Suriye’de son sözü ABD değil, Suriye halkı söyleyecek

06.11.2012 03:17

Osman Atalay

Suriye için yoğun bir diplomasi trafiği sürecine girildiğine şahit oluyoruz, Suriye muhalefeti Katar’ın başkenti Doha’da toplandı. Bu toplantı 18 aydır Suriye Ulusal Konseyin yürüttüğü toplantıların devamı niteliğinde olmasına rağmen Özellikle ABD Dışişleri Bakanı Clinton’ın verdiği demeçler ile farklı bir boyut kazandı. Özellikle Türkiye kamuoyunda Ak Parti’nin Suriye politikasına muhalif olan Hürriyet gazetesi yazarı Sedat Ergin ve Milliyet gazetesi yazarı Kadri Gürsel’in değerlendirmelerine baktığımızda, Suriye muhalefetine yaklaşımlarının Clinton’ın Müslüman Kardeşler ve İslamcı gruplara olan şüpheli yaklaşım içeren politikalarını kopyalamaları çok hayret verici bir durum.

Suriye üzerine makale yazan bu iki yazar Türkiye’de konuşlanmış SUK üyeleri ile tanışmak, Suriye direnişini anlamaya yönelik çaba içersinde olmaktan uzak eksik ve yanıltıcı bilgilerle birlikte, Suriye muhalefetinin ve Ak Parti’nin başarısızlığı üzerine tezler oluşturma hırsı ve çabalarının sebebini neye yorumlamalı?.

Türkiye’de CHP, İP ve ulusal çevreler ile bazı muhafazakar yazarların Suriye direnişine olan tavırları hiçbir zaman vicdan ve adalet merkezli olmadı. Siyasi ve ulusal çıkarlar üzerinden yapılan Suriye tartışmaları sonucunda gelinen son noktada herkes ABD ile aynı çizgiye gelmiş oldu.

Suriye’de gerek direniş grupları, gerekse muhalefetin çoğunluğunu Müslüman Kardeşler ve İslamcı grupların oluşturmasından kaynaklanan büyük bir panik var. Bu durumdan ABD, Rusya, İsrail, Fransa ciddi manada rahatsız olduklarını Clinton’ın sözcülüğünde iletmiş oldular, Clinton Zagrep’de yaptığı açıklamada SUK’un yeterince kapsayıcı olmadığı ve içinde aşırılıkları barındırdığı Türkiye destekli Müslüman Kardeşler’in ana vasıta olarak görüldüğünden şikayetçi olmuş idi. Clinton’ın açıklamalarına bizim medyamızın malum yazarları balıklama atladılar. Kadri Gürsel’e göre, Katar toplantısında sözde ABD yeni bir muhalif yapı oluşturacakmış, Davutoğlu patentli SUK Washington tarafından geçersiz kılınmış ve SUK’a son noktayı ABD koymuş. Sedat Ergin ise Clinton’ın korkularına destek vererek Suriye’deki İslamcı örgütlerin, El Kaide ve Cihadist grupların hem direniş hem de muhalefet hareketinde ön plana çıktıklarını ve bundan kaynaklanan tedirginliği dillendiriyor.

SUK üyeleri süreci çok iyi olmasa da gayet ılımlı bir şekilde tüm olumsuzluklara rağmen iyi idare ettiler. 40 yıldır bir araya gelememiş, siyasi, ekonomik, sosyal örgütlenme imkanından mahrum olan bu insanlar 18 ay iyi bir sınav verdiler.

Katar–Doha toplantı kararı Türkiye medyasının yazıp çizdiği gibi ABD tarafından değil SUK üyeleri tarafından aylar öncesinden alınmış bir karardır. Bundan sonraki süreç artık 8 Kasım sonrası tüm dünyaya geçici bir hükümet ilanıdır, SUK üyeleri 18 aydır Suriye siyasetinin tüm renklerini bir araya getirmek için çaba sarf etti.

Suriye muhalefeti ve direniş grupları Suriye’nin geleceğine ABD ve Rusya’nın değil Suriye halkının karar vereceğini özellikle her fırsatta dile getirmektedir. Clinton’ın bu açıklamaları sadece işgüzarlıktan öte bir şey olmayacaktır. Batı dünyası ve ABD Suriye’de Beşşar sonrasında İslamcı siyasetin sandıktan çıkmasına tahammül göstermeyeceklerini ve buna karşı komplo siyaseti izlediklerine şahit oluyoruz..

ABD ve Rusya’nın çabaları tamamen İsrail’in güvenlik politikası üzerine olduğu bilinen bir gerçektir. Fakat ABD ve Rusya kısa dönemde Irak ve Afganistan gerçeğinden ders almamışa benziyor. Suriye de son sözü Suriye direnişi söyleyecek ve Suriye halkının tercihi üzerinde hiç kimsenin baskı yapma hakkı olmayacaktır. Katar’da Suriye’nin geleceğini ikinci üçüncü ülkeler değil Suriye halkının kendi dinamikleri belirleyecektir.

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim