Tabasbusun Tarihine Entelektüel Bir Katkı

24.06.2013 09:22

Kenan Alpay

Öğrenmenin bin bir türlü yolu var. İnsanoğlu’nun öğrenme tarihi her ne kadar Âdem (as)’e öğretilen “kelimeler” ile başlamış, gönderilen vahiyler ve resuller aracılığıyla bu öğretme-öğrenme işine bir süreklilik kazandırılmışsa da bu durum daha başka öğrenme yollarını yadsımaz.

Bunun ilk ve en çarpıcı örneği kardeşi Habil’i öldüren Kabil’in kargadan öğrendiği şekliyle bir mezar kazıp, kardeşinin cenazesini defnetmesini anlatan Kur’an kıssasıdır.

Malumu bir kez daha ilam edelim: Hikmet’i yitik malı bilen müminlerin her daim doğruyu, iyiyi, güzeli araması esastır. Öğrenmeye sınır, bilgiye coğrafya veya etnik aidiyet çizmeksizin insanlığın hayrına olan her türden bilginin peşine düşülür. Ama hem ifsad edici bilgiden hem de salih amele dönüşmeyip sahibini ifsad eden bilgiden uzak durulması öğütlenerek. Çünkü sahih bilgiyi sembolize eden ‘Kitab’, salih amale dönüşmediği takdirde sahibini eşekleştirir ve helake sürükler de ondan.

‘Zavallı Korkak’, İnsan Olmayı Öğrenmiş

Gezi Parkı üzerinden kim nerede duruyor, kime karşı nasıl bir pozisyon alıyor, topluma ve siyasete nasıl bir değer biçiyor gibi konular ister istemez yeniden tartışılıyor. Birçok isim konuşuldu bu süreçte ama Hürriyet Gazetesi’nin bomba transferi Dücane Cündioğlu zannedersem en az konuşulan isim oldu.

Normal şartlarda Cündioğlu felsefi arka planı güçlü, Doğu-Batı düşünce tarihinden günümüze dikkate değer tecrübeler süzen, aktüel değeri yüksek derin siyasi tahlillerine eşlik eden edebi diliyle daha fazla gündem olmayı hak ediyordu. Ama nedense yeterince ilgi göremedi. Öyle ki Cündioğlu’nun Hürriyet’te yayınlanan ve yoğun-yorucu çalışmaların hâsılası olduğu besbelli makaleler twitleri kadar bile alaka uyandırmadı.

Hemen herkesin Taksim Gezi Parkı üzerine konuştuğu bir vasatta Dücane Cündioğlu’da farklı bir cepheden meseleyi ele aldı. Cündioğlu’nun ortaya koyduğu perspektiften Taksim Gezi Parkı için yapılıp edilenlerin mahiyetini dikkatli bir gözle incelemekte fayda olacağından şüphemiz yok.

Uzun felsefi tartışmalar, basit bir takım mantık kurallarını evirip çevirip tekraren anlatmalar, bunalmış da hala arayışını sürdürüyormuş falan gibi hikâyelerle “siz hala orada mısınız?” türü bildik kibirlenmeler, tevazuu tavsiye ederken dahi bir ilah gibi göklerden seslenmeler vs. ile yoğrulmuş “Taksim Manifestosu” (17 Haziran, Hürriyet) başlıklı yazısını okuyunca şöyle bir sordum: Acaba bu uzun kıssadan bizim için ne gibi hisseler var?

Ben aldığım hisseleri ifade ederken Levinas’tan, Dante’den, Hallac-ı Mansur’dan her hangi bir referans almadan birkaç cümle kuracağım. İktidar yani AK Parti Hükümeti yüzde 50’lik sözde bir etnosa/cemaate dayanıyorsa da karşısında yüzde 50’lik bir demosa/cemiyet bulunmaktadır. Bu demos/cemiyet sayesindedir ki İstanbul’un tarihinde İstanbul’un yüzü suyu hürmetine gerçekleşen ilk direniş Taksim’de vuku bulmuştur.

Hayli zamandır la havle çeken demos/cemiyet başsız, ayaksız, gövdesiz şairane kendiliğindenliğiyle ihtişamlı bir direniş ortaya koymuştur. İçten, doğal ve sade olduğu kadar sivil ve haklıdır da. Direnişin rotası tamamen toplumsal vicdanın yönlendirmesiyle çizilmiştir. Bu demos/cemiyet AK Parti’nin elinde tuttuğu itaatle yükümlü yüzde 50’lik kütleye benzemez olduğu için iradesini sadece sandık aracılığıyla göstermez. Taksim direnişi olarak somutlaşan bu demos/cemiyet tepeden tırnağa haysiyet, onur ve başlarını göğe erdiren sevdayla donanarak gaz dumanları arasında raks eden gençlikten başkası değildir.

Bu gençler sayesinde Cündioğlu’na göre bakın neler olmuş: Bütün bir Türkiye’nin gerçek bir demos’a dönüşümü için rol oynadılar. İtiraz etmeyi, karşı çıkmayı, razı olmamayı, geleceğe dair güçlü umutlar beslemeyi hatta biz zavallı korkaklara insan olmayı hatırlattılar. Taksim’deki o muzip çocuklar hem de öyle sandık mandık beklemeden şarkılarıyla, esprileriyle, latifleriyle yöneticileri doğrultup yola sokmanın neşeli kaynağı oldular.

Tanrınız Bu Şehre Hiç Gelmesin

Dücane Cündioğlu kendisini a’raf dağında tek başına Tanrı’nın şehre gelmesi için yıllarca aralıksız yakaran fakir olarak tanımlıyor ve Tanrı’nın Taksim Meydanı’nda bütün ihtişamıyla belirişini zevkle temaşa ediyordu.

Bu mecazların, bu aforizmaların, bu coşkulu ama tamamen temelsiz ve de tutarsız söylemlerin muhasebesini yapmaya girişmek ne kadar anlamlı ve isabetli olur, elbette tartışılır. Ancak belki birkaç soru ile daha iyi anlaşılmasına katkı sağlanabilir diye düşününce aklımıza gelenleri şöyle bir sıralayalım:

Dücane Cüncioğlu’nun öve öve bitiremediği demos’u Cumhuriyetin Makbul Vatandaşlarıdır da cemaat ve itaate hazır kütle olarak resmettiği diğerleri göbeğini kaşıyan adam ve bidon kafalı mıdır?

Şehrinizin Tanrısı “İstanbul’un yüzü suyu hürmeti” diye rivayet ettiğiniz modern-seküler kutsala hizmet edenleri nasıl mükâfatlandıracak ve aksine davrananları nasıl cezalandıracak acaba? İstanbul’un yüzü suyu hürmeti adına direniş sergilemekle mesela Yozgat’ın, Kırşehir’in veya Denizli’nin yüzü suyu hürmetine direniş sergilemek arasında mahiyet farkı mı yoksa derece farkı mı vardır acaba? Bir de bu mühim konuyu tefsir etseydiniz, ne harika olacaktı.

Taksim’de demos’un yani gerçek halkın yakıp yıkmasını, küfür ve hakaretle, yalan ve iftirayla, darbecilik ve işbirlikçilikle özdeş olmasını ne de veciz ifade etmişsiniz: Şairane İhtişam. Sizin de bu şairane ihtişama filli bir katkınız olsaydı ortam daha bir şenlenip kucaklayıcı olmaz mıydı acaba?

Demos’un tepeden tırnağa haysiyet, onur ve sevdayla donamış olmasının en somut ifadesi meydanlardan sanal âleme kadar on binlerce defa yazılıp paylaşılan “OÇ Tayyip” parolası mıdır acaba? İlaveten “Şerefe Tayyip” sloganlarına eşlik eden boş bira şişeleriyle parka işlenen TC motifleri bu haysiyet ve sevdanın Anadolu’nun derinliklerinden devşirebileceğimiz engin müsamahanın, muhabbetin, şefkat ve merhametin sesi olarak mı kayda geçilmelidir?

Buyurduğunuz gibi ayyaş ve alkolik, ayıp sayılan ve hakaret kabul edilen sözcükleri etnos yani kütle-cemaat için kullanılırsa da demos yani cemiyet/makbul vatandaş için kullanılamaz. Çünkü böylesi bir kullanım yönetici sınıfın demos’a karşı aşırı kibri (hubris) sayılırmış, değil mi efendim? Zaten bu hubris, kendini kahraman zanneden yöneticileri yıkıma götüren densizlik düzeyindeki hırs değil de nedir? Şehrin yönetimindeki tanrısal yasalara itaatsizliğin, teamülleri çiğnemenin yöneticilerin kendi sonlarını hazırlayan en önemli ve yaygın gerekçe olduğunu hatırlatmak pek yerinde olmuş.

“Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” gibi yaratıcı esprileri, “Polis Dudaklarına Yapışıp Kalıcam” gibi romantik latifeleri, “Kurabiye Tayyoş, Velev ki İ.neyiz, İki Ayyaşın Kurduğunu Yönetemeyene Teyyip Denir, O Son Birayı Yasaklamayacaktın” gibi muziplikleriyle irfan geleneğimize yeni katkılar yapan Taksim Gençliğine Cündioğlu’nun neden şapka çıkardığı daha iyi anlaşılıyordur sanırım.

Tüm ideolojik şartlanmaların dışında, hiçbir siyasi fikre esir olmadan ama her şeyiyle hakikaten la-kaydî ve lâ-ubalî çocuklar neden imrenilesi bir modelin kahramanları olarak takdim edilmektedir? Çünkü onlar bu toprakların sesidir, eseridir, zenginliğidir.

Anlaşılan Cündioğlu sivil ve haklı demos’un finans kapitalizmin ulusal ve küresel aktörleriyle fingirdeşmesini, ulusalcı-liberal-sol ittifakıyla yeni bir darbe sürecini örgütlemesini Tanrı’nın Şehre Çağırılması yani hayırlı bir gelişme şeklinde yorumluyor.

Oysa biz bütün enerjimizi sizin bu tanrınızı yani Resmi İdeolojinin ilahını ve iktidar sınıflarının Rabbini hayatımızdan, ülkemizden kovmaya hasrettik. Sizin anlamadığınız veya anlamazlıktan geldiğiniz esas mevzu bu.

 

 

Not: Tabasbus, yaltaklanma anlamında kullanılır. Birilerine hoş görünmek için bir kısım asılsız sözler söylemek, göze girmek için davranışlarda bulunmak anlamına gelir. Dalkavukluk etmek, şakşakçılık yapmak veya arzu dolu gözlerle bakmak şeklinde tezahür edebilir. Mesela köpek tabasbusunu/yaltaklanması kuyruğunu sallayarak belli eder. Deve sevilirken, deveye nağmeli, bir şey söylerken devenin kuyruğunu sallaması veya hızlanması bir tabasbustur. Riyakârlıkla kendini beğendirmeye çalışmaya da tabasbus denir.

  • Yorumlar 16
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim