Tahrik

15.09.2012 12:57

Yasin Aktay

Amerika'da yaşamakta olan bir Kıpti'nin Peygamberimiz hakkında yaptığı filmin tek amacı var: Müslümanları kışkırtmak, sokaklara dökmek hatta mümkünse olabildiğince kan döktürmek. Bu açıdan son derece başarılı bir film. Kendine, dinine, peygamberine azıcık saygısı sevgisi olan hiçbir Müslümanın kayıtsız kalamayacağı alabildiğine tahrik edici bir içeriğe sahip. Filmin hiçbir bilgilendirici veya hiçbir sanatsal yanı yok. Tek amacı var: tahrik. Bu amacını da filmin yapımcısı ve yönetmeni gizlemiyor zaten. Bile bile yaptığını ve hiçbir sanatsal amaç gözetmeden sadece hakaret etmek kastıyla yaptığını söylediği bu eylemin utanmadan yine de 'ifade özgürlüğü' çerçevesinde görülmesini talep ediyor. İfade özgürlüğünün özellikle dinler ve ırklar karşısında, anti-semitizm ve ırkçı söylemlerle ilgili tecrübeler ışığında, sınırsız olmadığı bilindiği halde İslam'a karşı bu genişlikte tolere edilmesi ancak stratejik bir tercih olabilir.

Böyle bir hareket yapıldığında Müslümanların nasıl tepki vereceği çok iyi bilindiği halde dönüp sonra buna karşı verilen tepkileri suçlayanların ikiyüzlü aşağılık sahtekarlıkları insanlık adına utanç verici. ama içerdiği hesap tabii ki daha fazla dikkat çekici. Bu hesap Arap dünyasındaki gelişmeleri kontrol etmeye matuf bir hesap.

Filmin etkisiyle İslam dünyasında peygamberini seven herkes sokaklara dökülüp protestosunu, öfkesini en şiddetli biçimde ortaya koymaya başladı. ABD'nin Libya'daki elçilik binası basıldı, ateşe verildi ve büyük elçi ile elçiliğin dört çalışanı feci bir biçimde öldürüldü. Protestolar Mısır'da da sürekli ve etkili bir biçimde devam etti. Yine ABD Büyükelçiliği önünde yürütülen gösterilerde şiddet dolu görüntüler ortaya çıktı. Gösteriler ve halkın öfkesi hala durulmadı. İslam dünyasının her tarafında benzer gösteriler yapılırken bilhassa Tunus'ta akşam saatlerinde elçiliğin protestocular tarafından işgal edildiği haberleri geldi.

Hiç kimse bütün bu sonuçların filmin hesaplanan etkileri arasında olmadığını söyleyemez. Belli ki bu sonuçlar bütün incelikleriyle hesaplanmış. Alabildiğine berbat, hiçbir sanatsal değeri olmayan iğrenç bir film bu ince işlenmiş hesabın içinde anlamlı bir yer buluyor.

Müslümanların böyle bir film ile Ortadoğu'da, bu zamanda sokağa dökülmek istenmesinin birkaç hedefi birden gözettiğini söyleyebiliriz.

Birincisi, Arap Baharına beklenen dış müdahale için uygun ortamın oluşturulması. Arap Baharı başladığı saatten itibaren sürekli dış (ABD-İsrail vs.) yönlendirmesinin etkisi üzerinde duruldu, ancak bunun hiçbir zaman somut bir delili sunulamadı. İşin doğrusu bu sürecin Arap halklarının kendi dinamikleri içinde kendiliğinden gelişiyor olduğuydu. Bunu söylemek sözkonusu güçlerin sinsiliğini ve bu konulara kayıtsız olduğu anlamına gelmiyor. Aksine kendiliğinden gelişen süreçlere müdahale için elverişli zemini bekleyeceklerini daha fazla söylüyordu. Halk hareketlerine karşı cepheden karşı koymak yerine onları uygun zamanlamalarla rayından çıkaracak müdahaleleri tercih ettikleri-edecekleri çok açıktı. Nitekim bu konuda hiçbir fırsatı kaçırmadılar-kaçırmıyorlar. 11 Eylül'ün yıldönümüne nişan alınmış böylesi bir provokasyonun Arap Baharı sürecine dair algıları nasıl değiştireceği ve bu süreci dış müdahalelere biraz daha açık hale getireceği öngörülebilir.

İkincisi, bu provokasyonun yaratacağı sonuçların ABD'deki seçimler üzerinde belirleyici olacağı hesaplanıyor. Daha şimdiden Obama'ya karşı Neo-Conların desteklediği Cumhuriyetçi aday Romney'in hissedilir derecede avantaj elde ettiği gözlemleniyor. Zaten Romney de bu olayları gerek Arap Baharı sürecinde gerekse genel olarak Ortadoğu'ya yaklaşımında Obama'ya yüklenmenin fırsatı olarak değerlendirmekten geri durmadı.

Üçüncüsü, yine seçimler öncesinde Suriye konusunda ısrarla bir maceradan uzak durmakta ısrarlı görünen Obama yönetimi Cumhuriyetçilerin de hiç istemedikleri Suriye yerine Ortadoğu'da bir sıcak müdahale ortamına sürüklenmek isteniyor. Sonuçta bir ABD büyükelçisinin öldürülmesi hiçbir ABD başkanının kayıtsız kalabileceği bir olay değil. Bu olay üzerine Libya açıklarına donanmasını göndermesi ABD politikalarının hiç değişmediğinin değil, bu olayda bu görüntüyü verme baskısına boyun eğmek zorunda kalışının bir göstergesidir. Zira Libya açıklarına donanmasını göndermiş bir Obama neresinden bakılırsa hiç istemediği bir zamanda hiç istemediği bir ortama, bir çatışma ortamına sürüklenmiş demektir ve bu tam da Suriye'den kaçarken tutulduğu bir Arap Baharı dolusudur.

Dördüncüsü, Demokrat parti programında Kudüs'ün İsrail'in başkenti olduğuna dair ifadeyi çıkaran Obama'ya seçim arifesinde İsrail'in bir sürpriz hazırladığı üzerinde duruluyordu. Obama'nın Arap Baharı sürecinde izlediği olumlu yaklaşımı hiçbir zaman içine sindirmeyen İsrail'in bu film provokasyonuyla İslam, Müslümanlar, Arap Baharı ve Obama hakkında devreye soktuğu algı manipülasyonu ile dört dörtlük bir fitne.

Yeni Şafak

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim