1. YAZARLAR

  2. Akif Emre

  3. Suriye'yi çok konuşacağız!
Akif Emre

Akif Emre

Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye'yi çok konuşacağız!

A+A-

Suriye'de her gün akan kan tahammül sınırlarını zorluyor. Teravih namazından sonra kurşunlanan, gece evinden alınıp götürülenlerin sayısı tam bilinmiyor. Görgü tanığı olarak medyada görünenlerin anlattıklarına bakılırsa insanlık sınırına varılmış durumda.

Diğer taraftan silahsız değişim talepleri olarak başlayan gösterilerin tehlikeli biçimde silahlı çatışmaya dönüştürülme riski söz konusu. Çünkü silah kullandıklarında muhaliflerin bu mücadeleyi kazanmaları imkansız olduğu gibi hareketin inandırıcılığı da tartışmalı hale gelir. Muhalifler, rejimin gösterileri mecrasından çıkarmak için silah dağıttığı yönünde savunma yapıyor. Karşı tarafta ise yönetim, devleti koruyan güvenlik güçlerine "teröristlerin" yaptığı saldırılara dayanarak adeta döktüğü kanı meşrulaştırmak istiyor.

Belli ki rejimin şimdiden ahlaken kaybettiği, ama muhalefetin de bu ahlakî kirliliğe bulaştırılmak istendiği bir oyun kuruluyor.

Amerikan dışişleri bakanı, Türkiye dışişleri bakanını arayarak Türkiye'nin Suriye üzerinde baskı kurmasını istemiş. Türkiye'nin başbakanlık düzeyinde Suriye'ye sert çıkışı zaten ipleri germişti. Hemen peşi sıra Suud kralının adeta tehdit içeren mesajı ve ardından elçisini çekmesi tesadüf olmasa gerek. Hatta dün körfez ülkelerinin teker teker elçilerini merkeze çağırmaya başlamaları önemli bir işaret alındığını gösteriyor.

Bugün dışişleri bakanı Suriye'ye gidiyor. Muhtemelen diplomatik düzeyde sert bir uyarı olacak, belki de ipler kopma noktasına gelecek...

Bu süreçte iki tarafta restleşmeye giderse durum ne olacak? Türkiye Suriye'ye savaş mı acacak? Yoksa Amerika, NATO birleşip Suriye'ye müdahale mi edecek? Müdahale olursa Türkiye'nin rolü ne olacak? Esad giderse ne türden bir rejim gelecek? İsrail'le ilişkilere nasıl bir yön verilecek? Yaşanan büyük acıların gerisinde bu hesaplarla meşgul siyaset erbabı. Suriye'deki direnişin tüm bunları göz önüne alan bir stratejik akılla hareket edip etmediğini zaman gösterecek. Devletler oyunu her ne kadar "büyük insanlık ideleri" söylemi üzerinden meşrulaştırılsa da stratejik hesaplardan vareste değil.

Suriye'de gösterilerde kan dökülmeye başlayınca, Libya örneğinde olduğu gibi, bir dış müdahale beklentisi vardı. "Liberal müdahaleciliğin" Suriye'de de devreye girip girmeyeceği tartışılmaktaydı. Daha soğukkanlı bakanlar liberal müdahalecilik için Suriye'nin hiç de elverişli olmadığı tezine vurgu yapıyordu.. Zira Suriye ne Libya, Irak gibi petrolü olan bir ülke, ne de başka zenginliklere sahip. En azından işgal veya müdahalenin maliyeti amorti edilmeliydi. Bu açıdan bakılınca müdahale imkanının zor olduğunu kestirebiliriz.

Başka bir Baas yönetimi altındaki Irak'ı işgal etmek için Amerika'nın duyduğu "heyecanın" Suriye söz konusu olduğunda hiç de açığa çıkmadığı ortada.

Türkiye açısından bakıldığında, Irak'ı işgale gelen Amerikalılara lojistik destek vermesi istenirken bu kez adeta Türkiye'nin Suriye'ye girmeye cesaretlendirilmek, hatta buna itilmek istendiğinden kuşkulanmamızı gerektirecek belirtiler var. Bu yönde kuşku ve belirtilere dayanarak felaket habercisi durumuna düşme riski bir yana, özellikle Ak Parti tabanında ve geniş anlamda muhafazakar kesimde, hatta genel olarak Türk kamuoyunda Suriye halkının yaşadığı zulme büyük öfke patlaması yaşandığını belirtmeye gerek yok. Suriyeli Müslümanların maruz kaldıkları zulüm karşısında insanımızın vicdanlarının infial noktasına geldiğini görmek zor değil. Bunun durum üzerinden Türkiye'nin olaya müdahale etmesini, hatta savaşmasını isteyen duygusal yaklaşımlar gittikçe yükselme eğiliminde.

Halkımızın Suriyelilerle kurduğu empatinin stratejik bir tercihe doğru evrilmesi isteniyor adeta. Liberal müdahaleciliğe karşı çıkarken 'yerli müdahale' ya da "yeni Osmanlıcı müdahale" kimilerinin kulağına hoş gelebiliyor.

Bir zihin jimnastiği yapmak gerekirse, Amerika'nın doğrudan müdahale etmeye niyetinin olduğu söylenemez şu aşamada. Ama muhalefeti cesaretlendirici girişimlerden de geri durmuyor. Irak'taki işgalin tersine, kendisi lojistik destek vererek doğrudan müdahaleyi başkasına yaptırmak istiyor olabilir.

Tüm bunlar bir varsayım. Ancak Türkiye'yi "düzenleyici güç" rolüne ikna ederek tüm imkanları denemeden müdahale ortamının oluşturulması hiç de zor görünmüyor. Bunun için duygusal ortam yeterince hazır! Hele Türkiye'nin Arap dünyasında "büyütülen imajı" düşünüldüğünde hem Araplar nezdinde hem Türkiye açısından zemin hazırlanmış gibi. Üstelik Türkiye'den yükselen zulmü durdurma çığlığının meşrulaştırdığı bir müdahaleciliğin de mezhepsel bir fay hattı üzerinde inşa edildiğini şu aşamada kimse düşünmek istemiyor.

Esad, gerekçesi ne olursa olsun, kan dökmeye devam ettikçe kurtarıcı rolünü üslenecek dış müdahalelerin sorgulanma şansı kalmayacak. En kötü senaryo bu durumun silahlı çatışmaya dönüşerek bir iç savaş halini almasıdır. Bu durumda yeni bir Beyrut sendromunu Ortadoğu'nun mevcut dengesi taşıyamaz...

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT