“Suriye’nin Rusya-İran Tarafından İşgali ve Türkiye’nin Durumu”

15.02.2016 16:43
“Suriye’nin Rusya-İran Tarafından İşgali ve Türkiye’nin Durumu”
Özgür-Der Amasya Temsilciliğinde “Suriye’nin Rusya ve İran Tarafından İşgali ve Türkiye’nin Durumu” konulu bir seminer yapıldı.

Özgür-Der Amasya Temsilcilik salonunda, 2015 yılına kadar İHH – İnsani Yardım Vakfı Suriye Koordinatörlüğü yapan ve bu vesileyle Suriye kıyamının başladığı 2011 yılından beri Suriye sahasında fiilen yer almış Muhammed Yorgancıoğlu tarafından “Suriye’nin Rusya ve İran Tarafından İşgali ve Türkiye’nin Durumu” konulu bir seminer verildi.

Seminerde şu hususlara vurgu yapıldı:

SURİYE’NİN DÜNÜNÜ BİLMEYENLER BUGÜNÜNÜ ANLAYAMAZLAR

Suriye’yi anlamak Suriye’nin tarihini doğru anlamaktan geçiyor. Suriye Osmanlının 1. Dünya savaşında yenik sayılmasından sonra Fransızların egemenliğine geçiyor. Fransızlar laik ve ırkçı anlayışı hakim kılacak, toplumu parçalayacak faaliyetleri gerçekleştirmek için her türlü yolu deniyor. Maksat toplumu birbirine kırdırarak ülkeyi sömürmek. 

Bu amacını gerçekleştirmek için laik anlayışa sahip, emperyalistlerin önünü açacak Baas zihniyetli kadroyu yönetime getirmeye çalışıyor. Yapılan bir darbeyle ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin desteğiyle başa Nusayri azınlıktan olan Havacı Albay Hafız Esed  getiriliyor.

Hafız Esed döneminde halka çok ciddi baskılar yapılıyor. %80’lik Sünni halk, %10’luk Nusayri kesim tarafından zorbaca yönetiliyor. İnsanların hiçbir söz hakkının olmadığı, insan hayatının tamamen rejim tarafından ipotek altına alındığı, dinin sosyal hayattan tamamen kopartılmaya çalışıldığı bir süreç başlıyor. Yapılan zulüm ve baskılara karşı ortaya çıkan 1982 Hama kıyamı kanlı bir şekilde bastırılıyor ve yüzlerce insan öldürülüyor. İhvan üyesi olmak idam sebebi sayılıyor.

Hafız Esed’ten sonra yerine oğlu Beşar Esed geçiyor. Cumhurbaşkanlığı seçilme yaşı 40 olmasına rağmen bir gecede çıkartılan Kanunla bu yaş düşürülüyor ve göstermelik bir seçimle 36 yaşında Beşar Esed cumhurbaşkanı seçiliyor. Beşar Esed halkın gözünü boyamak ve Baas Nusayri saltanatını devam ettirmek için bazı reformcuklar gerçekleştirdi. Reformcuk diyoruz çünkü bu gün halkına karşı yaptıkları bunun göstermelik reformlar olduğunu ortaya koyuyor.

SURİYE’DEKİ HER GELİŞME İSRAİL’İ DOĞRUDAN ETKİLİYOR

Suriye Coğrafi ve ekonomik olarak çok stratejik bir konumda. İsrail’in Suriye ile sınırı olması güvenliğini doğrudan etkiliyor. Yine Çin’e giden petroller Suriye aracılığıyla gidiyor. İran’ın yayılmacı politikası için Suriye çok önemli bir nokta. İran’ın Rakka’da Şiileştirme Merkezi var. Şii olanlara aylık 110 dolar veriliyor. Rusya’nın Akdeniz’e açılma amacı Suriye’den geçiyor.

Suriye’deki bu direniş olumlu sonuçlanacak olursa diğer İslam coğrafyalarına örneklik teşkil edecek bir boyutta. İşte bu sebeplerden dolayı Suriye dış güçler tarafından kolay kolay terk edilemeyecek bir yer.

İRAN MERKEZLİ ALGI OPERASYONLARI DİRENİŞİN DOĞRU ANLAŞILMASINI ENGELLEDİ

Suriye toplumu yönetimin uyguladığı baskıcı politikalar sonucu birbirinden kopartılmış bir toplum. İnsanların birbirine güveni kalmamış bir toplum. Dera’da bir grup çocuğun okul bahçesine özgürlük istiyoruz yazısına rejimin çocukları işkence ile öldürmesiyle başlayan süreç Suriye’nin diğer bölgelerine yayılmaya başladı.

İnsanlar ilk başta barışçıl gösteriler düzenlediler. Zulmün artması ve rejimin halkın üzerine silahla saldırması sonucu barışçıl gösterilerin yerini silahlı mücadele aldı. Kısa sürede bir araya gelen muhalifler 2013 Mart ayında Suriye’nin %70’ini ele geçirdi.

Kıyamın ilk gününden itibaren bilhassa İran rejimi tarafından oluşturulan bu direnişin dış güçlerin bir oyunu olduğu algısı bu direnişin İslam coğrafyaları tarafından yeterince sahip çıkılmasını engelledi.

İran haber ajansları bu direnişin İran-Hizbullah-Filistin hattını engellemek için dış güçlerin bir oyunu olduğu algısını oluşturmak için hiçbir ahlaki sınır tanımadan propaganda yaptılar ve bu propaganda tüm İslam coğrafyalarını, bilhassa Türkiye halkını çok etkiledi. Bu algıdan dolayı direnişin ilk iki yılında Suriye’ye neredeyse hiç dış yardım gelmedi.

ALGI OPERASYONLARI İŞE YARAMAYINCA AKTÖRLER SAHAYA İNDİRİLDİ

ABD ve diğer batılı devletler başta Esed’in gitmesini, fakat zihniyetini devam ettirecek laik ve batı yanlısı bir yönetim istediler. Fakat Esed’in alternatifini  oluşturamadılar. Küçük grupların birleşerek bir hat oluşturmaları bu direnişin İslami yönde ilerlemesini sağladı. Dış güçler algı operasyonu işe yaramayınca bu direnişi ortadan kaldırmak için aktörler sahaya indirildi. Suriye içerisinde Şii milisler zaten ilk günden itibaren vardı. İran hep bunu inkar etti. Şu anda 70-75 bin civarında Şii milisler rejim safında mücadele ediyor.

Suriye direnişi Suriyeli sivil direnişçilerden oluşuyordu. Bu direnişin terörize edilmesi gerekiyordu. İlk etapta Ahraruş Şam üzerinde bu oyunu denediler. Ahraruş Şamda Suriye dışından hiçbir direnişçisinin bulunmadığını ve hiçbir dış odağa bağlı olmadıklarını açıklayınca bu oyun tutmadı.

Daha sonra bu oyunu Nusret Cephesinde denediler. Nusret cephesinde dışarıdan direnişçiler bulunduğu için bu gruptan IŞİD çıkarıldı. IŞİD-Nusra ayrışması, IŞİD’in diğer gruplara karşı söylemleri ve IŞİD’ın sahaya sürülmesinin sebebi Suriye direnişini terörize etmekti. IŞİD’ın içinde samimi insanlar var ama komuta kademesi dış güdümlü.

IŞİD’İN SAHAYA SÜRÜLMESİ MUHALİFLERİN SIRTINDAN BIÇAKLANMASINA SEBEB OLDU

Muhaliflere karşı savaşan rejim güçlerinin büyük bir çoğunluğu Nusayrilerden oluşuyor. Nusayrilerde ahret inancı olmadığı için muhalifler karşısında direnemedi. Lakin cennet sevdasıyla savaşan Şii milislerin sahaya inmesi muhaliflerin direnişini zayıflattı.

Işid’ın muhaliflere karşı mürted, kafir, işbirlikçi diye saldırması sırtlarından bıçaklanmalarına sebep oldu. İlk zamanlarda sadece laik grupları hedef alan Işid zamanla tüm muhalifleri tekfir ederek öldürmeye başladı. Diğer muhalifler tekfirci olmadıklarından ilk başlarda Işid’in saldırılarına karşılık vermediler ve bu sebeple 2014 yılının ilk aylarında muhalifler her geçen gün mevzilerini kaybetmeye başladılar. Bu gerileme 1 yıl sürdü.

Daha sonra 2015 yılında muhalifler Fetih ordusunu kurdu. Fetih ordusu onlarca yeri tekbir sesleriyle fethettiler. Muhalifler, rejimden kurtulursak Işid’ten haydi haydi  kurtuluruz düşüncesiyle rejime karşı mücadeleye öncelik verdiler.

IŞİD BAHANESİYLE DIŞ GÜÇLER SAHAYA İNDİ

İslamcı muhaliflerin yönetimi ele geçireceğini gören Amerika, İran ve Rusya, Işid’i bahane ederek sürece direkt müdahil oldular. Işid bahanesiyle hava bombardımanlarıyla sivilleri ve muhalifleri vurmaya başladılar.

Rusya’nın müdahalesiyle Türkmen bölgesi rejimin eline geçti. PYD rejimle işbirliğiyle Türkmen bölgesini işgal etti. PYD lideri Salih Müslim’in abisi tefsir Profesörü Mustafa Müslim kardeşinin Kürtleri İslamsızlaştırmak için kullanılan bir piyon olduğunu belirtiyor.

İSTİKRARLI TÜRKİYE DIŞ GÜÇLERİN İŞİNE GELMİYOR

İstikrarlı bir Türkiye, Muhaliflerden yana bir Türkiye dış güçlerin projelerini sekteye uğratıyordu. Bunu önlemek için Işid’i vurmak bahanesiyle Türkiye’yi koalisyona sokmak istediler. Türkiye ise Esed’i vurmadıktan sonra Işidle mücadelenin hiçbir anlam ifade etmediğini söyleyerek ilk başlarda koalisyona girmedi.

Bunun üzerine Türkiye’deki 7 haziran seçimlerini fırsat bulan dış güçler kobani bahanesiyle Türkiye içinde ve sınırda eylemler yaparak Türkiye’yi zor durumda bırakmaya çalıştılar. Bunun için PYD devreye sokuldu.  Türkiye’nin körfez ülkeleriyle iyi ilişkiler kurması ekonomik anlamda Türkiye’ye katkı sağlayacağından dış güçler bu ağı zayıflatmak için her yolu deniyorlar.

Türkiye savaşa sokulmak isteniyor. Rusya sınırları taciz eden uçuşlar yapıyor. Türkiye’yi iç meselelerle uğraştırıp muhaliflere destekten uzak durdurmak isteniliyor.

Türkiye Suriye’ye müdahalede geç kalmış olup, bu saatten sonra savaşa girmesi çok risklidir. Bunun yerine Suriye’nin gerçek muhalefeti ile sahici ilişkiler geliştirip, onlar üzerinden sahaya dahil olmalıdır.

SURİYE HALKI İÇ SAVAŞ YAPMIYOR, KURTULUŞ SAVAŞI VERİYOR

Bu güne değin yapılan algı operasyonları ile Suriye halkının bu asil direnişi hep iç savaş diye anlatıldı, hatta hala TRT haberlerinde iç savaş olarak anılıyor. Bu savaş kurtuluş savaşıdır. Suriye direnişinin yenilmesi demek Müslümanlar arasında kıyam şuurunun zayıflamasına sebep olur.

Suriye Uluslararası cepheye karşı ilk direniş cephesidir. İran’ın yayılmacı politikasına karşı kurulan ilk ve ön cephesidir. Dış güçlerin enerji ve doğalgaz menfaatlerinin olduğu stratejik bir noktadır. Tüm bu nedenlerle bu mücadele bir iç savaş değil, açık bir hak batıl savaşıdır.

İSLAM COĞRAFYALARININ İRAN’IN ŞİİLEŞTİRME POLİTİKASINA ÇOK DİKKAT ETMESİ GEREKİR

İran’ın yayılmacı Şiileştirme politikasına karşı Müslümanlar olarak çok dikkatli olmamız gerekiyor. İran rejimi on yıllardır dünyanın her yerinde, hatta Afrika’da bile Müslümanların yaşadığı bölgede Şiileştirme politikası yürütüyor. Bu politika hristiyan bölgesinde yok. Yine Türkiye’ de çok ciddi Şiileştirme faaliyetleri gerçekleştiriliyor.

Maalesef İslam Dünyası İran’ın uyguladığı ve batınında Sünni islami gelişmeyi engellemek için dolaylı desteklediği Şiileştirme politikalarının ciddiyeti ve tehlikesi hakkında yeterince uyanabilmiş değildir ve bu durum tehlikenin boyutlarını gün geçtikçe büyütmektedir.

SURİYE İÇİN NE YAPMALIYIZ?

Suriyeli kardeşlerimiz ayaklanmasaydı daha iyi olurdu, Erdoğan Suriye halkını ayaklandırdı anlayışları çok yanlış. Çünkü zaten baskı altında adeta ölü gibi, esir gibi yaşayan bir halktı ve ayaklanma bağımsız olarak ortaya çıktığı gibi, Türkiye destek vermese bile devam edecekti. Suriyeli kardeşlerimiz İslamı özgürce yaşayacakları bir ortamı kurmanın mücadelesini veriyorlar.

Türkiye’deki Müslümanlar olarak ihtilafları bir tarafa bırakarak ortak konularda birleşmemiz gerekiyor. Birbirimize tahammülümüz kalmadı, sevgilerimiz azalıyor. Bu konulara çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Yardım kampanyaları yapmamız yetmez, Sınır bölgesindeki mülteci kamplarını ziyaret edelim. Suriye halkının haklı davasını her ortamda ve her araçla destekleyelim.

Bize düşen kardeşlik görevimizi yerine getirmeliyiz. Yarın bir gün bu savaş bizim başımıza da gelirse bunu göğüsleyecek nesiller yetiştirme konusunda gayret göstermeliyiz. Umulur ki Rabbim bu mücadelede bizlere zafer nasip eder” diyerek sözlerini tamamladı.

*

Dinleyicilerin sorularının ardından çay ikramı esnasında soru cevap şeklinde devam eden ve oldukça verimli geçen program, gece geç saatlerde sonlandırıldı.

img_0455.jpg

img_0456.jpg

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim