Susma hakkımı kullanıyorum

03.07.2009 06:10

Gülay Göktürk

Olayların nasıl geliştiğini biliyorsunuz!

Albay Çiçek salı gecesi tutuklandı. Bu arada İstanbul Adalet Komisyonu Başkanlığı 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne yeni bir üye görevlendirdi. Hakim Faik Saban, 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne geçici görevle atandı. Bu atama gerçekleşir gerçekleşmez Çiçek'in avukatları tutukluluk kararına itiraz etti. 14. Ağır Ceza Mahkemesi, bir gün önce Çiçek'in tutuklanmasını isteyen üyenin izne ayrılması üzerine geçici görevle getirilen Faik Saban'ın katılımıyla Çiçek'in avukatlarının itiraz başvurusunu görüştü. 18 saat önce 2'ye 1 tutuklama kararı veren mahkeme, Üye Hakim Faik Saban'ın katıldığı oturumda bu kez Dursun Çiçek'i 2'ye 1 tahliye etti.

Biz köşe yazarlarının işi hepimizin gözü önünde yaşanan gelişmeleri analiz etmeye çalışmak, yorumlamak, siz okurlarımızın da yorumlamasına yardımcı olmaktır. Bunun için okunuruz, bunun için para alırız.

Ben bu görevimi şimdiye kadar iyi yaptığıma inanıyorum. Okurlarımla hep açık ve net konuştum. Sözümü esirgemedim; anladığım ve gördüğüm her şeyi onlarla paylaşmakta tereddüt etmedim.

Oysa bugün işimi nasıl yapacağımı bilemiyorum.

Dün bütün gün televizyonlarda ıkına sıkına durumun garipliğini ifade etmeye çalışan ya da gerçeği imalarla, üstü kapalı ifadelerle ortaya koymaya çalışan yorumcuları dinledim.

Ben bunu yapmayacağım.

Ama açık da konuşamayacağım.

Çünkü açık konuşursam; her zamanki gibi yazmam gerekenleri net bir şekilde yazarsam suç işlemek zorundayım.

O yüzden de bu olayda yorumu size bırakıyor ve "susma hakkımı" kullanıyorum.

X x x

Şimdi gelelim bir başka dava haberine...

Yargımız, anayasal düzeni yıkmak üzere planlar hazırladıklarına dair kuvvetli şüpheler bulunan bazı kişileri yargılamakta büyük zorluklarla karşı karşıya kalırken, aynı ülkede bazı insanlar sadece yazı yazdıkları için çok kolay yargı karşısına çıkarılabiliyor. "Fikir suçu" denen ayıp sürmeye ve düşünceyi biçmeye devam ediyor.

Arkadaşı olmakla gurur duyduğum, Türkiye'nin önde gelen Anayasa hukukçularından Mustafa Erdoğan bugünlerde yeni bir davayla boğuşuyor. Davanın konusu 2007 yılında Star'da yazdığı ve Arat Dink ve Serkis Seropyan'i mahkum eden meşhur mahkeme kararını eleştiren "301 Zihniyeti" başlıklı yazısı... Davanın ilk duruşması 26 Haziran'da Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yapıldı. Erdoğan, hem mahkemeye hakaret ettiği hem de "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ettiği" iddiasıyla yargılandı. İşin tuhafı, dava Erdoğan'ı şikayet eden yargıcın mahkemesinde görüldü.

Şimdi şikayetçi Hakim Hakkı Yalçınkaya'nın suç duyurusundan bazı satırları buraya alacağım:

"Mustafa Erdoğan'ın Anayasa hukuku kitabı yazan profesör ünvanlı akademisyen olarak Arat Dink'in avukatlığını yapma arzusunu; karar öncesinde sanık avukatlarına yardımcı olma veya bir bilirkisi raporu yazma şeklinde hukuki görüşlerini açıklayarak gerçekleştirebilirdi. Türklüğe hakaret edenlerin yurt dışında el üstünde tutulması bir kısım yazarları etkilediğini görmekteyiz."

Şikayet dilekçesinin başka bir yerinde de şunlar yazılıyor:

"5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının 301. maddesinin değiştirilmesine Sevr anlaşmasının kabul edilmesine Türkiye Cumhuriyetinin 14.5 milyar dolar soykırım bedeli ödemesine iliskin Ermenistan meclisinin aldığı karar 31/12/2007 tarihli Hurriyet Gazetesinde yayinlanmistir. TCK 301 Madde

hükmünün kaldırılmasına işlevsiz bırakılmasına taraftar olan Profesor yazarların suskun kalması da ülkemiz açısından çok manidardır." (İmla hataları orijinaldir.)

22 Ocak 2008 tarihli ikinci şikayet dilekçesinde ise "Türk milletine yönelik asılsız iddialarda bulunanların yurtdışında büyük ödüllere layık görülmeleri kimi aydınlarımızın aynı söylemleri desteklemeye yöneltmiştir." denildikten sonra şöyle devam ediliyor:

"Türkiye'miz geçmişte olduğu gibi bugün de birtakım iç ve dış saldırılara maruz kalmaktadır.Türkiye üzerinde gerçekleştirilmek istenen senaryolara doğrudan veya dolaylı olarak destek çıkılması elbetteki Türk yargıçlarının kararlarında yerini bulacaktır."

Demek ki neymiş?

Türk yargıçlarının görevi Türkiye'nin maruz kaldığı iç ve dış saldırılara, Türkiye üzerinde gerçekleştirilmek istenen senaryolara doğrudan veya dolaylı olarak destek çıkanları cezalandırmakmış!

Kendilerine böyle görevler biçen hakimlerin varlığı, sorunumuzun sadece askeri yargı olmadığını; adli yargıda da başımızın büyük dertte olduğunu bir kez daha sokuyor gözümüze.

Allah hepimize kolaylık versin.

BUGÜN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim