23 Mayıs 2012 Çarşamba

Aziz Avar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Tahran-Moskova Soru Hattından Sızanlar

17 Şubat 2012

Siyasi hareketlenmeler, aynı zamanda neşet ettiği ortamlarda alışagelinen zihin konforunu bozan olaylardır. Dünden bugüne, toplumların hayatında doğrudan etki göstermiş tüm hareketlenmelerin karşısında iki kutup olduğunu görürüz. Bunlardan biri irade göstererek ilkeleri ile basacakları sağlam zemini kendileri tayin edenler.  Diğeri ise hayalî ve sloganik söylemleri hakikat gibi servis edenlerdir.

Toplum ve siyasetin yapısal değişim yaşadığı zaman ve zeminlerde gösterilemeyen bir iradenin, sahibini nereye savuracağını kimse kestiremez. Farklı iddia sahiplerinin bahsettiğimiz hareketlenmeler karşısında fiili olarak aynileşmelerini, yaşadıkları dönem içinde ki şartların elverişsizliğine ve stratejik yönüne bağlayanlar, aynı zihinsel mirası devir almanın getirdiği bir bilinçaltı ile çalının etrafını dolanma kolaycılığına kaçmaktadırlar. Oysa fotoğraf karesinin bütününe feraset ile bakabilenler, kadraja girenin teslimiyetçi ve konformist bir refleksten başka bir şey olmadığını da rahatlıkla görebileceklerdir.

Şu sıralar Suriye’de meydana gelen hadiseler, özelde Türkiyeli Müslümanlar olarak takınmamız gereken tavrın nasıllığı hakkında yeniden düşünmemizi hatırlatmaktadır.  Suyun sürekli bulandırıldığı ve kara propagandanın had safhaya ulaştığı Suriye olaylarında, akla ve insafa sığmayan birçok şey ortaya konulurken, ilkesel tutumumuzun yeniden fıkh edilmesi gerektiğini düşünmeliyiz.  Sömürüye, zulüm ve zillete, despotizme, ifsada karşı koyabilecek adil şahidiler olabilmenin yolunun buradan geçtiğini bilmek zorundayız.  Değerlendirmelerimizde rabbimizin bahş ettiği korunakları kuşanmadığımız da müsebbibi olacağımız şey hayırdan olmayacağı gayet açıktır.

Bugün İslami kimliğimizin gerekliliği üzerine düşünürken ister istemez onun dünden bugüne uzanan serencamını da hatırlıyoruz.  İslam inkılâbı gerçekleştiğinde bütün Müslümanlar gibi biz de çok heyecanlanmış ve hitama ermesi için sözlü ve ameli dualarımızı eksik etmemeye çalışmıştık. Devrimden en büyük ve önemli beklentimiz ise kişiliği ve kimliği bozulmuş ümmet fertlerine İslami değerleri yeniden kazandıracak olmasıydı. Gözümüzde şiinin ve sünninin önemi kaybolup, İslam'ın şiarı tamamen öne çıktığı o günler aynı zamanda Muhammedi (a.s) bir ruhun canlanarak vücut bulduğunun bir işaretiydi. Aradan geçen 33 yıl hep bu ümitle yaşayıp durduk. Devrime yakıştıramadığımız olgu ve olaylar (Sünnicilikten kurtulmaya çalışırken Şiileştirme çabalarına muhatap olmak gibi) ile karşı karşıya kaldığımızda ise istikbara karşı devrime halel gelmesin,  vahdet düşüncemiz sakıt olmasın gibi kaygılarla ve pek tabi önceleyerek hep direndik. Ancak gelinen noktada Suriye süreci umutlarımızı tüketmek için oldukça ısrarcı bir yöne doğru gitmektedir.

Açıkça görülmektedir ki Suriye halkı, canı, malı, namusu ve özgürlüğü için ayağa kalkmış ve bu kalkışa Esed rejimi ise katliam ile cevap vermiştir. On bir ay gibi kısa bir sürede binler ile ifade edilen ölümler olurken, bu zulüm yokmuş gibi davranmak ve yaşanan vahşeti batının komplosu şeklinde izah etmek hiç bir vicdanın kabul edebileceği bir şey değildir. Rusya bile Esed rejimine sahip çıkarken halka karşı uygulanan zulmü vurgulamak zorunda kalmışken, İran ve direnişine çok değer verdiğimiz Hizbullah'ın yaşananları komplo olarak açıklamasını anlamakta güçlük çektiğimizi ifade etmek zorundayız.

Suriye'nin Siyonist devlete karşı tek bir mermi atmadığı gerçeği ortada iken, direnişe verdiği görece destekten ötürü bir hak tesliminde bulunsak bile bu teslimiyet mazlum ve mustezaf kardeşlerimize doğrultulmuş namluya meşruiyet kazandırmaz! Aynı zamanda geçmişte Hama katliamı karşısındaki etkisizliğimiz -belki yetersizliğimiz- bugünkü Humus-Dera vd. katliamlar karşısında tereddüt ve tepkisizliğe düşmemizi de gerektirmez. Günümüzde kitle iletişiminin yaygınlığı artık bu tereddüt ve etkisizliğe pek mahal bırakmamakta, bu opsiyonları silip süpürmektedir. Zülüm nerden gelirse gelsin gerekçesiz,  âmâsız karşı olmanın bir erdem olduğu açıkça ortadadır. Susmanın büyük bir vebal olduğu da izaha muhtaç değilken, olan biteni örtmek gibi bir tavrın Allah katında sorumluluk getireceğini hatırda tutmamız gerekir.

Şurası ortadadır ki yarım asırdan bu yana zalim bir aile iktidarının zulmüne maruz kalmış müslüman halkın, ayaklanmasından vazife devşirme beklentisi taşıyanlar ve bunun için fırsat kollayanlar vardır. ABD, NATO, Rusya veya Çin gibi güçlerin fırsatçı beklentiler içerisinde oldukları gerçeğini inkar etmek reel politiğe aykırıdır. Zira güç aygıtını elinde tutanların ortaya koyacakları politik manevralar neredeyse tarihin tüm dönemlerinde ortak bir yön taşır. Ancak bu olasılık fotoğrafın sadece bir kısmıdır ve sadece bir ihtimalden ibarettir. Bu olasılığın gerçekleşebilmesi ise halkların iradesizliği ile mümkündür. Tersten söylemek gerekirse, böylesi bir olasılığı mutlak görmek demek, emperyal güçleri kadir-i mutlak ilan etmek anlamına gelir. Ve sormak gerekir: Böylesi bir gerekçeye dayanarak mazlum bir halka “sesinizi çıkarmayın”, yani zulme rıza gösterin demek hangi mektebin şiarıdır?

Müslümanlar olarak bizler zalim diktatörlere başkaldırı içinde olan, Rablerinin kendilerine vermiş olduğu hakkı gasp edenlere karşı direniş başlatanlara destek vermeli değilmiyiz?

Ve yine biz Müslümanlar Suriye halkı başta olmak üzere İslam coğrafyasında, zulmün ve istibdadın sona ereceği bir ortam meydana gelmesi için destek vermek zorunda değilmiyiz?

İnsanın özgürlüğünü şu veya bu devletin al-i menfaatlerine kurban etmeyi adalet ve insaf ile nasıl bağdaştırabiliriz?

Evi başına yıkılan çocukları katl edilen bir babaya komplodan başka söylenecek söz yok mudur?

Hiç unutmayalım; Tunus, Mısır, Libya gibi hareketlerin başladığı yerler nasıl cami merkezli ise Suriye’de de aynıdır. Müslümanların direnişteki etkinliği halkın seçimini ortaya koyan önemli bir gösterge değil midir? Bunun yanında rejimin elli yıla yakındır sistematik olarak sürdürdüğü zulüm karşısında hareketin niteliğinin de ne olduğu ortaya çıkmaz mı?

Yok, eğer bunları değerlendirmez isek başka hangi saikler ile karar verebiliriz?

Bağlı olarak Filistin direnişinin Suriye halkının umurunda olmadığını kim söyleyebilir? Ya da kim kimden özgürlüğünü bir takım stratejik hesaplara kurban etmesini bekleyebilir ki?

Ve kendimi sormaktan alamadığım bir soru daha: Ne zamandan beridir devletler Müslümanları ilgilendiren bir konuda, doğrunun ve yanlışın temel belirleyicisi oldular? Soruyu şöyle de sorabiliriz; Türkiye, İran veya herhangi bir devlet olmadan Filistin direnişi olamaz diye bir hükmü neyi gözeterek veriyoruz?

Bu sorulara verilecek cevap eğer "babam olmazsa rızkım kesilir" türünden bir mantık içerecekse, o zaman sorunun reel politik değerlendirmeden ziyade imani/ilkesel bir boyutunun olduğunu söylemek zorunda değil miyiz!

Müslümanlar elbette stratejik hesaplara, uluslararası ilişkilere ve küresel istikbara karşı dikkatli olmalıdırlar ama bunu şu ya da bu devletin veya herhangi bir hükümetin dediği ve yaptığı için değil, tamamen kendi İslami sorumlulukları mucibince yapmalı değiller midir?  

Ayrıca Müslümanlar olarak gelişen ve değişen siyasi hareketlenmeler karşısında takınacağımız tavırlar zaman zaman bir takım devlet veyahut kurumların politikalarıyla benzeşebilirler ama bu illa da onlarla aynı doğru üzerinde hareket ettiğimiz anlamına gelmez. Ve en önemlisi de benzer görülen noktanın ayırt edici faktörü olarak bir bilince yani farkındalık haline sahip olduğumuzdur. Diğer taraftan iktidar sahipleri ile söylem ve eylemlerimizin örtüşmediği noktalarda takındığımız tavrın nasıl olacağı merak edilirse; bu konuda Türkiye İslami hareketinin tarihi oldukça öğreticidir! Onun için doğrularımızı belirleyen temel değerin ne olduğunu yeniden belirleyip kime hesap ve destek vereceğimizi yeniden düşünelim. Toplumsal dinamiklerin böylesi köklü bir değişime uğradığı dönemde atacağımız adımların çok önemli bir menzile ve belki de yanlış atılırsa geri dönülmez yol ayrımlarına götüreceğini bilmeliyiz. Bu bağlamda Dünya ve özellikle Türkiye sosyalist hareketinin tarihinden de çıkartmamız gereken pek çok ders mevcuttur. Ümitlerimizi yeniden kazanmak için tevhid ve adaleti ayağa kaldıran şahitler olmak ve nihayet Allaha vereceğimiz hesabı göz önünde tutmak zorundayız.

Ezcümle hangi zaman ve zeminde olursak olalım bazı kırmızı çizgilerimiz olduğunu bilmek zorundayız. Bu çizgilerimizden biri de zulüm ile varlığını devam ettiren zalimler ile münasebetimizin nasıllığıdır.  Unutmamalıyız ki bu soruya vereceğimiz cevap aynı zamanda İslami kimliğimizin en belirgin göstergesi olacaktır. İslami kimlik iddiasında olanlar baskı ve sömürü politikaları ile insanları ezen, sindiren, insan haysiyet ve onurunu ayaklar altına alanlara baş kaldırması gerektiği gibi, iktidar maslahatı ve taassuba varan bir takım aidiyetlerin ardına sığınmayı da kabul etmemelidirler. Dönüm noktasında sergileyeceğimiz net ve tutarlı tavırların bizi dünyevileşme ve haksızlığa meyl etmek anlamına gelen amansız virajlardan koruyacak emniyet kemeri olduğunu da hatırımızdan çıkarmamalıyız.

Rabbimizden niyazımız, hesabını yalnızca O’na verecek olmanın bilinci ile zulme ve haksızlığa kesintisiz başkaldıran bir tavrın tutarlı taşıyıcıları olabilmektir!

YORUMLAR ( Toplam 22 yorum)
Ali osman AMASYA
yaşasın zalimler için cehennem
28 Şubat 2012 Salı 11:40
elbet zalim esed ve rejimide diğer diktatör katilller gibi layığını bulacaktır.ne iran ve hizbullahın desteği nede rusya ve çinin vetosu onları kurtaracak.belki bu dünyada iktidarlarını bi süre daha sürdürecekler ama hesap günü gelip çattığında nereye kaçacaklar.ALLAH direnen kardeşlerimizin yardımcısı olsun.bizlerede bu zulme ve haksızlığa karşı durma bilinci versin.selam ve dua ile.
Murat AYDOĞDU
Adil Şahitlik
27 Şubat 2012 Pazartesi 18:19
İtidal, adil olandır.
Aziz ağabeyimiz adil şahitliği yazmış.
Adil şahitlik zor zamanda konuşmaktır.
"Rabbimizden niyazımız, hesabını yalnızca O’na verecek olmanın bilinci ile zulme ve haksızlığa kesintisiz başkaldıran bir tavrın tutarlı taşıyıcıları olabilmektir!"
SELAMLIYORUM.
Asyalı Müslüman
İtdal doğrunun kardeşidir
22 Şubat 2012 Çarşamba 16:16
Tamam doğruda buluşalım. Kabul. Kabul etmemek mümkün değil. Anlaştık. Ama hangi doğruda? Gerçi doğru bizler farklı düşünsek te tek, biricik ve aynıdır.

Doğru olgusu Kişiye, topluma, düşünce topluluğuna, iktisadi birlikteliklere, meslek teşekküllerine, meşrebe ve mezhebe göre değişmez temel ilkeleri içerir. Kısacası birşey doğruysa doğru, yanlış ise yanlıştır.

Yanlıştan rücu etmek için doğruyu bilmek ve makasadın husulü için se itidal içre olmak gerekir. Bu konuda hepimizin ilkesel duruşu söz konusu olmalıdır. İlke ise şeksiz şüphesiz Kur'an'dan sadır olmalıdır! İnsan eseri olan ve İçeriği tarihsel süreçte bir takım 'dünyevi' ilke ve bilgilerle oluşan, oluşturulan 'ikincil' kaynaklar en başta itikatte delil olamazlar!

Sanırım doğruyu tespitte ve itidali ortaya koymada farkımız burada kendine yol bulmaktadır. Allah'a emanet olunuz...
mardin'in vicdanı
yazı yerinde olmuş gayet insani ve ahlaki
22 Şubat 2012 Çarşamba 15:02
Suriye'de yapılan zulmu hiçkimse hiçbir sebeple meşrulaştıramaz. Libya, Tunus ve Tahrir meydanındaki insanlar neyi istedilerse suriye'dekiler de aynı şeyi istiyor. Libya, Tunus ve Tahrir meydanındakilere destek verip onları özgürlük savaşçısı yaparken Suriye'dekilere emperyalistlerin oyununa geliyorlar demek insanlıkla ahlakla vicdanla inançla vs...bağdaşmaz.
avr. musl.
dogruya tarih sahittir
21 Şubat 2012 Salı 23:16
Neden itidal olsun dogruda bulusalim.
Tarih bize yeter.
Asyalı Müslüman
Sevgili dostum itidalde kalalım!
21 Şubat 2012 Salı 14:42
Biz ne Natocu, ne Erdoğancıyız ve ne de bazılarının yaptığı gibi Esedçiyiz. mezhebini itikadi çizgide değerlendirmeden, onu sadece hayatın kolaylaşması adına fıkıhla sınırlı tutmaya çalışan, dinin hikmetini elimizden gelldiği kadarıyla Kur'an büünlüğünde aramaya çaılşan insanlarız. Hakka, hakikate açığız ama, yönlendirmelere kapalı olduğumuzu da belirtelim. Olayı şahsileştirme istidadında değildim.Ama siz ısrarla bu işi şahsileştirmek için çaba sarfettiniz. Ben sadece karşılıklı bilgilenmek, bilgilendirmek için yorumlara asılmıştım! Sağlık olsun olay, birilerinin stratejik devletli çıkarlarına ve mezhebi kaygılarına yontuldu! Israrla olan bitene kapalı kalmak, hakikate göz yummak hiç kimseye fayda getirmez. Yazık olur bizlere! Selamlar...
avr. musl.
diyalogcu
20 Şubat 2012 Pazartesi 17:40
Dini somuru ve istismar ve alet etmeyin lutfen.

Iran Hizbullah Suriyeyi dis mudaheleye karsi oldugu icin

ve siyonisme karsi stratejik muttefigi oldugu icin diyalogu desteklemektedir. Siz neden yapmiyorsunuz. Yoksa siyonismi dostmu edindiniz. Erdogan gibi NATOcumu oldunuz. Afgan., Irak ve Libya dan ibret almadiginiz yetmezmi. Hayir Suriyeye mudahele olmayacak, cunki Allahdan cikarlari icinde olsa Cin Rusya veto verdi. Yoksa sizleri NATO katliam yaparken sokaklarda sevincten gobek atar gorecektik. Mudahele karsiti insanlar kriz taraftari degil aksine bariscil ve diyalog istemektedirler. ...
Asyalı Mülüman
Gerçekleri görmek ha!
20 Şubat 2012 Pazartesi 13:10
"İnsan gerçeği savunmak amacıyla yaşamalı" imiş! Bir kardeşimiz bizleri eleştiri babında aynen böyle diyor. Aslında doğru söylüyor, hak vermemek mümkün değil en başta! Ama sosyal, siyasal, kültürel, iktisadi vb. alanlarda, kısacası hayaın her alanında yorum farkları olmakla birlikte hakikatin ise tek olduğu söz konusudur. Bu da Sünnettullah'ın değişmez yasasını bizlere öğretir ve gösterir. Bu böyle olmakla birlikte o kerdeşimiz zımnen de olsa hakikatin kendilerinde olduğunu, Suriye hadisesinde farlı düşünen ve tavır almaya çalışan bazı yöneticileri ve bizleride ise hakikatin dışında bulunduğumuzu zımnen değil, alenen Nato'nun en ateşli savunucuları pozisyonlarında görmeye çalışıyor. İşte bu hakikate muğayır bir durum ve izalesi mümkün olmayan yaman mı, yaman bir çelişkidir.Biz kendi yaptığı gruplar listesine atıfta bulunup itiraz ettik. Suriye halkının talebinde haklı olduğunu, Esed taifesinin de haksız, katil ve zalim olduğunu belirttik. Bir yığın yanıltııcı bilgilerle de esip gürlemiş.Yok şöyle imiş, yok böyle imiş; Erdoğan'ın da eli kanlıymış, ayrıca Rusya ve Çin Suriye'yiğ çıkar için destekliyormuş! İyi ya sağırlar birbirini ağırlar misali emperyalist Rusya ve Çin ülkesini satışa çıkaran Esed'e katkı sunuyorlar. Bu karşılıklı bir çıkar ilişkisini yansıtmıyor mu? İlla Amerika mı emperyalsit ve çıkarı için ortada bulunacak? Diğerleri ya ne peki? Bostan korkuluğu mu! Bal gibi emperyalist değiller mi? Öte yanda Bir Şii hilali uğruna Suriye halkının katledilmesine göz yuman İslami(!) İran ve Hizbullah'a ne demeli. Çıkarlar için insanlar, özellikle de bebeler, belki de salt Sü
nni olduklarından dolayı öldürülşmelidirler mi? Bu mantığın Kur'ani bir dayanağı var mı? Bizce olamaz, zira İslam yaşatmak için vardır! Ku^' an asla cevaz vermiyorsa, bunun fetvası hangi referanstan alınıyor. Asırlık bir dövünme geleneğini neredeyse din haline getiren Şİadan mı alıyor.Eğer ondan alıyorsa, biliniz ki bizim öyle bir dinimiz, yolumuz yoktur!!! "Suriye rejimi ve jhalk düyalog ve barışçıol çözüm istemektedirler." Bu cümle kısmen hakikati, içermektedir. Ama Essd zalim
abdullah
Velayeti fakih cizgisini anlamak yada anlayamamak!!!
19 Şubat 2012 Pazar 23:40
s.a
Bütün mesele bu ,öz Muhammedi islam in su andaki evrensel mesajinin öncüsü statüsündeki bu makami maalesef batil gücler anladida biz hala anliyamadik kardesler lütfen bir daha bunu gözden gecireleim,birakalim sünnilik siilik meselelerini özgürce HÜRR ce yaklasalim ....Beslendigimiz kaynaklari tarihimizi herseyimizi yeniden gözden gecirelim...Allah bize böyle bir NiMET lütufda bulunmus lütfen bunun bilincinde olalim...Yoksa herkes bir kafa cekecek ve zaafa düsecegiz zaten küfrün batilinda istedigi bu degil mi????Allah akibetimizi hayreylesin....
avrupali musluman
gercekleri gormek ve anlamak
19 Şubat 2012 Pazar 16:35
Insan gercegi savunmak amaciyla yasamali. Oyle rastgele gelisiguzel demagoje ve kritik yaparak degil. Dogru olani gercegi savunmak bir ahlak sahibi ilan insanin vazifesi ve sorumlulugudur.
Cevapolarak: Birinci grub dedigim Suriye meselesinde konsensus sahipi AKP-elkaide-Arap B- Batidan olusan guclerdir. Bunlarin herbirinin Suriye krizinde herbirisinin degisik rolu vardir. AKP siyasi aktordur yani uluslararasi siyasi arenada provokator, mudahele taraftari, ve hatta milisleri silahlandiran orgutleyendir. Bunu USA ile siki istisare ve isbirligi icinde yapmaktadir. AKP Libya, Iran ve Afganistandada isbirlik yapmistir. NATOnun en atesli savunucudur. Israilin en sadik muttefigidir. Erdogan ve Davidoglu bu sebepden dolayi, Sarkosy ve Obama ile birlikte bir insanlik suclusudur ve uluslarasi mahkemede yargilanmalidir. Her isbirlikcinin her mudaheleicinin eli kanli oldugu gibi Erdoganinda eli kanlidir.
Ayrica Rusya, Cin ise cikarlari icin Suriyeyi desteklemektedirler.
Hamas ise zor donem gecirmektedir. Bunun sebebi ise Suriye krizidir.
Kriz oncesi Hamas Esaddan cok fazlasiyla memnun idi.
Suriye rejimi ve halki diyalog ve bariscil cozum istmektedirler. Iran ve Hizbullahda bu yolu denemek istemektedirler.
afrikalı müslüman
derdimiz birken iki olmasın
19 Şubat 2012 Pazar 01:00
sen ey avrupalı asyalı kardeşim suriye sorununa yaklaşırken bir sorunumuz daha olmasın. suriye üzerinden bizi şii-sünni kamplarına bölmeye çalışanlara fırsat vermeyin. suriye sorunu üzerinden büyütülen iran ve hizbullah düşmanlığına savunucu ya da saldıran olarak taraf olmayın. devletlerin politikalarının dışında biz müslüman halkların görüşleri olmalı. biz ne iranın ne de t.c. hükümetinin politikalarını savunmak zorunda değiliz. allah aramızdaki ülfeti arttırsın.
Asyalı Müslüman
bilmem ne yarışına dönmesin...
18 Şubat 2012 Cumartesi 19:33
Avrtupalı Müslüman kardeş, yorumunuzda çelişkiler var. Buna dikkat çekmek isterim; üç gruptan bahsediyorsunuz yorumunuzda; 1)çatışmacı/saldırgan grup, 2)menfaat/çıkar gjrubu ve bir de diyalog, pernsipta ve terör karşıtı grup. Bir de buna katliamları gerçekleştiren esas(!) bir gruptan bahsediyorsun. Biirinci gruba düşmansın, o belli! İkinci gruba hayret ki Çeçen halknın katili emperyalist Rusya'yı dahil etmemişsin. Unuttunuz mu, yoksa işinize mi gelmedi?! Üçüncü grupta ise Hamas'ı çıkarabilirsin. Elde kalan diğer ikisi zalime ve katliamlara destek olan önde gidenler misali yerli yerinde durur! 'Katliamları gerçekleştiren...' grupla ilgili ise bir dezenformasyon var, ustalıkla yapılan kendi tarafınızdan! 'Neden?' derseniz; diyelim Fransa, Usa vs. katliamcı, ya bu Esed denilen zontanın eli armut mu topluyor, yerinde oturuyor, hiçbirşey yapmıyor!!! Bir defa burada koca bir kandırmaca ve temelsiz bir yanıltmaca var. O da Herkesten ziyade Ak Parti'nin var olan katliamın içerisinde bir yeri yok! Zira Ak Parti'nin silahlı milisleri mi var, Allah'ınızı severseniz! Besbelli yanılmaca. El kaide zaten oldu olası Arap dünyasından tutun da İran'a kadar geniş bir coğrafyada herekesin korkulu rüyası. Siz adam gibi bir El Kaide çıkaramadığınız için var olanı da tukaka edersi,niz, bu sizlerin tarihsel tiynetinizdir. Küffarı görmez Şia ve 'gulat' olmayan tüm Müslümanlar sizin doğal düşmanınızdır zaten! Birde Selefiler. Selefilerin suçu ne peki, Müslümanları saf ve sade olan Kur'an itikadına çağırmak! Yanlışlıklarını k, olmuştur, hep birlikte eleştirelim. Ama niyet ve çabalarının 'İslami' olduğunu da görelim lütfen! Suriye'yi ikişnci gruba dahil etmişsiniz. O sanki işin içeçrisinde bizzat bulunmuyormuş gibi! Böyle tahlil mi olur baba!!! O b izaat zulmün kaynağıdır altmış küsur yıldır, ehem de iki eli birden kanlı olarak!!! Esed ise kahramanmış. Gülmek, kahkaha atmak isterdim ama adetim değil! Sadece bu bu kara zihniyete acımak geliyor elimden mazlu Suriye halkı adına! Szi, siz olun tercihinizde devam edin. (...)
avrupali musluman
Esadi demonize(seytanlastirma) propagandalari uzerine
18 Şubat 2012 Cumartesi 17:40
Suriye politikasi ureten uc grub var:
1.catismaci/saldirgan grub: Arab birligi+Bati+AKP-Elkaide vs.
2. menfaat/cikar grubu: Cin, Suriye
3. Diyalog, prensibte mudahele ve terror karsiti grub: Iran+Hizbulah+Hamas.
Katliamlari gerceklestirenler ise Fransa, USA, AKP-TCsi-ElKaide-extremist selfilerdir. Esad ise bir kahramandir. Tercih size diyorum.
yasemin reis
evet
18 Şubat 2012 Cumartesi 15:51
"bazı kırmızı çizgilerimiz olduğunu bilmek zorundayız. Bu çizgilerimizden biri de zulüm ile varlığını devam ettiren zalimler ile münasebetimizin nasıllığıdır. "
kiyam
tebbet yeda haksöz....
18 Şubat 2012 Cumartesi 14:55
Editör Notu: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Asyalı Mülüman
'Avrupalı Müslüman'a...
18 Şubat 2012 Cumartesi 14:20
Kardeşim, yine size 'kardeşim' diyorum. Zira "...Müslüman" mahlasını kullandığınızdan ötürü. Bu bir. İkincisi; Ya sonradan 'hidayet' bulup Müslüman olmuşsunuz, Şia itikadı siz cezbetmiştir. Olabilir. Buna itirazımız olamaz. Çünkü düşünce ve ifade özgürlüğü, her konuda harhangi bir yolu tercih etme düşüncesi temeldir ve esasdtır! Bu konuda müsterih olunuz! Türk de olmayabilirsiniz, zira Türk, Kürt, Arap, Fars vs. olmak esastan olmayıp hakikatin yerine de geçemez! Bunu da böyle bilmek gerekir! Ama Suriye'de aylardır oluk, oluk Müslüman kanı aktığı halde pusulanızı şaşırıp esas eleştirilmesi, suçlanması gereken mevki ve makamları es geçip bu zulme sessiz kal(a)mayan Müslümanları eleştirmeniz, yetmedi suçlama moduna geçmeniz nasıl izah edilebilir, merak ediyoruz?!

Dünya kamuoyu önünde cereyan eden bu vahşete 'Fransız' kalmanız belkide 'Avrupalı Müslüman' olmanızı gerektiriyor dersem, Avrupa coğrafyasında yaşayan hakka şahitlik yapmaya cçalışıup çabalayan milyonlarca Müslümanı da töhmet altına almış olurum. Bundan da Allah'a sığnırım. Ama her nedense bu işe Fransız kalıp, taassup içre durduğunuzdan dolayı da biz kardeşlerinizi yaralamakatadır. Hakikatleri birlikte görme dilekleriyle selamlar...
Kadir EREN
Tebrık ederim
18 Şubat 2012 Cumartesi 12:37
Öncelikle bizi yönlendirmeye çalışan ait olduğumuz gurup,cemaat,parti ya da fraksiyonlardan bağımsız düşünebilme iradesine sahip olmak takdire şayandır.Belkide Aziz AVAR ın bize hatılatmak istediği, suriye konusunda yada başka bir problemde ,taraf olduğumuz bölgenin değil de adaletin yanında olmamız gerktiğidir. Teşekkür ederim Aziz BEY Allah razı olsun.
Osman canlı
suskunlar
18 Şubat 2012 Cumartesi 01:32
ortalık yerde atıp tutanlara pek itibar etmeyin .ülkemizdeki (radikal)diye adlandırılan topluluğun içinde suriye baasını hala destekleyen abilerinin tutumlarını sindiremeyen nice arkadaşlarım var en azından benim tanıdıklarım.tanımadığım daha nicelerininde olacağını biliyorum.
bizler inkılap marşlarıyla büyüdük.1982 hama katillrine ah edip durduk.fakat bu gelinen noktada hatada hikmet aramayız.katillerle birlikte saf tutmayız.kendini öncü gibi gösteren bir takım varki onlar kendi dava arkadaşlarını dahi gammazlayıp ancak hapisten çıkmışlardır.
çokları yurt dışından, ekmeğini yedikleri minvalin kılıcını sallayıp duruyor.
Kendileri yaptıkları işlerin duyulmadığını sanıyorlar ama bizlerin üzerinde güvenirlilikleri kalmadı.buradan onlarada selam ediyorum umarımki yanlışlarından dönecek basirete sahiptirler.not:ben tokatta yaşıyorum ilgilenenlere...
Salim Mert/ AĞRI
Aynı tas aynı hamam
18 Şubat 2012 Cumartesi 00:05
Editör Notu: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
sedat
Kimliğin Gerekleri
17 Şubat 2012 Cuma 23:17
Öncelikle Aziz abiye bu katliamların devam ettiği bu dönem de konuyu gündemleştirdiği için teşekkür ederim.Aziz abinin de yazısında bahsettiği gibi İslami kimlik önemlidir. Çünkü toplumda ki atadan gelme hiç bir şeye karışmayan din algısıyla Şahitliği önemseyen insanları birbirinden ayır eden en önemli özelliktir.Bu bize Devletin kimliğimize yazması veya adı islam ülkesi diye gecen bir ortamda doğarak elde edilmiyor.Bu teslimiyetin karşılığında Allahın müminlere yüklediği ödevdir.Bugün Süriye veya başka yerde zülm gören Masum insanlara bakışımız şartlar ne olursa olsun hep aynı olacakdır.Bu firavun (Esad vb.) diktatörler masumların kanında elbet boğulacaktır.Rabbim Başta İran, Hizbullah ve diğer gaflete düşmüş kardeşlerimizi İslah etsin.Suriyede kıyama kalkmış kardeşlerimize sabr versin.
Gökhan
Önemli bir nokta!
17 Şubat 2012 Cuma 21:18
"İslami kimlik iddiasında olanlar ... iktidar maslahatı ve taassuba varan bir takım aidiyetlerin ardına sığınmayı da kabul etmemelidirler..."

İşte bugün bu ve bununla birlikte genel anlamda büyük sorunlarımızdan birinin sebebi budur aslında. Müslümanlar bir vakıayı değerlendirme çabasına girmeden önce hemen temsil ettikleri yapının kararını bekliyorlar. Elbette cemaatlerin kararı önemli ve anlamlıdır ancak bu bizi özgün düşünmekten alıkoymamalı. tek yönlü tek cepheli bir düşünüş tarzı hem ferdi hem cemaati köreltecek hatta çökertecektir. Bugün bu tarzda faaliyet gösteren kesimlerde bu sorunun içindeler. Aslında olmadıkları gibi görünüp, üzerilerinde sırıtan kavramları savunuyorlar. Zaten bugün bu meselede çeşitli kesimlere kızmaktan öte şaşırmamız ve üzülmemiz bu yüzden...
avrupali musluman
suriyeyi elestirenlere
17 Şubat 2012 Cuma 20:53
Kusura bakmayin sizin gordugunuzu, hissettiginizi, algiladiginizi ve duydugunuzu herkes gormiyor, algilamiyor, duymuyor ve hissetmiyor. Veya farkli hissediyor, duyuyor, algiliyor ve goruyor.

Turk milletinin histerik, hissel ve duygusal davrandigini soylerlerdide ben inanmazdim. Ama sizleri taniyinca soylenenlerin dogru oldugunu anlamaya basladim. Dunya, din ve siyaset isi akl, tedbir isidir, prensibli olmaktir. Boyle tutarsiz dayanaksiz sorumsuz elestirmek degildir.
KARİKATÜR







Haksoz haksöz