1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Suriyelilerin Hakları ve Kalış Süreleri Nasıl Düzenleniyor?
Suriyelilerin Hakları ve Kalış Süreleri Nasıl Düzenleniyor?

Suriyelilerin Hakları ve Kalış Süreleri Nasıl Düzenleniyor?

Uzun süredir beklenen “Geçici Koruma Yönetmeliği” (GKY), 22 Ekim 2014 Çarşamba günü 2014/6883 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ekinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

A+A-

METIN ÇORABATIR / Zaman Gazetesi

İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM) Başkanı

Türkiye’ye 2011 yılı Nisan ayından bu yana kaçan ve bugün sayıları resmi açıklamalara göre 1.560.000 kişiye ulaşan Suriyelilerin yasal bir statüye kavuşabilmeleri açısından bu gelişme çok büyük bir önem taşıyor. Yönetmelik, her şeyden önce, “6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (YUKK) “Geçici Koruma” başlıklı 91. maddesine göre hazırlanması gereken bir yasal düzenlemedir. Suriye’den ilk gelen grupların Türkiye’ye toplu giriş yaptıkları 29 Nisan 2011’den 2012 yılının ortalarına kadar Suriyeliler için yetkililer “misafir” kavramını kullanmıştı. Ancak Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) önerileriyle, o tarihte henüz TBMM’ye sunulmamış olan YUKK tasarısının 91. maddesindeki “Geçici korumadan yararlanan kişiler” kavramı kullanılmaya başlandı. Geçici Koruma Yönetmeliği’nde ise geçici koruma altına alınanlar için “geçici korunanlar” ifadesi kullanılmıştır. İdari teşkilat ve personel ilişkin hükümleri 11 Nisan 2013; diğer hükümleri ise 11 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6458 sayılı YUKK’un 91. maddesi, geçici koruma tanınabilecek kişilerle ilgili düzenlemeler için Bakanlar Kurulu tarafından bir yönetmelik çıkarılmasını öngörüyordu. Yönetmeliğin bugüne kadar beklemesi, neredeyse dört yıldır Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilerin net bir statüsünün bulunmamasına yol açıyordu.

Geçici korumanın kapsamı

Yönetmelik sadece Suriyelilere uygulanmayacaktır. Hangi ülkeden gelirlerse gelsinler kitlesel akınla gelen yabancılar, bu yönetmeliğin kapsamına girmektedirler. Yönetmelikte Suriyelilerden söz eden tek madde, geçici 1. maddedir. Bu maddeye göre, 28.4.2011 tarihinden itibaren Suriye’de meydana gelen olaylar sebebiyle geçici koruma amacıyla Suriye’den kitlesel veya bireysel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen Suriye vatandaşları ile vatansızlar ve mülteciler geçici koruma altına alınırlar. Bunların geçici koruma altında bulundukları sürece, bireysel uluslararası koruma talepleri işleme konulmaz. Ancak eğer bireysel koruma talep eden ve Suriye’den gelen kişi 28.4.2011 tarihinden önce gelmişse, geçici koruma altına alınması talep etmesine bağlıdır. 28.4.2011 tarihinden önce gelenler, geçici koruma istemez ve iltica başvurusunda bulunurlarsa, Avrupa dışından geldiklerinden şartlı mülteci statüsü alıp alamayacakları değerlendirilecektir. Suriye’den Türkiye’ye sadece Suriye vatandaşları giriş yapmamaktadır. Suriye vatandaşı olmayanlar da Suriye’den Türkiye’ye giriş yapabilmektedir. Geçici 1. maddede, Suriye’den Türkiye’ye giriş yapan üçüncü ülke vatandaşlarının Türkiye’den çıkış işlemlerinin genel hükümlere göre yapılacağı belirtilmiştir.

Peki, GKY sorunlara çare olacak mı? GKY, şimdilik sayıları 1,5 milyon olan ve geçici korunan Suriyelilerin daha iyi bir korumadan yararlanmasını sağlayacak mı? Onları, hukuki ve sosyal haklarına kavuşturacak mı? Bu arada Türkiye’nin kamu düzeni ve güvenliği açısından büyük sıkıntılar doğmasını engelleyecek mi? Türk toplumu ile geçici korunan Suriyelilerin bir arada önümüzdeki yıllarda sorunsuz yaşamasına yardımcı olacak mı? İki gün yayınlanacak olan bu yazıda, bu ve benzeri konular değerlendirilmeye çalışılacak.

Uluslararası hukuk ve çözümler

Bu soruların cevabını ararken, GKY’yi hem uluslararası hukuk açısından hem de Türkiye’deki mevcut insani krize getirebileceği çözümler açısından değerlendirmenin gereğine inanıyoruz. 2011 yılında Türkiye, Suriyelilere “misafirlerimiz” derken, BMMYK “Türk hükümetinin kurduğu geçici koruma rejimi, ani ve kitle halinde sınırlara mülteci akımları durumunda atılması gereken adımları düzenleyen uluslararası standartlara uygundur” ifadesini kullanmıştı. Ancak yayınlanan GKY’nin söz konusu standartlardan sapmalar içerdiği görülüyor. Öncelikle GKY, geçici korumadan yararlanmayı, YUKK’un getirdiği “Mülteci”, “Şartlı Mülteci” ve “İkincil Korumadan” yararlananlar gibi koruma kategorilerine alternatif bir koruma türü olarak görüyor. Oysa gerek BMMYK’nın 2014 Geçici Koruma Rehberi, gerekse AB’nin 2001 tarihli Geçici Koruma Yönergesi’ne göre, geçici koruma, kitle halindeki mülteci göçlerinde, mevcut sığınma süreçlerinin uygulanmasının pratik olarak imkânsızlaştığı durumlarda kısa süreli, istisnai bir acil durum önlemi olmalıdır. Dolayısıyla geçici korumadan yararlanan kişilerin, normal sığınma başvurusu haklarından mahrum edilmemeleri gerekir. BMMYK Rehberi, AB yönergesi ve diğer uluslararası belgeler, geçici koruma uygulayan ülkelerin kesinlikle 1951 Mültecilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme ve bu sözleşmeye ek 1967 Protokolü’nden kaynaklanan yükümlülüklerine sadakatlerini vurgulamalarını talep ediyor. GKY’nin 6 (1). maddesi, Türkiye’nin temel uluslararası koruma ilkesine bağlılığını teyid ediyor. Bu maddeye göre, “yönetmelik kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez”.

Buna karşılık GKY’de 1951 Mültecilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme ve bu sözleşmeye ek 1967 Protokolü’nden kaynaklanan yükümlülüklerine sadakat konusunda doğrudan bir vurguya rastlanmıyor. Ayrıca GKY’nin 16 (1). maddesi, “Geçici korumanın uygulandığı süre içinde, bu yönetmelik kapsamındaki yabancıların bireysel uluslararası koruma başvuruları, geçici koruma tedbirlerinin etkin bir biçimde uygulanabilmesi amacıyla işleme konmaz” diyor. Uluslararası normlardan bu ayrılış aslında Türkiye’nin 1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme ile 1967 Protokolü’nü hâlâ coğrafi bir sınırlama uygulamasından kaynaklanıyor. Bir başka değişle, zaten Türkiye’deki mevcut sığınma sistemi, Avrupa dışından gelen tüm sığınmacılar için geçici bir nitelik taşıyor. Türkiye uluslararası hukuk çerçevesinde, Avrupalı olmayan mültecilere karşı, geri göndermeme ilkesi dışında bir yükümlülük üstlenmiyor. Dolayısıyla GKY’nin amaç ve kapsamını tanımlayan 1. maddesi, “… geçici koruma amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancıların…” ifadesiyle, ülkelerinden kaçan insanların ciddi bir bireysel korku taşımadıkları varsayımına dayanıyor. Bunun sonucunda da geçici korumanın sona ermesinden sonra yapılacak işlemlerin belirtildiği GKY’nin 14. maddesi, “Bakanlar Kurulu’nun geçici korumanın sona erdirilmesi kararını müteakip geçici korunanların Türkiye’den çıkış yapmaları esastır.” diyor. Gerek BMMYK Rehberi’nde gerekse AB Yönergesi’nde, geçici korumanın sona ermesinin önemli bir gerçekleşme biçiminin, kişilerin normal uluslararası korunma statülerinden birisini kazanması olacağı belirtiliyor. Sığınma hakkı, sığınma sağlanma anlamında bireysel bir hak olarak kabul edilmese de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (ki uluslararası teamül hukuku kuralları bağlamında bağlayıcı kabul edilebilir) sığınma arama hakkını bireysel bir hak olarak düzenliyor. Dolayısıyla geçici koruma hali sona erse dahi uluslararası korumadan faydalanma ihtiyacı devam eden bireylerin, uluslararası korumaya başvurma hakkının engellenmesi yabancıların hak ve özgürlüklerinin uluslararası hukuka uygun olarak ve kanunla sınırlanmasını öngören Anayasa’nın 16. maddesine aykırılık teşkil edebilir. Bu noktada YUKK ile yani kanunla tanınan başvuru hakkının yönetmelikle sınırlandırılması/ortadan kaldırılması aynı zamanda idare hukuku ekseninde bir hukuka aykırılığa sebep olabilecektir.

Geçici korunanların sınır dışı edilmesi şartlarına yer verilmemesi

Geçici koruma altına alınanların sınır dışı edilmesine ilişkin olarak yönetmelikte özel bir hükme yer verilmemiştir. Özellikle dilencilik yapan veya yasa dışı işlere karışan Suriyeliler ile ilgili olarak dönem dönem sınır dışı istemleri dile getirilmektedir. Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör Nuray Ekşi, yönetmelik, 6458 sayılı YUKK’un 91. maddesine istinaden hazırlandığını (md. 2) belirtiyor. Ekşi’ye göre de yabancıların Türkiye’den sınır dışı edilmesi, kanun ile düzenlenmesi gereken bir konudur: “Çünkü Anayasa’nın 16. maddesine göre, yabancıların temel hak ve hürriyetleri, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla düzenlenir”. Ekşi, yönetmelikte, geçici korunanların sınır dışı edilmesine ilişkin düzenleme olmamasını şu şekilde değerlendirmekten yana: YUKK’ta genel olarak yabancıların sınır dışı edilmesi ile uluslararası koruma talep eden ya da uluslararası koruma statüsü bulunanların sınır dışı edilmesi sebepleri birbirinden farklı olarak düzenlenmiştir. YUKK’un 3 (1). maddesinin (r) bendinde, uluslararası korumanın, “mülteci”, “şartlı mülteci” veya “ikincil ko­ruma” statüsünü ifade ettiği belirtilmiş ancak geçici koruma, uluslararası koruma türleri arasında (r) bendinde sayılmamıştır. YUKK’un 54. maddesinin (1). fıkrasında, genel olarak yabancıların sınır dışı sebepleri ayrıntılı olarak sayılmıştır. Buna karşın YUKK’un 54. maddesinin (2). fıkrasında ise uluslararası koruma başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi ki­şiler hakkında, sadece ülke güvenliği için tehlike oluşturduklarına dair ciddi emareler bulunduğunda veya kamu düzeni açısından tehlike oluşturan bir suçtan kesin hüküm giymeleri durumunda sınır dışı etme kararı alınabileceği belirtilerek sınır dışı sebepleri bir hayli daraltılmıştır. YUKK’un 3 (1). maddesinin (r) bendi karşısında, geçici korunanların 54. maddenin (1). fıkrası uyarınca mı yoksa (2). fıkrası uyarınca mı sınır dışı edileceği hususunda yönetmeliğe hüküm konulmalıydı.

22 Ekim'de yayınlanan “Geçici Koruma Yönetme-liği”nin (GKY) uluslararası hukuk ve getirdiği pratik çözümler açısından değerlendirildiği bu yazının bugünkü ikinci ve son bölümünde Suriyeli mültecilerin özellikle kalış süreleri ve haklar ile hizmetlere erişim konuları ele alınacak.

GKY'nin tartışılabilecek noktalarından birisi, zaman sınırlaması getirmemesidir. Bu konudaki uluslararası normlar, ilke olarak geçici korumanın baştan bir zaman sınırlaması olmasını öngörüyor. Aynı normlarda tolere edilebilecek maksimum süre ise 5 yıl. Zaten en az 25.000 kişinin içinde bulunduğu ve 5 yıldan daha fazla uzayan mülteci durumları BMMYK'nın Yürütme Kurulu kararlarında sürekliliğe dönüşen durumlar (protracted) olarak tanımlanıyor. GKY ise herhangi bir süre kısıtlaması öngörmüyor. Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Profesör Dr. Nuray Ekşi, bununla beraber yönetmeliğin 9. maddesinde, Bakanlar Kurulu'na geçici koruma kararı alma yetkisi verilmiş olmasını ve 10. maddesinde Bakanlar Kurulu kararında geçici koruma süresinin belirtilebileceğinin ifade edildiğini hatırlatıyor.

Suriyeli mültecilerin kitle halinde Türkiye'ye gelişlerinde başa çıkılamayan durumlardan birisi kayıtların yapılması idi. Maalesef bugün resmi ifadelere göre 1,5 milyon mültecinin yüzde 30'a yakın bir bölümünün kayıtları yapılamamış durumda. Bu eksikliğin giderilmesi için yoğun çaba sarf edilmekle beraber, kayıt dışılık, koruma sorunlarının yanı sıra hizmetlere ve yardıma erişim, yardım için planlama yapma gibi konularda ciddi sıkıntılar yaratıyor. GKY, ülkeye girişlerde uygulanacak işlemler çerçevesinde kayıt ve belgeleme işlemleri için ciddi önlemler ve mekanizmalar içeriyor. Geçici Koruma Kimlik Belgesi sağlanması, önemli adımlardan birini oluşturuyor. Kayıt alınmasındaki eksiklik göz önünde bulundurulduğunda, GKY'nin bu konuda ciddi önlemler ve mekanizmalar içermesi, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması bakımından gözetilen hassasiyeti ortaya koyuyor.

Uluslararası normlar, geçici korumadan yararlanacak kişilerin seyahat özgürlüğünün kısıtlanamayacağını vurguluyor. Oysa GKY'nin 23. maddesi, geçici koruma altındaki kişilerin “Geçici Barınma Merkezleri” adı altındaki mülteci kamplarında barındırılmalarını esas alıyor. GKY'nin 24. maddesi, kamu düzeni, kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından bir sakınca görülmemesi durumunda, geçici korunanların, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nce belirlenen illerde kalmalarına izin verilebileceğini belirtiyor. Bu, mevcut sığınma sisteminde geleneksel olarak tüm sığınma talep eden ve BMMYK tarafından mülteci olduğuna kanaat getirilenlerin bir üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar tabi oldukları “uydu kentlerde” zorunlu ikamet sisteminin, kentlerde yaşayan 1,3 milyon Suriyeli için de getirileceği anlamını taşıyor. Ancak bu, hem hâlihazırda Suriyelilerin neredeyse 81 vilayete dağılmış olmaları hem de seyahat özgürlüğü ilkesi açısından problemli bir kural olarak görülüyor. Ayrıca yine söz konusu hak kısıtlamasının yönetmelikle yapılmış olmasından dolayı Anayasa'nın 16. maddesindeki “kanun” vurgusuna aykırılıktan söz etmek mümkün. Yönetmeliğin 8 (3). maddesi ise bu bağlamda açıkça hukuka aykırılık gösteriyor. İdari gözetim kararı dahi olmadan bireyin seyahat özgürlüğü hakkının kısıtlanması hukuki açıdan önemli bir sorun teşkil ediyor.

Suriyeli mültecilerin önümüzdeki yıllarda da ülkelerine geri dönmelerine elverişli bir durumun oluşmayacağı yaygın bir kanaat. Bu nedenle GKY'den en büyük beklenti, bu insanların Türk toplumuna uyumlarını kolaylaştırıcı hükümler içermesiydi. GKY bazı ilkeler ortaya koymakla beraber, beklentilerin aksine kapsamlı bir bütünleşme-uyum mekanizması kurmuyor. GKY'nin “Geçici Korunanlara Sağlanacak Hizmetler” başlığı altındaki 6. bölümünde yer alan maddeleri, sağlık, eğitim, iş piyasasına erişim, sosyal yardım, tercümanlık hizmetleri, gümrük işlemleri gibi hizmet alanlarını düzenliyor. Ancak düzenlemeler ilgili bakanlıkların önerecekleri adımlara bırakılıyor. Örneğin, en önemli konulardan birisi olan iş piyasasına erişimin usul ve esasları, 29. maddeye göre İçişleri Bakanlığı'nın görüşü alınarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu'nca belirlenecek. Aynı maddeye göre geçici koruma kimlik belgesine sahip olanlar Bakanlar Kurulu'nca belirlenecek sektörlerde, iş kollarında ve coğrafi alanlarda (il, ilçe veya köylerde) çalışma izni alabilmek için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na başvurabilecekler. Çalışma hakkının izne tabi tutulmasının, halen kayıt dışı çalışan yüz binlerce Suriyeli mülteci için ne kadar pratik bir çözüm olacağını zaman gösterecek. Yabancıların Türkiye'de çalışma şartlarından birinin de yerli istihdama öncelik verilmesi olduğunu hatırlatan Ekşi'ye göre Suriyeliler, yerli istihdama öncelik verilmesi şartının kapsamı dışında tutulmuştur.

Öte yandan bazı hukukçular, örneğin Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Neva Öztürk, uyum açısından aslında YUKK'un 96. maddesinin de geçici koruma kapsamında olanlar bakımından etki doğurabileceğini düşünüyorlar. Çünkü 96. madde, YUKK bağlamında uygulanacak ortak bir hüküm niteliği taşıyor. Ancak aynı gözlemciler, bu hükmün idareye oldukça geniş bir takdir yetkisi bıraktığını ve aslında pratik açıdan etkin bir uygulamaya müsait olmadığını da kaydediyorlar.

Uluslararası normlar ve örnek belgeler, geçici korumanın sona ermesini takip edecek bir gönüllü geri dönüş uygulamasında menşe ülkesindeki koşulların güvenli ve insan onuruna yakışır bir dönüşe uygun olup olmadığının tespitinde BMMYK ve diğer uluslararası ilgili kurum ve kuruluşlarla yakın işbirliğini öngörüyor. GKY'nin 42. maddesi, gönüllü geri dönüş çalışmalarında, ilgili ülke makamları, uluslararası kuruluşlar ve STK'larla işbirliğini Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün inisiyatifine bırakıyor. 46. madde, uluslararası kuruluşlarla, uluslararası anlaşma niteliği taşımayan protokoller yapılabileceğini belirtiyor.

GKY, özel ihtiyaç sahipleri, aile birleşimi, kişisel veriler, gizlilik ilkesi gibi alanlarda iyileştirici düzenlemeler içeriyor.

Sonuç

Uzun süredir beklenen GKY, birçok gözlemciye göre, beklenen ve uyum paketlerini içeren bir nitelik taşımıyor. Uluslararası korumaya yönelik bazı iyileştirmeler içermesine karşılık hem uluslararası normlara uygunluk konusunda eksiklikler içeriyor. Ayrıca 1,5 milyon Suriyelinin en az birkaç yıl daha Türkiye'de kalacağı hesap edildiğinde GKY, onların yardıma muhtaç kişiler olmaktan çıkartılıp ekonomiye katkıda bulunan ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek kişiler haline dönüştürmeye elverişli düzenlemeler getirmiyor. Bunun yanı sıra yazımızın ilk kısmında belirttiğimiz üzere yönetmelikte geçici korunanların sınır dışı işlemlerinde 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'ndaki hangi hükümlerin esas alınacağına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Oysa Ekşi, özellikle dilencilik yapan veya yasa dışı işlere karışan Suriyeliler ile ilgili olarak dönem dönem sınır dışı istemlerinin dile getirilmekte olduğunu hatırlatıyor. Bununla beraber, Ekşi'ye göre, GKY'nin kapsamının geniş tutulması; GKY'nin kapsamına sadece kara sınırlarına değil karasularına gelenlerin de alınması (md. 17); asker olamayan silahlı unsurlar ile ülkesinin silahlı kuvvetlerinin mensubu olup da askeri hizmetini tek taraflı bırakanların da geçici koruma kapsamına dahil edilmesi; geri gönderme yasağı ilkesinin (non-refoulement) geçici korunanlara uygulanmasının kabul edilmesi; bazı şartlarla da olsa geçici korunanların, geçici barınma merkezleri dışında belirli illerde kalmalarına izin verilmesi önemli birer adım teşkil etmektedir.

 

HABERE YORUM KAT