Tahrir Ruhu ve Direniş Ahlakı

25.02.2011 16:53
Tahrir Ruhu ve Direniş Ahlakı
“Bugünden itibaren burası sizin ülkeniz. Sokağa çöp atmayın, trafik işaretlerine zarar vermeyin, rüşvet vermeyin, evrakta sahtecilik yapmayın, görevini aksatanları derhal şikayet edin!”

Mısır'da direnen halkın zaferiyle sonuçlanan 25 Ocak intifadasının getirdiği yeni dönem konuşulmaya devam ediyor. Libya'da kanlı baskınlara rağmen etkileri süren devrim ateşinin diktatörlüğü devirdiği Mısır'da, diktatörün devrilişi sonrasında nelerin yaşanmakta olduğu sorusu çoğu kimse için merak konusu. Tam da bu noktada Sefer Turan'ın devrim sonrası Mısır gözlemlerini aktardığı Yeni Şafak'taki yorumu önem arz etmekte.

Yazısında devrime zemin sağlayan "Tahrir ruhu"nu irdeleyen Turan, ayrıca Mısırlıların elbirliğiyle ülkeyi sokaktan resmi kurumlara değin yeniden inşa etme çalışmalarıyla ilgili olarak dikkat çekici anekdotlar aktarmakta. Başta Mısır diktatörü olmak üzere diktatörlük yanlısı basın-yayın kuruluşlarının da devrimi tahfif etmek için ısrarla dillendirdiği "yağma", "kaos" vb. teranelerinin ne kadar gerçekdışı olduğunu gösteren Turan'ın sokak gözlemleri, Ortadoğu'da yayılan intifadanın özellikle de Mısır'da öne çıkardığı direniş ahlakının örnekliğini gündemleştiren bir belge niteliği taşımaktadır.

İşte Sefer Turan'ın yazısı:

TAHRİR RUHU: MISIR'IN YENİ DİNAMİĞİ

Sefer Turan* / Yeni Şafak

"Bugünden itibaren burası sizin ülkeniz. Sokağa çöp atmayın, trafik işaretlerine zarar vermeyin, rüşvet vermeyin, evrakta sahtecilik yapmayın, görevini aksatanları derhal şikayet edin!"

Kahire'ye indiğimde aldığım yerli hatta gelen bu sms mesajı, Mısır halkında yaşanan değişimi ifade etmesi bakımından önemliydi. Eski dönemde yaygın olan bazı çirkin davranış biçimlerine karşı topyekun savaş açılması Mısır'da yeni bir şeydi. Aracımız şehir merkezine doğru yol alırken yol kenarında kızlı erkekli bir grubu, üzerinde "Kentimizin temizliği için yardım kampanyasına siz de katılın!" yazısının olduğu kutularla para toplarken gördüm. Yıllarca kaldığım Kahire'de böylesi bir manzara ile hiç karşılaşmamıştım. "Bu ne iştir?" diye sorduğum şoförün verdiği cevap beni daha da düşünmeye sevk etti: "Artık memleket onların oldu." Sokaklarda kaldırım boyayan çocuklar Mısır'da önceden görülmemiş bir durumdu! Nitekim Mısırlı bir dostum olup bitenleri "Mısır halkı artık ülkesine sahip çıkıyor." diye yorumluyordu. Burada Mısırlı aydınların eski dönemdeki bakanları, örneğin Dışişleri Bakanı Ebul Gays'ı tanımlarken "Mısır'ın değil Mübarek'in bakanları" tanımlaması yaptıklarını hatırladım!

TAHRİR'İN DİNAMİĞİ

Sıradan bir meydan olmaktan öte özelliği yoktu Tahrir'in. Yıllarca gelip geçtiğimiz meydanın bir gün bu ülkeye farklı bir nefes üfleyeceğini nereden bilirdim ki? Eskiden sadece otobüs duraklarında bekleyen kalabalıkları gördüğümüz bu alan farklı bir kimliğe bürünmüş. Mübarek'i gönderen milyonların adresi olduktan sonra şimdi de ülkenin geleceğinin konuşulduğu, askeri konseyden isteklerin dile getirildiği ve halkın yıllarca mahrum kaldığı kendini ifade etmesinin sembolü olmaya devam ediyor.

Tahrir meydanında gördüğüm manzara şu: İnsanlar grup grup bir araya geliyorlar ve gece yarısına kadar "memleket meselesi"ni konuşuyorlar. Sıradan vatandaşların açık alanda memleket meselesini böylesine yüksek sesle konuşması Kahire için bir ilktir! Yani Tahrir, ülkedeki köklü değişimi ifade ediyor! Yani "Tahrir ruhu" oluşmuş.

ORTAK PAYDA

Tahrir meydanındaki insan hikayeleri bu ruhun nasıl oluştuğunu ve mahiyetini anlamak açısından önemli. Prof. Dr. Hüsam İsa bir üniversite hocası. Hukukçu. Mısır'da saygın bir isim. "Çocuklarımla birlikte 6 gün Tahrir meydanından eve gelmedim." diyor. Üniversite mezunu genç bir delikanlı olan İbrahim el Hudaybi, "Eve geldiğimde 'Acaba meydandaki kalabalık azalır mı?' diye korkuya kapılıyordum ve tekrar Tahrir'e dönüyordum." diyor. Ve İbrahim'in anlattıkları 'Tahrir ruhu'nun algılanması açısından önemli:

"Aramızda Hıristiyanlar da vardı. Müthiş bir dayanışma içindeydik. Hıristiyan kadınları, Müslüman kadınlar abdest alırken onların eline su dökerken gördüm. Cuma günü başlarında sarıklarıyla bir grup Ezher uleması alana girdi. Dini slogan atıyorlardı. Sloganları kuşatıcı değildi. Onlara 'Değerli hocalarım, siz böyle slogan atarak aramızdaki başkalarını rencide ediyorsunuz.' dediğimde anında sloganlarından vazgeçtiler. Genelde herkesin kabul ettiği sloganlara döndüler. Bir saat sonra sosyalist bir gruba rastladım. Onlar da kendi sloganlarını atıyorlardı. 'Eleştirdiğiniz bu kimseler şu anda sizinle birlikte alandalar.' dediğimde onlar da sloganlarından vazgeçtiler."

Ahmet Abdullah üç çocuk babası... Kahire'nin fakir semtlerinden Şobra'da ikamet ediyor. Cuma günü "öfke gününe" katılmak için üç çocuğunun elinden tutarak Tahrir Meydanı'na doğru yol alır. Daha sokağın başında rütbeli bir polis memuru önünü keser ve yolundan vazgeçirmeye çalışır. "Hiç değilse çocukların için gitme, onlara yazık olur!" der. O da "Asıl çocuklarım için Tahrir'e gidiyorum!" diyerek tüm engellemelere rağmen saatlerce yürüdükten sonra meydana ulaşmayı başarır!

Mübarek istifa ettikten sonra gençler meydanın adını değiştirerek "Şehitler Meydanı" koyarlar. Hep birlikte meydanı temizlerler. Kahire ve Amerika üniversitelerinde hocalık yapan benim de çok eskiden tanıdığım saygın bir siyaset bilimci kadın hoca, meydanı süpürürken görülür!

Sadece Mısırlıların değil Arap halklarının yeniden dirilmesinin ifadesi olan bu ayaklanmayı "devrime" dönüştürecek temel faktör, bu ruhun sürekliliğinin sağlanması olacak. Çünkü Yüksek Askeri Konsey'in yönetime el koyması ortaya şöyle bir manzara çıkardı: Halk ayaklandı ve asker iktidara geldi. Şu anda cevabı aranan en önemli sorulardan biri askerin geçici mi, kalıcı mı olacağı? Toplumun değişik kesimlerinden çok sayıda kişiyle bu konuyu konuşma imkanım oldu. İçlerinde endişe taşımakla birlikte herkes askerin yönetimi sivillere devredeceğine inanıyor. Özellikle "Tahrir devrimini" gerçekleştiren gençler, bunca fedakarlıktan ve bedel ödedikten sonra "Mübarek'siz Mübarek yönetimi" ortaya çıkmaması için eylemlerine devam edeceklerini belirtiyorlar. "Üzerimizde oynan oyunların farkındayız; Devrimi, birilerinin çalmasına izin vermeyeceğiz!" diyorlar. Tahrir Meydanı'nın parlayan isimlerinden genç bir kız, "Mübarek'in Mısır'da kalması karşıt devrimi motive ediyor. Onun için, şimdi onu Mısır'dan tamamen postalamaya hazırlanıyoruz!" diyordu.

MÜSLÜMAN KARDEŞLER: ÖZGÜRLÜK VE ADALET

Halk ayaklanmasından sonra ülke yeni bir döneme girdi. Ne kadar demokratik olacak, askerin konumu ne olacak şimdilik bu tartışılıyor. Geçtiğimiz günlerde Askeri Konsey üyeleri ülkenin önemli entelektüelleriyle bir araya geldi. Hem eski yönetim yanlıları hem de eski dönemin muhalifleri asker önünde 5 saat süren tartışma yaptılar. İlk sözü alan Fehmi Hüveydi, askerin Tahrir Meydanı'na "sıradan bir protesto eylemi" olarak yaklaşımını sert bir dille eleştirerek, hâlâ gözaltına alınanlara işkence ediliyor olmasını ve işkencenin sembolü olarak bilinen Devlet Güvenlik İstihbarat Şefi'nin hâlâ görevde tutulmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. 5 saat kadar süren toplantının bizatihi kendisi çok önemliydi. Çünkü ordu, tarihinde ilk kez, yıllarca itilen kakılan ve adam yerine konulmayan önemli aydınlarla bir araya geliyordu. Askeri Konsey'in, bir zamanların muhalif aydınlarını dinlemesi yeni dönemin ipuçlarını veriyor. Gerek bu toplantı sırasında ve sonrasında yaşananlar tartışmalar ve gerekse de resmi gazete ve televizyonlarda yapılan tartışmalar Mısır'ın gerçekte yeni bir döneme girdiğini gösteriyor. Herkes açık biçimde ve korkmadan görüşlerini dile getirebiliyor. Yıllardır yasaklı olan siyasi akımların temsilcileri hiç yer bulmadıkları devlet televizyonlarında boy gösteriyorlar. Mesela Müslüman Kardeşler temsilcisi devlet televizyonunda ilk kez konuk edildi. Hatta bir televizyon kanalında Konsey üyesi üç general canlı yayında gazetecilerin ve telefon bağlantısıyla izleyicilerin sorularını yanıtladı. Hem de hiçbir sansür olmaksızın!

Bütün bunlar önceden görülmemiş, Mısırlıların alışkın olmadığı gelişmeler.

Bu yeni ortam beraberinde eskiden mahrum olan siyasi partilere özgürlük alanı da açıyor. Yıllar önce Müslüman Kardeşler hareketinden ayrılarak siyasi parti olma mücadelesi başlatan Yeni Vasat Partisi, mahkeme kararıyla partileşti. Müslüman Kardeşler, Özgürlük ve Adalet Partisi adında siyasi parti kuracaklarını açıkladılar. Bu arada her siyasi akım parti kurma hazırlığında. Geleneksel partilerde ciddi bir iç hesaplaşma var. 25 Ocak ayaklanması herkesi iç hesaplaşmaya zorluyor. Bağdat'ın işgalinden sonra Irak'ta onlarca siyasi parti ortaya çıktığı gibi Mısır'da da önümüzdeki üç ay içerisinde onlarca siyasi parti kurulacağa benziyor. Bu partilerden bir kısmı taban bulacak ve varlığını sürdürerek bir kısmı ise kağıt üzerinde kalacak. Tabipler Sendikası eski Başkanı ve Mübarek'in eski yakın adamlarından Hamdi Seyyid şu anda seçime hazır tek siyasi oluşumun, Müslüman Kardeşler olduğunu söylüyor. Bunu da ülke genelinde en örgütlü hareket olmasına bağlıyor. Ve olası bir seçimde Müslüman Kardeşler'in %30, 25 Ocak gençlerinin %25, Mübarek'in Ulusal Parti'sinin %20, Vefd Partisi'nin %10 ve kalan oyları da bağımsızların alacağını ve koalisyon hükümeti kurulacağını öngörüyor! Elbette, siyasetin henüz belirginleşmediği ülkede böyle bir tahminde bulunmak cesaret ister! Kaldı ki Ulusal Parti'nin akıbetinin ne olacağı, 25 Ocak gençliğinin kaç siyasi partiyle ortaya çıkacağı veya mevcut siyasi akımlardan hangisine katılacağı, eski rejimle dirsek temasından sonra iç hesaplaşmalar yaşayan Vefd Partisi'nde durumun ne olacağı, Yeni Vasat Partisi'nin Özgürlük ve Adalet Partisi'ni nasıl etkileyeceği, daha hangi İslami kökenli partiler kurulacağı bilinmiyor! Dolayısıyla Mısır siyasetinin geleceği hakkında tahminlerde bulunmak için henüz zamanın erken olduğunu düşünüyorum.

Müslüman Kardeşler Yeni Döneme Hazırlanıyor

Mübarek döneminin son günlerinde devlet televizyonuna çıkan bazı din adamları "Mübarek giderse ülke Müslüman Kardeşler'in eline geçer!" diye korku oluşturmaya çalışıyordu. Daha doğrusu 1928'de kuruluşundan bu tarafa Batılıların da desteklediği bu siyaset Mısır'da genel geçer siyaset oldu. Ülkenin en köklü kuruluşlarından olan bu harekete "sakıncalı" muamelesi yapıldı. Lideri ve kurucusu Hasan El Benna öldürüldü, mensupları hapse atıldı, Seyyid Kutub ve AbdulKadir Udeh gibi isimler idam edildi. Müslüman Kardeşler'in faaliyetleri yasaklandı. Rejimin baskısından en fazla Müslüman Kardeşler nasibini aldı.

Müslüman Kardeşler'in şimdiki lideri Prof Dr Muhammed Bedi Abdul Mecid Sami bir bilim adamı. 1999 yılında yayınlanan Arap Bilim Ansiklopedisi onu en büyük 100 Arap bilim adamından biri olarak gösterdi. 1965'te Seyit Kutup'la birlikte hapse girdi ve 9 yıl cezaevinde kaldı. Sonra siyasi faaliyetlerinden dolayı birkaç defa daha girdi çıktı hapse. Kendisi veterinerlik fakültesi mezunu. Şu anda Beni Süveyf Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Pataloji Bölümü'nde öğretim görevlisi.

Bugün Müslüman Kardeşler için de yeni bir dönem başladı. Mübarek'in son günlerinde bu hareket ilk kez devlet tarafından muhatap alındı. Başkan Yardımcısı Ömer Süleyman'ın muhaliflerle toplantısına Müslüman Kardeşler de katıldı. Mübarek'ten sonra oluşturulan Anayasa Komisyonu üyeliğine Müslüman Kardeşler üyesi bir hukukçu da seçildi..

Başkent Kahire'de Minyel semtinde Nil'in kollarından biri kenarında faaliyet gösteren Müslüman Kardeşler'in merkezine doğru giderken 1980'li yılların başında Kahire'deki merkezine dönemin lideri Ömer Tilmisani ile röportaj yapmaya gidişimi hatırladım. Korkarak gitmiştim Tevfikiye Çarşısı'ndaki Dava dergisinin binasına. Ve o günkü röportajı müstear isimle kaleme almıştım. Oysa Minyel'e doğru giderken içimin çok rahat olduğunu hissettim. Cadde yakınlarında, kıyafetinden oto tamircisi olduğu anlaşılan bir kişiye "filan cadde filan numara nerede" diye sorduğumda, anlamlı anlamlı gülerek "Sen Müslüman Kardeşler'in merkezini soruyorsun, işte burası" demişti. Anlaşılan o ki halk nezdinde de her şey normalleşmeye başlamıştı.

Müslüman Kardeşler: İktidar Değil, Köklü Değişim

Liderin yardımcısı Dr Reşad Beyyumi, ile son günlerde Kahire'de gazetecilerin önemli uğrak yerlerinden olan Müslüman Kardeşler'in merkezinde görüştüm. Beyyumi, Mektebül İrşad yani yönetim kurulu üyesi.. Devrimin başarıya ulaşacağından emin konuşuyor. "Önünde asker dahil hiçbir kurum dayanamaz. Dolayısıyla asker, devrimin amaçlarının gerçekleşmesine engel olmaz" diyor. Bunun için de her cuma gösterilerin devam edeceğini belirtiyor. Beyyumi ile konuşmamız sırasında Müslüman Kardeşler'in geleneksel söylem ve siyaset anlayışını değiştirdiğinin ipuçlarını gördüm. Mesela "Hilafetin yeniden ihyası düşüncesini gerçekçi bulmuyoruz" diyor. Yıllarca "hilafetin kurulması" çağrısında bulunan hareketin yeni söylemi, bu temel değişimin bir ifadesidir.

Üstelik diğer siyasi akımlara da sıcak mesaj veriyor. Kurulacak partiye Hıristiyanların da katılmasında bir mani olmadığını açıktan söylüyor.

Cumhurbaşkanlığına aday göstermemek meselesini ise şöyle izah ediyor:

"Karşıtlarımız, öteden beri 'Müslüman Kardeşler iktidarı ele geçirmek istiyorlar' diyerek korku üretmeye çalıştılar. Biz de niyetimizin iktidarı ele geçirmek değil, siyasal sistemde köklü değişiklik yapılması olduğunu belirtmek için bu açıklamayı yaptık. Biz halkın iradesinin sandıkla belirlenmesini ve herkesin buna saygı göstermesini içeren bir sistemi savunuyoruz. Biz iktidar hırslısı değil, ıslahatçılarız"

Görünen o ki Müslüman Kardeşler'in Özgürlük ve Adalet Partisi, ülkedeki önemli siyasi partilerden biri olarak karşımıza çıkacak ve bundan sonraki süreçte söz sahibi olacak. Bu çerçevede hareket kendini hızlı biçimde yeni döneme hazırlıyor.

Bu arada Mısır devletinin de Müslüman Kardeşler'e yönelik tavrını değiştirmeye başladığını görüyoruz. Ordu, Mübarek sonrası süreçte Müslüman Kardeşler'i, diğer siyasi partilerden ayırmıyor. Bazılarının eleştirilerine rağmen Anayasa Komisyonu'nun başına Müslüman Kardeşler'in de sıcak baktığı Tarık el Beşri'yi getirdi, üyelerinden birini "hukukçu" sıfatıyla komisyona dahil etti.

Ordunun Müslüman Kardeşler'e yaklaşımı!

Ordu - Müslüman Kardeşler ilişkisi, söz konusu televizyon programında bütün boyutlarıyla ele alındı. Generallere "Ordunun Müslüman Kardeşler'e yaklaşımı nasıl?" diye sorulduğunda generallerin birinin verdiği cevap anlamlıydı: "Onlar Mısırlıdır, her Mısırlının haklarına ve sorumluluklarına onlar da sahiplerdir. Toplumun kesimleri arasında ayırım yapmak geride kaldı. Bu bakış değişmeli."

Hatta bunun da ötesinde generallere "neden Anayasa Değişiklik Komisyonu'na hiçbir siyasi partiden kimse alınmazken Müslüman Kardeşler'den bir üye alındığı?" diye sorulduğunda aynı general "Biz siyasal kimliklerine bakarak bu komisyona kimseyi almadık. Uzmanlıklarına baktık" diyerek tartışmaya son verdi. Konsey üyesi generalin bu yanıtı, devletin Müslüman Kardeşler'le barışmaya niyetli olduğunu göstermesi açısından önemli. Bunun karşısında Müslüman Kardeşler de devlete doğru yaklaşıyor diyebiliriz. Orduyu "halkın ordusu" olarak tanımlıyorlar. Partilerini Tahrir meydanının ruhuna uygun olarak "özgürlük" ve "adalet" temelleri üzerine kurmaları da, toplumun tüm kesimlerine yönelik bir açılımın ilk işaretleri olarak değerlendirilebilir. Bu yakınlaşma pratikte de kendini göstermeye başladı. Bunu hayatın bir çok alanında görebilmekteyiz. Örnek vermek gerekirse: Enver Sedat'ın 1981'de öldürülmesinden birkaç ay önce hapse attırdığında "Köpek gibi hapse girdi" dediği Mısır'ın saygın din adamlarından Şeyh Mahallavi ile röportaj yapan devletin resmi yayın organı El Ahram gazetesinin, Şeyh Mahallavi için "saygın din adamı" tanımlaması kullanması devlet kurumlarının da İslamcılarla barışma eğilimi içinde olduğu şeklinde yorumlanabilir. Özetle; yıllardır çatışma halinde olan ve bunun da bedelini çok ağır ödeyen ülkede, Devlet- İslamcı hareketler ilişkisinde tarihi bir dönüşüm yaşandığını söyleyebiliriz. Tabii ki bu doğallaşma diğer muhalif grupları da kapsıyor. Farklı siyasi eğilimler, siyasi partilerle toplumun karşısına çıkmaya başladılar. Diğer taraftan da eski dönemin kapanması için yolsuzluklara adı karışan yetkililerin yargılanması için adalet mekanizması devreye girdi. Mübarek'in mal varlığı donduruldu. Her gün yeni bir yolsuzluk iddiaları ortaya çıkıyor. Eski yöneticilerden bir kısmı hapse kondu, bir kısmı aranıyor. Eski dönemin karanlık perdesi her gün biraz daha aralanıyor. Mısır yeni bir döneme hazırlanıyor!

* Gazeteci-Yazar / TRT Türkiye Genel Yayın Yönetmeni

  • Yorumlar 3
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim