1. YAZARLAR

  2. Yalçın Akdoğan

  3. Susuz havuza kafa üstü atlayanlar
Yalçın Akdoğan

Yalçın Akdoğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Susuz havuza kafa üstü atlayanlar

A+A-

En son yaşadığımız AYM geriliminde bir kez daha Başbakan Erdoğan’ın tam bir “devlet adamı” tavrıyla hareket ettiğine ve büyük bir siyasi olgunluk gösterdiğine şahit olduk. Üzerine talim atışı yapılan Erdoğan küçülmedi, aksine daha da büyüdü. 

Hatırlanırsa bir süredir AYM’nin verdiği iptal kararları kamuoyunda tartışılıyor ve hükümet yetkilileri bu kararları eleştiren açıklamalar yapıyorlar. Twitter ve HSYK kararları, Mahkeme-Hükümet ilişkisini çok gerginleştirmesine ve bir kısım polemiklere sebep olmasına rağmen Başbakan Erdoğan AYM’nin törenine gitmemezlik yapmadı. Birçok kişinin katılmayacağını düşündüğü bu törene hem kendisi gitti, hem de benzer gerilimler yaşayan Meclis Başkanı Cemil Çiçek’le birlikte katıldı.

Tartışmaları, polemikleri, gerilimleri bir kenara bıraktılar ve devlet adamlığının gereğini yaptılar, devletin zirvesinde farklı bir görüntü oluşmasına izin vermediler. Bu siyasi olgunluğa karşı sergilenen tutum hiç hoş olmadı.

Erdoğan’ın ikinci olgunluğu, Haşim Kılıç’ın çok eleştirilen sözlerine aynı şekilde karşılık vermemesi ve gerilimi tırmandırmamasıydı. Erdoğan’ın haklılığı ve mağduriyeti o kadar açıktı ki, ilave bir tavır takınması, kendisini ifade etmeye çalışması gerekmedi.

Mahmut Övür’ün geçen günkü yazısında konuşmaya atfen yaptığı şu vurgu çok önemliydi: “Böylece attığı adımları hukukçu kaygısıyla mı, siyasi gerekçelerle mi attığını anlaşılacaktı”. Mahkeme başkanının siyasi polemik yapmasının ürettiği siyasallaşma görüntüsü Mahkeme kararlarına da gölge düşürmüş oldu. Övür’ün, “ Mahkeme özgürlükçü tavır takınıyorsa bunu büyük bedeller ödeyen siyasete borçlu” sözü de çok anlamlı...

Geçmişte yargının meydan okuyan çıkışlarından yaka silken halkımız, yargının siyasallaşmasından ve demokratik siyasete ayar vermeye çalışmasından hiç hazzetmiyor.  

Haşim Kılıç’ın siyasi çıkışı, toplumda yargıya duyulan güveni sarsmanın ötesinde, kendisine sempatiyle bakan insanlarda büyük bir hayal kırıklığı ve incinme meydana getirmiştir.

Askeri veya yargı bürokrasisinden siyasete hamle yapanlar susuz havuza kafa üstü atlıyorlar.

İnsanın yaptığı konuşma içinde bulunduğu halet-i ruhiyenin tezahürüdür. Kılıç’ın meseleleri ‘kişiselleştirdiği’ anlaşılıyor. İstediği herkese istediği herşeyi söyleyebileceği inancı kendi kurumu içinde belki normal karşılanıyor olabilir, ancak bunu dünyanın gözü önünde devletin zirvesine taşımaya kalkması işte böyle tatsız bir görüntü oluşturdu.

Yargı içinde zaman zaman demokrat söylemleriyle öne çıkan ve sempatiyle karşılanan bazı isimlerin enaniyet patlaması yaşadığını biliyoruz. Kendisini ‘adaletin, hakkaniyetin, insanlık onurunun, her türlü üst değerin kılıcı’ gibi görmeye başlayan insanlar tepeden bakma hastalığına kapılabiliyorlar.

Kılıç’ın dün sarfettiği “Hakimin vicdanına emanet edilen insanlık onurunu ancak adaletle yüceltebiliriz” sözü durumun vahametini yansıtıyor. İnsanlığın onuru hakimin vicdanına emanet!

İnsanlık onurunu korumak kimsenin tekelinde olmadığı gibi, kimin buna ne kadar sahip çıktığının notunu vermek de hiçbir kurumun vazifesi ve haddi değildir. Siyasetçilerin hak-özgürlük çizgisini, insanlık onuruna bakışını, ideolojik pozisyonunu değerlendirme ve hesaba çekme makamında sadece halk vardır.

Biz millete tepeden bakan jakoben seçkincilerin kendilerini hakikatin merkezinde görerek herkese had bildirmeye çalışmasına alışığız. Ancak içinden çıktığı camiadaki insanları hor gören, küçümseyen, onlara efendilik taslayanlara alışık değiliz. 

Kendisini insanlık onurunun baş muhafızı görenlerin siyasetçilerin onuruyla oynama hakkı yoktur.

STAR

YAZIYA YORUM KAT