Suriye'ye Suriye gibi girmek

07.03.2012 23:59

Resul Tosun

 

Geçen hafta Tunus'ta toplanan Suriye'nin Dostları konferansına katılan ülkelerden sonra AB üyesi ülkelerin de Suriye Milli Meclisi'ni resmen tanımaları mevcut Suriye yönetiminin meşruiyetini yetirdiğinin tescili olmuştur.

Kendi halkına katliam uygulayan Suriye yönetimi artık meşruiyetini yitirmiş bir yönetimdir. Humus'tan dünyaya yansıyan görüntüler her şeyi gayet net anlatmaktadır. Yönetim kendi şehrini savaştan çıkmışa çevirmiştir.

Şehirler abluka altına alınmış, insani yardımların bile ulaştırılması engellenmektedir.

Zulüm zirve yapmıştır.

Suriye'de artık sözün bittiği yerdeyiz.

Toplantılar, nutuklar, beyanatlar, görüşmeler zaman kaybından başka bir fayda sağlamıyor.

İnsanlar aç bırakılıyor, susuz bırakılıyor, tutuklanıyor, işkence ediliyor, insanlar öldürülüyor.

Kendinizi kuşatılmış şehirlerdeki insanlar yerine koyunuz. Kendi ordunuz size bomba yağdırıyor, yiyeceğiniz yok, ilacınız yok ve her gün yakınlarınızdan birinin, oğlunuzun, kızınızın, eşinizin, babanızın ölüm haberi geliyor.

İran'ın, Rusya'nın, Çin'in izni yok diye masum insanların ölüm makinesine teslimine sessiz kalmak zalimi cesaretlendiriyor.

Suriyeli küçücük bir kız çocuğu "Sessizlik de bir savaş suçudur." yazan pankartı gösterirken bize sorumluluğumuzu hatırlatıyordu.

Artık uluslar arası camianın iznini beklemek Suriye halkının imhasını beklemekten farksız hale gelmiştir.

Ne mi yapılmalıdır?

Tıpkı Suriye'nin 1975 yılında Lübnan'a asker gönderirken yaptığı yapılmalıdır.

1975 yılında Lübnan'da iç savaş başlamıştı biliyorsunuz. Bu iç savaşa müdahil olmak üzere 40 bin askerle hareket geçen ülke Suriye'den başkası değildi.

Suriye ordusu 1 Haziran 1976 da Lübnan'daki iç harbi bitirmek üzere Lübnan'a girdi ve stratejik mevkilere konuşlandı.

20 Temmuz 1976 günü Şam Üniversitenin amfisinde verdiği meşhur nutkundu Hafız Esed, " Karar verdik ve Suriye ordusu Lübnan'a girmeye başladı. Kimseden de izin almadık." demişti.

Suriye'nin kimseye söyleyecek tek sözü bile yoktur. Girmekle kalmamış 2005 yılına kadar tam 29 yıl Lübnan'da kalmıştır!

Evet Suriye'e girme vaktidir.

Suudi Arabistan ve Katar bunun sadece sözünü ediyorlar, konuşuyorlar.

Yukarıda dediğim gibi artık sözün bittiği yerdeyiz. Arap ülkelerinin askerlerinden oluşan bir birlik acilen Suriye halkına en azından insani yardım ulaştırmak sağlık hizmeti vermek için en azından bir güvenlik koridoru açmalıdır.

Türkiye de bu harekâtın dışında kalmamalıdır.

Öyle zannedildiği gibi mezhep savaşı falan çıkacak değildir, aksine mezhep savaşına son verilecektir. Çünkü mezhep savaşını şu anda devlet eliyle Suriye yönetimi yapmaktadır.

Bakmayın Rusya'nın, İran'ın Çin'in muhalefetine onların hiçbiri Suriye yönetiminin katliamını savunuyor değiller. Sadece dostumuza dokunulmasın siyaseti güdüyorlar. Aslına bakılırsa savunuyor görünüyorlar ama Esed sonrası için de hazırlık yapıyorlar.

Suriye'ye asker göndererek güvenli bölge oluşturan ve mağdur halka insani yardım elini uzatan ülke sadece Arap dünyasın ya da İslam dünyasının takdirini değil bütün insanlığın takdirini toplayacaktır.

Unutmayalım insanlar gözümüzün önünde kurşuna diziliyorlar.

Komşumuzdaki yangına müdahale zamanı gelmiştir ve geçmektedir.

Evet, Suriye 1976'da Lübnan'a nasıl girdiyse Suriye'ye de öyle girilmelidir.

Gerisi lafu güzaftan ve zaman kaybından başka bir şey değildir.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim