1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kamış

  3. Suriyeli Albay ya da emanete ihanet
Mehmet Kamış

Mehmet Kamış

Yazarın Tüm Yazıları >

Suriyeli Albay ya da emanete ihanet

A+A-

Üniversitede okurken ruhumda çok derin izler bırakan Tuareg (1984) isimli bir film izlemiştim.

Çöldeki çadırına sığınan misafirini zorla elinden almaya çalışan askerlere karşı tek başına savaş açan bir Tuareg'in hikâyesini anlatıyordu. Kendisine sığınan kim olursa olsun onun emanetiydi, isteyen kim olursa olsun asla veremezdi. Sığınan kişi o ülkenin devrik devlet başkanı olsa da ve eli silahlı yüzlerce asker zorla gelip almaya çalışsalar da bu, onun emanet olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. İşte o film, Tuareg'in çölde yaşamasına rağmen emanetine ihanet edenlerden tek başına hesap sorma mücadelesini aktarıyordu.

Emanet böyle bir şeydi. Kendisine sığınan kim olursa olsun, canı ve malı pahasına o kişi korunurdu. Onu korumamak kadar insanı alçaltan bir şey olamazdı. Suriyeli muhalif albayın ve binbaşının tekrar Esed yönetimine teslim edilmesi haberini okuduğumda, ilk önce Tuareg filmi aklıma geldi. Kendisine sığınanı korumak için canını hiçe sayarak mücadele eden, koruyamayınca da kendisini bu dünyada yaşamaya layık görmeyen çöl insanı Tuareg... İki Suriyeli komutan için o Tuareg'in gösterdiği hassasiyeti gösterememek içimi acıttı. Biri MİT görevlisi dört kişinin, koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ni düşürdüğü durum, yüreğimi kanattı.

Suriye Muhalifleri Komutanı ve Özgür Suriye Ordusu kurucusu Albay Hüseyin Mustafa Harmuş, Suriye'de emrindeki 120 askerin öldürülmesinden sonra Türkiye'ye sığınmış, Esed'e karşı ağır suçlamalarda da bulununca yakalanması için başına 100 bin dolar ödül konulmuştu. İddiaya göre o dönem MİT görevlisi olan Ö.S., 4 kişiyle birlikte Harmuş ve aynı kampta bulunan Binbaşı Mustafa Kassum'u kaçırarak Suriye'ye teslim etti. Mustafa Harmuş'un ağabeyinin başvurusu üzerine konuyu araştıran Hatay Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerinin çabaları sonucu olay aydınlatıldı. Bir subay, ülkesinden kaçarak emin ülke olarak gördüğü Türkiye'ye sığınmış, ancak Türkiye'de devlet gücünü kullanan bir ruhsuz tarafından, kaçtığı ülkeye geri iade edilmişti. Üstelik bu subay sıradan bir subay değil, muhalifleri örgütleyecek kurmay zekâya sahip bir liderdi.

Olayın asıl vahim tarafı şu: Kardeşi kaybolunca Albay Harmuş'un ağabeyi Başbakan'a bir mektup yazıyor. Başbakan, bu konunun araştırılmasını istiyor. MİT tarafından Başbakan'a 'Albay'ın kaçırıldığına dair bir bilginin olmadığı, ülkeyi terk etmiş olabileceği' yönünde cevap veriliyor. Yani tabiri caizse yaşanan ihanetin üstü örtülüyor.

Aylar sonra olay ortaya çıkınca da MİT, apar topar elemanının görevine son veriyor. Ama o kişinin işten atılması, Başbakan'ın yanıltılmışlığının önüne geçmiyor. Üstelik yanıltılan Başbakan, Suriye konusundaki hassasiyetiyle bilinen ve belki Suriye halkının en büyük güvencesi Tayyip Erdoğan...

Kendisine sığınan bir mülteciyi korumayan, üstelik düşman olarak görülen yönetime teslim edip, o kişinin idam edilmesine neden olan, emanete sahip çıkamayan bir Türkiye'nin düştüğü durumu anlayabiliyor muyuz?

Bu konu ortaya çıkınca, 'Albay'ın Suriye'ye teslim edilmesi karşılığında 9 PKK'lı alınmış ya da Albay'a karşılık Suriye'de yakalanan şu kadar MİT elemanı iade edilmiş' gibi laflar ediliyor. Bu sözler sizi ikna ediyor mu? Sanki albay ve binbaşı Muhaberat elemanı olarak yakalanmış da, oradaki elemanlara karşılık bunlar verilmiş! Öyle değil, bu albay ve binbaşı sana sığınmış, seni sığınılacak bir yer olarak kabul ederek canını sana emanet etmiş. MİT, emanete ihanet eden elemanını sadece görevden uzaklaştırmakla yetiniyor. Emanete sahip çıkmamanın, Türkiye'yi bu duruma düşürmenin cezası sadece görevden uzaklaştırma mıdır? 'Şark'ta sana sığınanın bambaşka bir anlamı yok mudur?

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT