Suriye’de Muhtemel Senaryolar

17.04.2016 17:51
Suriye’de Muhtemel Senaryolar
Bugün Suriye’deki çözümsüzlüğü üreten sebep neyse, çözümü de o üretecektir.

Hasan Basri Yalçın / STAR

Suriye’de iç çatışmalar beşinci yılını doldurdu. O günlerde olayların akışına bakanlar için böylesi bir savaş, hem de bu kadar uzun, beklenir bir durum değildi. Önceki örneklere bakıldığında, Suriye’de rejimin kısa sürede çözülebileceği beklenebilirdi. Olmazsa, uluslararası kamuoyunun demokratikleşme yönünde baskıları gelirdi. O da yetmezse, belki Libya’dakine benzer bir uluslararası müdahale devreye girer ve gerekli ilerleme kaydedilirdi.

Fakat bunların hiçbiri olmadı. Ne yerel güçler Esed rejimini devirebildi. Ne uluslararası kamuoyu demokratikleşmeyi destekledi. Ne kitle imha silahlarının kullanılmış olması yeterli oldu. Ne de insan hakları ihlalleri konu edildi. Ahlaki öncelikler ve uluslararası düzen göz ardı edilerek, bunun yerine iç savaş bilinçli olarak tercih edildi. Suriye’deki gruplar üzerinden uluslararası aktörler bir bilek güreşine tutuştu. İlk baştaki amaçları her ne olursa olsun, bu gruplar artık basit ve ilkel bir mücadeleye tutuşmuş haldedirler. Artık meselenin kazanmakla kaybetmek arasında olduğu düşünüldüğünden tarafların bu mücadeleden kolayca vazgeçemeyeceği düşünülebilir.

Genel olarak bakıldığında Suriye’deki iç savaşın ne yöne evrilebileceğine dair iki eksenli dört kaba senaryo üretmek mümkündür. Birinci senaryo kısa ve orta vadede Esed’li bir çözüm ihtimalidir. İkinci senaryo yine kısa ve orta vadede Esed’siz bir senaryodur. Üçüncü senaryo uzun vadede ve Esed’siz bir durumdur. Dördüncü senaryo ise uzun vadede ve Esed’li bir senaryodur. Bu senaryolardan hepsinin gerçekleşme ihtimali olmakla birlikte çevresel faktörlere bakıldığında maalesef dördüncü senaryonun bugün en yakın senaryo olduğunu düşünmek gerekir. Yani Suriye’de kısa vadede bir çözüm beklenmemeli ve Esed gitse bile, Esed benzeri bir rejimin en azından Suriye’nin bir kısmında bulunabileceği bir durum en yakın ihtimal gibi duruyor.

Yıpratma savaşı

Bu senaryolardan hangisinin ortaya çıkacağı yapısal şartlar tarafından tayin edilecektir.  Suriye şimdiki haliyle tam bir kilitlenmişliği temsil etmektedir. Her taraftan farklı vektörlerin uyguladığı kuvvetler Halep’te birikmiş ve tüm Suriye’yi hareketsiz bırakmış halde. Savaşın kronolojik dönüşümüne baktığımızda önceleri muhaliflerin kazanmaya daha yakın olduğu bir durum vardı. Sonra zaman içinde Hizbullah ve İran’ın desteğini alan rejim yeniden dirilmeye başladı. Bu esnada DAEŞ’in de devreye girmesi cephe sayısını arttırması bakımından durumu hem karmaşıklaştırdı hem de savaşı içinden çıkılmaz hale getirdi. İran ve Hizbullah desteğinin yeterli olmadığı bir anda, en son olarak Rusya resmin içine girdi ve belki de en azından uzun vadede düşme ihtimali olan rejimi Rusya’nın rızası olmadan düşmeyecek hale getirdi. Rusya’nın müdahalesi bununla da sınırlı kalmadı. Rejim karşıtı ılımlı muhaliflerin vurulmasıyla Halep’e kadar geri itilmesine neden oldu. Tüm bu süreç boyunca Amerika öncülüğündeki Batı kamuoyu seyretmekle yetindi. Önceleri muhaliflere pasif destek veren Amerika zaman içerisinde rejime aktif destek veren Rusya ve İran’a göz yuman bir çizgi tutturdu. Sonuçta kilitlenme doğdu. 

ABD’nin negatif tavrı

Bugün Suriye’deki çözümsüzlüğü üreten sebep neyse, çözümü de o üretecektir. Suriye’deki çözümsüzlüğün kaynağı Amerika’nın kararsızlığı ve müdahaleden kaçınıyor oluşudur. Amerika hem müdahil olmak istemiyor hem de müdahile fikri ortaya çıktığında hangi grubun iktidara gelmesi gerektiğinden emin değil. Sonuç olarak Amerika bir tarafa açık destek vermekten kaçınıyor. Yani Amerika pozitif bir eylemden kaçınıyor ve negatif bir tavır tercih ediyor. Baştan bu yana bir tarafa destek olmaktansa, birçok tarafa karşı duruş sergiliyor. Önceleri Rejime karşıydı ama muhalifleri desteklemiyordu. Sonra DAEŞ’e karşı oldu ama rejimi desteklemek de istemedi. Muhaliflere karşı oldu ama Rusya’yı da desteklemedi. Sadece göz yumdu. Rusya’ya İran’a Hizbullah’a ve diğerlerine... Tüm süreç boyunca sürekli zayıf tarafa destek vererek mücadeleden bir tarafın galip çıkmasını engelledi. Son olarak Rusya önderliğindeki grup ilerlemeye başlayınca onun da Halep’te önünü kesti. 

Rusya’nın tercihleri

Bugün Suriye’de hiçbir grup zafere diğerlerinden daha yakın değil. Hepsi bulundukları noktayı tutunmakla meşgul. Tam da bu nedenle kısa vadede bir çözümün gerçekleşme ihtimali mevcut değil. Bir yıpratma savaşı halini alan Suriye’de tarafların masaya oturmasını özendirici bir durum yok. Yıpratma savaşlarının en karakteristik özelliği kazanılamayacak türde savaşlar olmasına rağmen kazanma ihtimalini hep canlı tutmasıdır. Her tarafı sürekli ayartmasıdır. Savaşın toplam maliyeti çok yüksektir fakat günlük maliyeti yüksek görünmez. Bu nedenle taraflar ne kadar kan kaybettiklerini umursamaz hale gelirler. Her sabah bir cepheden gelebilecek kritik bir haber beklerler. Hâlbuki o haber bir türlü gelmez. Aylar içinde biteceği düşünülen birinci Dünya Savaşı’nın yıpratma savaşı haline dönüştükten sonra dört yıl sürmesi ve savaşan tarafları kanatarak yavaş yavaş çürütmesinde olduğu gibi. Bugün Suriye tüm tarafları yavaş yavaş yıpratıyor ve tüketiyor. Ancak yine de her grup şimdilik kendinin sağlam bir zeminde olduğunu düşünüyor ve kritik bir olayla şansının dönebileceği anın hayali kuruyor.

Bu tıkanmışlık halini bozabilecek kabiliyete sahip tek ülke Amerika’dır. Bu nedenle Amerika’nın tercihleri Suriye’nin geleceğini belirleyen en önemli faktör olacaktır. İkinci belirleyici faktör ise Rusya’nın Suriye’deki tuttuğu alanla ilgilidir. Amerika Suriye’de bir sonucu etkileyecek tek aktör olsa da, Rusya’yı artık resmin dışına Amerika bile itemez. Rusya “areadenial” (alandan uzak tutma) stratejisi çerçevesinde nükleer bir güç oluğundan bir kere yerleştiği alandan kolayca sökülüp atılamaz. Dolayısıyla Amerika bir gün Suriye’ye nihai bir çözüm dayatmak istediğinde bile, artık Rusya’nın tercihlerini göz ardı edemeyecektir.

Sonuç olarak Amerika henüz bir dönüşüm kararı almadığından kısa vade de bir çözüm beklenmemeli. Hem birinci hem ikinci senaryonun gerçekleşme ihtimali böylelikle devre dışı kalıyor. Yani kısa vadede Esedli veya Esedsiz de olsa bir çözüm olmayacaktır. Bugün Obama son bir yılına girerken Suriye’de herhangi bir maceradan sonuna kadar kaçınacaktır. Ayrıca Obama gittikten sonra gelecek başkanların da farklı bir tutum takınacağı düşünülmemeli. Hem Trump hem de Clinton müdahaleden kaçınma stratejisini devam ettireceği sinyalleri veriyor. Ayrıca Obama döneminde uygulanan bu strateji daha yerleşik hale geldi ve sadece bir hükumet politikası olmaktan öte bir devlet politikası haline dönüştü. Bu nedenle kısa sürede terk edilmesi beklenemez. Bu kilitlenmişliği çözecek başkaca bir aktör veya faktör olmadığından değişim ve çözümün maalesef uzak olduğunu görmek gerek. 

Böyle bir durumda geriye üç ve dört numaralı senaryolar kalıyor. Yani uzun dönemde doğabilecek bir çözüm. Fakat bunların hem Esedli hem de Esedsiz versiyonları vardır. Amerika aslında sürecin ilk gününden bu yana Esed’in gitmesi gerektiğini dile getiriyor. Fakat sonra bunun için gerekli adımlar hiç atılmadı. Diğer taraftan da Rusya Esed’in gitmemesi üzerine diretti. Bu nedenle Amerika ve Rusya’nın pozisyonları bu anlamda birbirine zıt tutumlardır. Fakat Rusya için asıl önemli olan Esed değil, rejimdir. Yani çok kirlenmiş olan Esedbir gün giderse şayet, Rusya Esed benzeri bir rejimin var olması için diretebilecektir. Fakat Esed benzeri bu rejimin artık bütün Suriye’de tek başına hâkim olması ihtimali de gün geçtikçe zayıflıyor. Yani Esed gitse de Esed benzeri ve Rus kontörlünde bir rejim gücü kalacaktır. Fakat bu gücün tek başına Suriye’yi kontrol etmeside mümkün görünmüyor.

Türkiye’siz çözüm olmaz

Tam da bu özellikleri nedeniyle bir gün Suriye meselesine uzun bir vadede çözüm üretilirse şayet bunun Dayton anlaşması tarzı bir ara çözüm olması ihtimali oldukça yüksek. Yani farklı kontrol alanlarının oluşturulduğu ve bu alanların da alt kantolara bölündüğü buna karşılık çatışmanın durdurulduğu ve dondurulduğu bir anlaşma çıkabilir. Aktif savaşan taraflardan hiçbirinin kazanamadığı durumlarda ortaya çıkan böylesi barış anlaşmaları tarafların hiçbirini memnun etmez. Yine aynı şekilde örneğin 1878 Berlin Konferansı ne Rusları ne Osmanlıyı ne Bulgarları memnun etmiştir. Tam aksine savaşın parçası olmayan Prusya gibilerin lehine sonuçlanmıştır. Fakat bu tür barış anlaşmaları asıl itibariyle ateşkes anlaşmalarıdır. Nihai bir barış olmaktan ziyade bir sonraki savaşın tohumlarını eken ve bir sonraki savaşın taraflarını belirleyen düzenlemelerdir. Bu nedenle Balkan savaşlarının kökenleri Berlin Kongresinde bulunabilir. Aynı şekilde çözümü bulunmayan Bosna meselesi de hala Dayton Anlaşmasıyla ertelenmektedir.

Sonuç olarak uzun vadede ortaya çıkabilecek Suriye çözümü karşımıza parçalı bir yapı çıkartabilir. Bu anlamda Türkiye için en önemli mesele Kuzey Suriye olacaktır. Burada bir oldu bitti ile karşılaşmaktan uzak durmak gerekir. Özellikle PYD’nin zemin kazanması ve bu zemini konsolide etmesi engellenmelidir. Mevzi mücadelesi halinde geçecek bu süreç boyunca Türkiye’yi bir oldu bittiye razı etmek isteyenler Türkiye üzerine baskıları arttırabilir. Tüm bu süre zarfında Türkiye’nin baskılara karşı durabilecek kabiliyeti mevcuttur. Nasıl Rusya’sız bir çözüm yoksa Türkiye’siz de bir çözüm olmayacaktır. Bunun farkında olarak Türkiye’nin elini güçlü olması gerekecek.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim