilkesel tutumlar alınmadığında şehirde bir planlamanın yapılması da pek mümkün olmuyor. O yüzden İbn Haldun, şehrin planlamasında güçlü ve yönetici devlet iradesinin önemi üzerine tarihten örneklerle sayfalar dolusu tahlil yazar.

Türkiye'nin yerel siyasetinin çoğu kez en büyük handikapı da zaten vatandaşla gereğinden fazla yüzgöz olmaktan ve vatandaşın taleplerine karşı başta alınan ilkesel kararlardan çok kolay tavizler verebiliyor olmasıdır. Gecekondusu diken insanlar, demokrasi sürecinin içinde buldukları kanallarla hemen değilse bile kısa süre içinde şehre dayattıkları fiili durumu kanuni hale getirmenin yolunu buluyorlar. Sadece ekonomik düzeyi gecekondu sakinleri düzeyinde olanlar değil, sermaye sahipleri de yine siyaset ile ilişkilerini kolaylıkla şehrin planlamasına nüfuz etmenin, onu kendi istekleri doğrultusunda belirlemenin bir yolu olarak kurarlar. O yüzden demokrasi ile şehir planlaması arasındaki denge baştan gerilimli bir alandır. Popülizm kolaylıkla demokratik bir tutum kılığına girerek çıkabilir karşınıza.

Avrupa ve Amerika şehirlerinde yerel yönetimlerin ne kadar güçlü olduğu konusundaki efsanelere isteyen istediği gibi inansın. Orada belirlenmiş son derece katı kurallar ve şehir planlaması içinde verilmiş kararlar hilafına bir çivi çakmaya müsaade edilmiyor. Bu alabildiğine katı kararlar belki sonuçta herkesin faydasına inandığı ve güvendiği bir konsensusla tamamlanıyor, ama ilk konulduğunda veya uygulandığında demokratik prosedürlerin izlendiğini kimse zannetmesin. Duvarın yıkılmasından sonra Berlin yeni baştan dizayn edildi. Bir sürü ağaç kesildi, bir sürü bina yıkıldı. Bugün Berlin'i ziyaret edenler, özellikle şehir merkezinde yirmi yıl önceki Berlin'den eser bulamazlar. Eski Berlin şehir merkezinin yerinde kurulan yeni binalar postmodern mimari söylemlerinin yoğun eleştirilerine de maruz kalıyor. Üstelik eleştirilerin bir kısmı bu konuda Berlin sekinlerinin yaşadıkları şehrin altının üstüne getirilmesine sadece seyirci kılındıkları, bu süreçte hiç bir tasarrufa sahip kılınmamaları da yatıyor. Sadece Berlin mi? Avrupa'nın bütün şehirleri biraz da İbn Haldun'un analizini doğrular şekilde gelişiyor. Yine de şehrin hem bütün sakinlerinin 'ortak iyi' sini gözeten, hem de bunu o sakinlerle Mümtazer Türköne'nin dikkat çektiği gibi maksimum bir 'yönetişim' içinde yürütmesi yeni demokrasi düzeyinin en önemli ifadesidir.

Bu konuda gerek yeşil alanların çoğaltılması, ağaçlandırma gerekse de tarihi mekanların restorasyonu ve şehre kimlik katacak şekilde hayata kazandırılması kentsel dönüşüm kapsamında AK Parti belediyeciliğinin bir marka haline gelmiş olduğunu gözardı etmek büyük haksızlık. Bugün İstanbul başta olmak üzere Anadolu'nun bütün şehirleri gerçek anlamda bir şehircilik devrimi yaşıyor. Daha önce bu konuda bir sürü yazı yazdığımı hatırlıyorum. Bugün Konya, Gaziantep, Malatya, Kayseri, Ankara, Tokat, Niğde, Van, Çorum, Trabzon, Sivas, Erzurum, Eskişehir (Odunpazarı) ve sayamadığım daha bir çok şehir, tarih, modernlik ve yeşil alanın gerçek anlamda şehrin yapısına bütün ihtişamıyla geri döndüğü son derece başarılı örnekler. Eleştirilen, eleştirilebilecek yanları yok mu? Elbette ki var, nitekim bu eleştirilerin asıl büyük ve belirleyici etkisi bir sonraki yerel seçimlerde kendini hemen gösteriyor.

Taksim'deki Gezi Parkı konusunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Meclis kararıyla geçmiş olan ve son seçimlerde AK Parti'nin halkla paylaştığı Taksim meydanı projesi bilinmeyen bir proje değil. Bu proje tamamlandığında Taksim'de sökülen ağaçların sadece yerleri değişmiş, ilaveten daha fazla ağacı da ihtiva edeceği de proje münderecatında ye alıyor. Buna rağmen konu, takdir edilmesi gerekir ki, son derece başarılı ama alabildiğine haksız bir biçimde 'ağaç kesme ve AVM dikme' olarak lanse edilebildi. Böyle lanse edilmesi bugün bilgisine daha net sahip olduğumuz projeye bakıldığında tam bir iftira, çarpıtma.

Yine de bu, koparılan yaygaraya ikna olup Taksim'e koşan herkesi töhmet altında bırakmayı gerektiren bir şey değil. Hatta ağaç kesip AVM dikmeye karşı toplumda bir hassasiyetin var olmasına dair büyük sevinç de duymak lazım. Yeşilin korunmasına ve yaşadığı şehre sahip çıkma konusunda toplumda var olan bu hassasiyetten, emin olun bu ülkeye zarar gelmez. Bu hassasiyet, toplumun hayatiyetinin önemli bir işaretidir ve saygıdan başka hiç bir şeyi hak etmiyor, velev ki, bu kitleler birileri tarafından başarılı bir propaganda faaliyeti ile kandırılmış bile olsa.

Bu propagandaya karşı yapılacak şey aslında basitti. Bu cazgır propagandadan çok daha etkili olacak mantıklı, güçlü ama mutlaka soğukkanlı bir tanıtım faaliyeti acilen devreye sokulmalıydı. Taksim alan projesine baktığımızda savunulmayacak bir proje olmadığını görebiliyoruz. Gerçekten de, hem yayalaştırma gibi modern kent değerleri açısından üst sırada yer alan bir düzenleme var, hem de şehrin tarihsel ve kültürel dokusunun çok daha iyi işleneceği bir mimari hem de bittiğinde yeşilin daha fazla yer aldığı bir düzenleme. Saklanmasını gerektirecek bir proje değil, saklanmıyor da, ama yeterince anlatılmıyor. Daha doğrusu mevzu açılmışken polisin sert müdahalesi ve biber gazları üzerinden anlatılıyor. Bu anlatım biçiminin nasılsa ikna edici olduğu hiç bir yerde görülmemiştir, burada da görülmemesi, tam aksi tesir yapmış olması şaşırtıcı değildir.

Bu olaydan çıkarılacak çok ders var tabii.

Yerim kalmadı ama şunu da söylemeden geçmeyeyim. Siyasette müzakere talebinin biraz altı kazındığında nasıl altındaki husumetleri açığa çıkardığı bu olay vesilesiyle çok net görüldü. Demokrat, tarafsız, hakkaniyetli gibi görünen birçok gazetecinin, sanatçının, ilerleyen saatlerde bile yangına körükle giden, olayı kışkırtan tavırlarının ağaç hassasiyetiyle veya hükümetin otoriterliğiyle hiç ilgisinin olmadığı çok açık. Onlar bu olay vesilesiyle Taksim'den Tahrir'e yol aradılar. Oysa Taksim'den bu yürüyüşle Tahrir'e değil Harbiye'ye gidilir, o yol da artık kapalı.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim