Suriye'de koruma sorumluluğu yok mu?

04.01.2012 03:07

Joost Lagendijk

Komşu Suriye'deki her gün sivillerin öldürülmesine daha ne kadar seyirci kalabiliriz? Artan uluslararası baskıya kulak vermeye hiç niyeti olmayan acımasız bir diktatörün Humus, Şam veya başka kentlerde öldürdüğü insanlara dair günlük haberleri her okuduğumda aklıma bu soru düşüyor.

Kan banyosunu durdurmak yönünde en son çaba Arap Birliği'nden geldi. Geçen hafta, Şam rejiminin Arap Birliği'ne verdiği şiddeti sona erdirme ve askerlerini kent merkezlerinden çekme taahhüdünü yerine getirip getirmediğini denetlemek için Suriye'ye bir heyet gönderildi. Heyet, tam bir başarısızlık oldu. Suriyeli aktivistler, gözlemcilerin ülkeye varmasından bu yana 150'den fazla insanın öldürüldüğünü söylüyor. Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil el Arabi, geçtiğimiz pazartesi heyetin Suriyeli yetkilileri muhalifleri öldürmekten alıkoyamadığını itiraf etmek zorunda kaldı.

Peki Suriye muhalefeti ne istiyor? Suriye Ulusal Konseyi (SUK) üyesi Muhammed Bessam İmadi, Today's Zaman gazetesiyle yaptığı röportajda Suriye halkının sokaklara dökülüp rejim aleyhinde gösteriler yapmaya devam edeceği konusunda iyimserliğini koruyor. İmadi'ye göre Esad yönetiminin devrilmesi kaçınılmaz. İmadi'nin istediği tek şey ise Türkiye ve Ürdün sınırı boyunca güvenlik bölgelerinin oluşturulması. Bu bölgeler, zulümden kaçan ve şu an için gidecek yeri olmayan sivillere ve saf değiştiren askerlere güvenli sığınak sağlayacak.

Diğer yandan SUK'un yürütme kurulu üyesi Samir Neşşar, iki gün önce Washington Times'a verdiği röportajda SUK üyelerinin çoğunluğunun şu an uluslararası askerî müdahaleyi desteklediğini, fakat açıkça dile getirecek kadar cesur olmadıklarını söylüyordu. Neşşar, Suriye Devlet Başkanı'nı iktidarı bırakmaya zorlamak veya rejim içinde bir askerî darbeyi tetiklemek noktasında halk ayaklanmasının tek başına yeterli olacağına artık inanmıyor. Ona göre sokaklardaki insanların rahatsızlığı ve umutsuzluğu giderek artıyor ve Arap ülkelerinin de desteklediği Türkiye öncülüğünde bir NATO harekâtına itiraz etmeyecekler.

Suriye muhalefetinin ana damarından gelen bu çelişkili açıklamalar ne anlama geliyor? Twitter'da son derece faal olan Amerikalı Ortadoğu uzmanı Marc Lynch, pazartesi günü Suriyeli muhalif liderlerin ne istediklerini, dünyanın geri kalanının da onların ne yapabileceğini hâlâ bilmediğine dair yazdığı tweet'te haklı mıydı acaba?

Bu durum, geçen yıl Libya'daki askerî müdahalenin doğru olup olmadığına dair yaptığımız tartışmaları aklıma getiriyor. Kaddafi'nin, iktidarına karşı çıkan Bingazilileri öldürmekle tehdit etmesini hatırlıyor musunuz? Başka birçokları gibi ben de, toplu katliamları engellemek için Fransa ve Britanya öncülüğündeki askerî harekâtı desteklemiştim. Çoğumuz birkaç yıl önce Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kabul edilen ve ulusal makamların artık vatandaşlarını korumaya muktedir veya istekli olmadığı durumlarda uluslararası müdahaleyi meşrulaştıran Koruma Sorumluluğu (R2P) doktrinine atıfta bulunmuştuk.

Libya'ya uygulanan R2P, niye Suriye'ye uygulanamıyor? İki ülke arasında önemli farklar olduğunu biliyorum ve Suriye'ye yönelik askerî bir müdahalenin muazzam bölgesel ve uluslararası sonuçları olacağının da gayet farkındayım. Dışarıdan müdahaleye karar verirken ahlaki tepkinin tek başına yeterli olmadığı doğru. Aynı zamanda uygulanabilir ve etkili de olmalı. Yine de her gün onlarca cesur Suriyelinin, uluslararası toplumun felç olduğunun ve ne yapacağını bilmediğinin ziyadesiyle farkında olan bir kitle katliamcısı tarafından katledilmesi yüreğimi yakıyor.

İngilizce yayın yapan Arap internet sitelerinin en önemlilerinden Jadaliyya'da (www.jadaliyya.com) Ziyad Macid, geçenlerde Suriyeli aktivistleri şiddetsizliğe sıkı sıkı sarılmaya çağıran tutkulu bir yazı yayınladı. Mevcut stratejinin korku duvarının yıkılması ve kadınların dahli gibi muazzam başarılarını sıraladı. Macid'e göre halk devrimi rejimi aşama aşama zayıflatıyor ve "düşmanlarını" yenmeye veya kontrol etmeye muktedir olmayan ürkmüş bir cinayet makinesine dönüştürüyor. Siyasi, ahlaki ve pragmatik gerekçelerle şiddetsiz eylem hâlâ en üstün seçenek. Bunca mezalimin karşısında Macid'in argümanları ve sebatı beni çok etkiledi. Muhtemelen haklı. Askerî müdahale işleri daha da vahim hale getirebilir ve ülke içi muhalefetin liderliğini sivil vatandaş gruplarından alıp militan örgütlere verir. Ancak yine de harekete geçilmesini gerektiren durumlarda iyi bir yöntem gibi gözüken R2P'nin her daim uygulanamıyor oluşunu da kabul etmek çok kolay değil.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim