1. YAZARLAR

  2. Yalçın İçyer

  3. Suriye ve Biz -3-
Yalçın İçyer

Yalçın İçyer

Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye ve Biz -3-

A+A-

 

Suriye'de Arife ve Bayram

1- Türkiye'de Bayram Suriye'de Arife

Bugün Arife günü. Tabii Türkiye'de bayram. Benim kanaatim da bayram bugün. Ancak hac olayı olduğu için insanın içinden beraber yapmak geliyor. Kanaatimce Suud ilmi ve Şeri davranmıyor. Bu işe de önem vermiyor. Buradakiler Türkiye'ye şaşıyor ve anlayamıyor. Zaten haberleri de yok. Gerçi Türkiye TV'lerini bol bol seyir ediyorlar. Ama genelde gençler ve çocuklar. Tabii Türkmenler bölgesinde. Diğer bölgelerde başka kanallar seyrediliyor. Dokuz gün oruçlarını tam tutmayı çok arzu ediyordum. Ama sadece dört gün Almanya'da tuttum. Türkiye ve Suriye'de tutmadım. Daha doğrusu tutamadım. Arife günü tutmak istiyordum, ama misafirlik. Şeyh Ali'nin evine çağırdılar kahvaltıya. Baktım hepsi oruçlu. O zaman bizde bir yiyip içmediğimiz için bizde niyetlendik ve elhamdu lillah bir gün oruç tuttuk. Çok güzel oldu. Orucu çok seviyorum. Almanya'da da kardeşler bugün bayram yapmış. Gönlüm hacılarla beraberliği arzuluyordu. Ancak biz bir karar aldık yaşadığımız yerin fıkhını uygulayacağız. Hiçbir devlete uymayacağız. Bu bakımdan da kardeşlerin kararına katılıyorum. Bugün yaptıklarımızı şöyle sıralayayım.

  a)-Sabah Üstad Feyyaz'ın evinde 'DEMOKRASİ' kavramının kullanılıp kullanılmayacağını konuştuk. Oğullarından biri kelime olarak kullanılabileceğini söyledi. Televizyon  kelimesini de kullanıyoruz. Tam konuşmam gereken bir ortam. Bu kelime televizyon kelimsi gibi değildir. Bir ıstılahtır. Bir hayat sistemini veya dini veya ideolojiyi tanımlayan ıstılahtır. Biz onun için kullanamayız. Bakara suresindeki 'RAİNA:Bizigüt' kelimesini örnek verdim. Allah(cc) Kur'an'da Müslümanları bu kelimeyi kullanmaktan men ediyor. Çünkü özel bir kavramdır. Sonra Maide 3. ayetin son kısmını okudum. İslam’ın mükemmelliğini anlattım. İslam herhangi bir ideolojinin ıstılahlarıyla tanınma ihtiyacında değildir. Üstad Feyyaz, vallahı hocam bu tam benim kalbime yerleşti. Ben de kullanılabileceğini düşünüyordum. Şimdi tam kafama yerleşti. Oğlu da tatmin oldu.

   b)-İhvan'dan batıda yaşamış ve şu an direnişin çok önemli işleri ile uğraşan bir kardeşle tanıştık. Esirlerin durumunu konuştuk. Tutuklandıkları zaman öldürülmemesi gerektiğini söyledim. Biraz garip karşıladılar. Epey tartıştık. O kardeş pek bir şey söylemedi. Dinledi. Burada da evrenselliği ve insan değerlerini öne çıkardım. Bunlar devrimin ciddi sorunlarıdır. Karşı taraftakilerin kandırılmış olabileceğini söyledim. Ve şehid M. Süleyman’la yaptığımız konuşmayı aktardı. Esirleri üçe ayırmıştı.

   c)-Aslen Humus'lu otuz yıldan beri Tebük'te yaşayan iki genç. Direnişe katılmak için gelmişler. Babaları onları yollamış. Çok samimidirler. Abdurrahman ve İbrahim. Babalarının canlı kıssasını anlattılar. Tanıştığımızda Kürt olduğumu öğrenince babalarının hapis ve idam hikâyesini anlattılar. Nusayri tağutları hakkında idam kararı vermişler. Babası güzel bir âlim. Sabah idam edilmeleri gerekiyormuş. Bir Kürt asıllı görevli sizleri, lazkiye çevresinde ki Kürt Dağına-cebel Ekrad- kaçırayım demiş. Babası güvenememiş. Kabul etmemiş. Ancak bir şekilde o gece onları hapisten bu kişi kaçırmış ve kurtulmuşlar. Sonra gidip Suud'a yerleşmişler. Otuz yıldır Tebük'tedirler. Dört kardeştirler. Uluslar arası ticaret yapıyorlar. Babaları 76.yaşında olduğu için gelemiyormuş. Siz gidin ve Tağuta karşı cihad yapın. Biz geldik diğer iki kardeşimizde gelecek inşallah. Hem tüccar ve hem de ilmi kabiliyetleri var.

  d)-Yukarda anlattığım kitabı 'İzhar El-Hakk' Hakkın ortaya konması. Üstad Feyyaz'ın kitaplığında da buldum. Biraz okuyayım dedim. Konuları oldukça güzel. Üstad kitap hakkında geniş bilgi verdi. Sizin muhakkak okumanız gerekiyor. Çünkü sizin için çok gereklidir. Burada kitapçılar yok. Daha doğrusu kapalı. Onun için evlerde arıyorum kitapları. Gittiğim her evde dikkatimi çeken kitaplıklara adeta saldırıyorum. Ve kitaplara bakıyorum. Dikkatimi çeken kitapların ismini defterime yazıyorum.

  C-İki gündür, Türkiye'de direnişe katılan bir gençle tanıştık. Tap taze bir genç. Lazkiye tarafından gelmiş. Orayı bize geniş anlattı. Kendisi ehli tasavvuf cemaatinden. Kafası karma karışık. Bazen ne yapacağını bilmiyor. Tabi bu karışıklık tanıdığı birliklerin içinde bulunduğu halden kaynaklanıyor. Bize ilk tepkisi niçin bunlarla çalışıyorsunuz? Dedim biz burada kurban kesiyoruz. Kurban ihtiyacı da var. O halde kurbanlar yerine ulaşıyor.  Epey konuştuk baktım gerçekten kafası karma karışık. Dedim lütfen ya geri git, ya da en uygun gördüğün ketibeye git teslim ol. Ve onların emrine itaat et. Adeta tecessüs yapıyor. Biraz kızdım, kardeşim sen buraya tececcüse mi geldin? Lafı oradan alıyor oraya götürüyorsun, oradan alıp buraya getiriyorsun? Samim sevimli bir genç. Ama ne yapacağını bilmiyor. Söylediği bazı şeyleri yazmayı uygun görmüyorum. Zaten Bosna'dan beri kimsenin direniş bölgelerine gitmesinin taraftarı değilim. Burada da düşüncem çok çok pekişti. Gelenler sorun oluyor. Uyduk. Gece bir ara uyandım. O da uyanık. Niçin uyumuyorsun? Hocam hapishanedeki bacılarımızı düşünüyorum. Her gün tecavüze uğruyorlar. Orayı bir kurtarabilsem buradan giderim. Böyle saf ve iyi niyetli bir genç. Dedim bunu ancak burada ki kardeşlerle başarabilirsin.

  e)-Halep'e gittiğimizde, bizi 30. Ağustosta gittiğimiz okula götürdüler. Okulu bombalarla darma dağınık hale getirmişler. Beşşar'ın resminin ayakkabılık yaptıkları okula gittik. Bir mücahit ben buradaydım şuraya füze parçası düştü ve bana bir şey olmadı. Bizi bir odaya götürdüler, burada mücahitler yatıyordu, ama hiç birsinin burnu bile kanamadı. Muhammed Süleyman'la oturduğumuz oda. Önünde oturduğu masa ve bana sorduğu sorular. Burada çok zengin kişiler var. Malları stok etmişler. Halka satmıyorlar. Onları alıp halka ucuz satmak istiyoruz. Bunun şeri hükmü nedir?  Dedim şere'n malı stok etmek caiz değildir. Devlet müdahale edebilir. Yalnız haksızlık yapmayın. Tabi haksızlık yapmayacağız. Ama şeri hükmünü de aldık artık.  Sen yine sor ve öyle hareket et. Ne canlı hatıralar, ne canlı hatıralar. O şimdi nerde ben nerde. Rivayetlerde ki Kabir hayatına göre, cennet bahçelerinden bir bahçede. Ayetlere göre, Allah katında rızıklanan canlı.  Bu hatıraları Üstad Ahmed'in evinde yazdım. Çok duygulandım. Duygularım bana şu şiiri yazdırdı.

CİHAD BENİM DİRİLİŞİM

Hayat iman ve cihaddır benim dirilişim.

Cihad hayat yolunun ab-u hayatı

Ağaç, su ve hava ile hayat bulur,

Ey cihad benim ruhum seninle dirilir.

Ey cihad tembelliğimin, korkaklığımın ilacı dirilt ruhumu.

Ey cihad senin adın durmamaktır,

Çalışmaktır, gayret göstermektir,

Yolu bulmanın kılavuzudur.

Ey cihad her sevgiliye giden bir yol vardır.

Ey Cihad sen benim sevgilime kavuşmanın yolusun.

Ey cihad, hep sen sar kalbimi.

Ruhum senden uzak iken ölüyor.

Ölü ruhların iksiri, hayat suyu,

Ey kutlu kelime cihad.

Sana ne kadar muhtaçtır ölü ruhum.

Allah'ım ölü ruhumu senin yolunda cihanla dirilt.

Allah'ım beni ondan koparacak tüm zevklerden, şevklerden,

 Oyun ve eğlencelerden uzak kılan iradeye ulaştır.

Allah’ım ümmet bu kutlu kelimenin hastası.

O terk edildi, hasta olduk ve zillete düştük.

Hastalığımızın olmasa olmaz ilacı cihad.

Bizleri onunla iyileştir ve dirilt.

24.10.12 gece 22.39 Rail Fırtınalı gece

Bu ruhu özellikle Türkiye Müslümanlarına getirmemiz gerekiyor.

2- YİNE MAZLUMLAR ARASINDA BAYRAM

26.10.12 sabah 08.00 Soğuk ve fırtınalı bir sabah. Sonbahar sabahı. Her taraftan tekbir ve telbiye sesleri yükseliyor. Bayram namazını Tel-Refeet kentinde kılacağız.  Elli bin nüfuzlu bir kent. Üstad Ahmed'in otuz  yıldır görev yaptığı belde. Tel-Refeet 50 yıldan beri üçüncü hür bayramını yaşıyor. Üstad Ahmed uzun yıllar orada görev yapmış. Cuma günü. Üstad Ahmed, yolda gelirken, yine sorunları bize anlattı. Yolda geldiğimizde mezarlıklardan geçtik. İnsanlar mezarlığa toplanmış. Eski bidatları işliyorlar. Tabii üstada göre. Ben ne yaptıklarını bilmiyor. Bu da bizim hal etmemiz gereken sorun. Namazdan önce buraya gelip bir sürü bidatlar işliyorlar. Geçen biraz tebliğ etmeye çalıştık. Şimdi bayram hutbesini dinliyoruz. Dikkatimi çekti. Cami oldukça boş. Çok az insan var. Ben dopdolu bekliyordum.  Hutbesinde mücahidlere çok yer ayırdı. Bu yiğitler bize diriliş getirdi. Bizi izzete kavuşturdu. Bu yiğitler tağuta karşı bize izzet getirdi. Allah ayaklarını sabit kılsın. 'Cihad bizim tek yolumuzdur. Cihad'dan başka yolumuz yoktur.' Kur'an'ı ders etmenin yolunu bize öğretti. Hayatı, izzet, onur ve sadece Allah'a kulluk için yaşamanın anlamı. Bunun dışında ki hayat hayvanların yaşadığı hayattır. Düşmanlarımız çok iyi biliyor ki İslam gelecek ve hüküm edecek. Hilafet Resulullah'ın bize müjdesidir. Onunda yolu cihaddır. Bu dönemde tekbirin tadını adım adım duyuyoruz. Tabirin tam yerine ulaştığına inanıyorum. Bugün tekbir günleridir. Yeme içme günleri değil. Zikir ve tebliğ günleridir. Tekbir günleri bizleri sadece ve sadece Allah'a yeryüzünde kulluğu öğretir. Hutbeyi dinlerken, aklıma bundan önceki hutbeler geldi. Bu tağuttan kurtulacağımız gün Allah'a kavuşacağız. Yeryüzünde zülüm Allah'ın kelimesinin ilanıyla sona erecektir. Düşmanlarımız bunu istemiyor. Demokrasi istiyorlar. Allah'ın Resulu veda hutbesinde  ilahi hâkimiyeti ilan etti. Ve oradakilerine sordu. 'Tebliğ ettim mi? Tebliğ ettim mi? Tebliğ ettim mi? Bizi vurmak, halkını vurmak için bu zalimler silahları nerden aldılar. Bazı kardeşlerin tereddüt ettiğini görüyoruz. '... Şüphesiz hak batıldan ayrılmıştır. .'Dinde zorlama yoktur. Doğruluk ile sapıklık birbirinden kesinlikle ayrılmıştır. Kim Tağut'u, azgınlığı reddederek Allah'a inanırsa kopması söz konusu olmayan, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Hiç kuşkusuz Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.'2/256 Hutbenin sonunu sosyal ve ahlaki konulara ayırdı. Bu dönem infak dönemidir. Sahabi mallarını ve canlarını verdiler. Müjde dönemidir. Halep'ten müjdeli haberler alıyoruz. Bir zamanlar bize gelen bir sıradan asker hepimizi diziyordu ve ona rükû ediyorduk. Şimdi bu tersine döndü. Allah bizi İslam’ın izzeti ile şereflendirdi. İçinde bulunduğumuz zilletten kurtulduk. Evet, 1433, hicri yıl bayramını burada Rabbim bana nasip etti. Bu bayramda Hürriyeti hissettim. Şair olsaydım. Şu başlıkla bir şiir yazardım.   'HÜRRİYETİ HİS ETTİM GÖNLÜM'   Tel-Refeet on aydır hürriyete kavuşmuş. Duvarların üzerini okuyoruz.

        La Nerke İllallah

        Ancak Allah'a rükû ederiz. Allah'tan başkasına Rükû etmeyiz.

        El-Mevtu ve la el-mezelleh

        Ölüme evet zillete hayır.

  26.10.12 Sabah saat 10.00 tahminen, kurban oluyor  hayvanlar. Bize ders veriyor. En faydalı kurban burada oldu. Çünkü kurbanların hiç bir şeyi zayi olmadı. Somali'de hayvanların kafaları paçaları ve iç organları tam değerlendirilmiyordu. Ama burada her şey, derileri, bağırsakları, kelle ve paçaları da dâhil olmak üzere hepsi değerlendirildi. Çok hoşuma gittim. Öyle ki bu mutluluğumu hocamla paylaştım. Ne yapıyorsun dedi? Dedim, Leyla'sının yanında mecnun ne yapar? En mutlu anlarını yaşar. İşte ben de o mutluluğu yaşıyorum. Rabbime en yakın olduğum anları yaşıyorum. Ağladı hocam. Burada son günümüz. Ya geldiğimiz yoldan geri gideceğiz. Ya Tel-Ebyede giderek oradan geri gideceğiz. Benim gölümden geçen Tel-ebyedden gitmekti. Ancak oraların tehlikeli olduğu söylendi. Biz de razı olduk. Karar verdik ve hazırlığa başladık. Bu ara bazı gençler geldi. Bizim Tel-ebyada gitmek istediğimizi öğrendiler. Bizi götürebileceklerini söylediler. Biz de olur dedik ve karar değiştirdik. Akşam olmak üzereydi. Gidişimiz oldukça tehlikeli olacaktı. Vedalaştık. Tebük'ten gelen gençlerle kucaklaştık. Abdurrahman, cihadda senin öğrencin olmayı isterdim. Dedim ben senin öğrencin olurum. İçten vedalaştık. Ve ayrıldık. Gençlerle beraber yakın bir köye gittik. Bizi üç genç götürecek. Biri Arap, Türkiyeli yani Türk ve diğeri de Suriyeli ama Zaza ve aynı zaman Kürt olduğunu söylüyor. Ne güzel bir manzara. Bu direnişin en müspet yönü budur. Ortak bir cephe oluşturmuş. Sevindim böyle beraber çalışmalarına. Gençlerden birisinin babası bana yaklaştı. Çocuğumuzun nereye gittiğini bilmek hakkımız olması gerekiyor. Tabii dedim. Biz Türkiye'den gelmişiz bizi sınıra götürüp geri gelecekler. Biraz rahatladı. Oğlu yolu güzel biliyor. Oradan da yola çıktık. En fazla üç saat sürecek dedikleri yol dört buçuk saat sürecekti. 

3- Bayramın ilk günü ve bölgeden ayrılış

Tel -Ebyeda çıkış. Akşamüzeri, hele güneş batsa çok daha tehlikeli olacak bir bölge. Yaklaşık dört saat hep Türkiye sınırına yakın gideceğiz. Yollarda pek tehlike yaşamadık. Hatıra defterime bir şey yazamıyorum. Çünkü yanıma almayı unutmuşum ve ilk şoförün arabasında unutmuşum.  Yollar bozuk. Tabii çok bozuk değil. Geçtiğimiz yerlerin isimlerini bari yazabilse idim. Güneş batı. Üç tehlike var. Biri Suriye ordusu ve kalıntıları. İkincisi, PKK peşmergeleri. Üçüncüsü yol kesici hırsızlar ve yankesiciler. Yani eşkıyalar. Geçtiğimiz yerler de farklı farklı birlikler ve alaylar var. Bunların içinden ilk vardığımız bir yerleşim yerinde ehli tasavvuf Şeyh Ömer tarafından ve Liva tevhid tarafından kurtarılmış bir kent. Şehirde indik bazı ihtiyaçları aldık. Şehirde iken bir korku atlattık. Bize doğru işaret eden nokta kırmızı ışık ikide bir de doğruluyor. Hemen aklımıza keskin nişancılar geldi. Fazla beklemeden yer değiştirdik ve kentten ayrıldık. Yollar bomboş sadece biz varız. Gerçi bazen tek tük de olsa arabaların gelip gitmesi yolda emniyetin olduğunu gösteriyordu. Bir taraftan da içimizde korku vardı. Gençlerle direnişi konuşa konuşa gidiyoruz. Bir ara onlara çok kızdım. Hep guruplar aleyhinde konuşuyorlar. Dedim siz hep teccesüs yapıyorsunuz. Üzerinize düşeni yapın. İki büyük yerleşim şehrinden geçtik. Biri, Ayn-el-Arap, 70. bin nüfuslu. Girerken ve çıkarken bizi PKK gerillaları kontrol etti. Şehri onlara teslim etmişler. Şehirde bir şeyler almak için indik. Kürtçe bayramlarını kutladım. 'Ceşnave pşrozbe' Birisi, ne bayramı ne hali. Bu halde bayram mı olur? Dedim biz Müslüman isek herhalde olur. Yanında ki elhamdülillah biz müslümanız dedi. Ama o bir şey söylemedi. Anladım ya yezidi veya gayri Müslim. Fazla beklemedik. Çünkü Nusayrilere haber veriyorlar onlarda yolda füze atıp vuruyorlar. Direnişçiler kıyafetlerini değiştirdi. Arabaların arkasını açtırıyorlar. Silah geçirtmiyorlar. Şehirden çıkarken de durdurup arama yaptılar. Bu sefer Kürtçe konuştum. Bayramlarını kutladım. Biraz terslik oldu. Neyse geçtik. Daha sonra ki şehir Reselkeyn-Sere kaniye- çeşmenin başı Kürtçesini Arapçaya çevirmişler. Türkiye’de ki faşizan uygulamalar orada da var.  Onun girişinde de peşmergeler vardı. Yalnız bayrakları farklı idi. Kırmızı zemin üzerinde sadece bir yıldız. Kim bunlar dedim PKK dediler. Ancak bayrak ayrı dedim. Bilmediler. Neyse orası da aradı. Ve geçtik. En tehlikeli bölgeye girdik. Her gittiğimiz yerde soruluyordu. Suriye ordusu var mı? Orda Ceyş Nizami: Düzenli ordu hükümete bağlı askerler için kullanılıyor. Ceyş Hürr; Hür ordu muhalif güçler için kullanılıyor.   Bu kent şu anda direnişçilerin kontrolünde. (22.11.12) Oradayken direnişin dört zorluğunun olduğunu tespit etmiştim.

          1-Tağutun devrilmesi

          2- Hur orduda ki tağut kalıntıları. (Meclis askeri; Oluşturulan askeri meclis)

          3-Kürtlerle olacak muhtemel sorunlar

          4-Direnişçiler ararsında ki sorunlar ve toplumun hazırlanması. Bunların en kolayı  tağutun devrilmesidir. Diğer üçü çok zor konular. Yol boyunca geçtiğimiz yerlerden edindiğim malumatlardan direnişte etkili olan dört unsur var.

         1-İslam ve İslami bilinç

         2-Zulme karşı durma-direnişin temel dinamiği-

         3-Irklar ve aşiretler

         4-Mezhepler ve guruplar

   Gençlere bol bol nasihat ettim. Üç yemek kavaram üzerinde durdum. İtidal, İttika, gayzı yenme. Onlara dedim Kur'an ve hadisi sürekli okuyun ve savaş ayetlerinde bu konularla ilgili kavramları tespit edin. Savaş ahlakı üzerinde durun. Dedim. Nitekim Tel-Ebyede geldik. Bir bakkala gittik. Herkes bir şeyler aldı. Zan ettim parasını vermeyecekler. Dedim parasını hemen verin. Direnişçiler geldi. Geçecek misiniz kalacak mısınız? Ben kalmayı düşünüyordum. Sorumlu sordu, siz ne düşünüyorsunuz? Garip birer cevap verdi. Dedim galiba kalmamızı uygun görmüyor. Canım sıkıldı. O zaman gidelim dedim ve Türkiye girişine geldik. Kapıda bir kaç tane tank bekliyor. Bir kaç  hafta önce hür ordudan alınmış tanklar.  Girişte askerlerden izinle girmiştik. Bu sefer polisten giriş yapacaktık. Bir arkadaş bize yardımcı oldu. Türkiye girişinde kimse yoktu. Normal geçtik. Polise gittik. Bize sordular, biz de onlara anlattık. İnanmadılar. Canımı sıktılar. Dedim bey efendi bana bak kellemi de kessen ben yalan söylemem. Almanya’dan kurban parası getirdik ve götürüp kardeşlerimize kurban kesip dağıttık. Hepsi bu kadar. Neden kamplarda dağıtmadınız? Burada insanlar hiç olmazsa bir şeyler yiyor, ama oradakiler büyük ihtiyaç içinde. Galiba inandı ve bizi bıraktı. Bizi bir  polis getirdi. Karşıdan bir bayramlık almıştık. Artık ayrılmıştık katıdan. Rüşvet olmaz  dedim. Ve aldığımız bayramlık çikolatayı, rüşvet kabul etmeyin, çünkü biz artık gidiyoruz. Şu hediyemizi alın. Bende zaten önce vermezdim. Buna rağmen kabul etmedi. Çıkıp geldik. Ve şimdi Akçakale'deyiz. Çarşıya gittik. Kalabalık. Tedirginlik var. Misafirliğe gideceğimiz kardeşler geldi. Bizi alıp gittik. Kepezeli köyü. Amcamın torunu cami görevlisi. Köyü tam Suriye tellerinin bu tarafında. Bu köy ve bölgedeki sorunlarla ilgili Tayyip beye! Tabii işitirse bir yazı yazıp ulaştırır diye Ahmed Taşgetiren'e bir mektup yazdım. Mektubu burada vereyim.

 

ALMANYA’DAN BİR ŞİKÂYET

'Yakub, “Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah’a arz ederim. Ben, Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” dedi. 12/86

 Şikâyetin merkezi Rahman ve Rahim olan Allah'tır şüphesiz. Bu şikâyetimi dinlemeyenleri Rabbime da şikâyet edeceğim. Umut ederim o günden önce şikâyetim yerine varır. Rahmetli babam hep derdi. 'Küfür devam eder amma zülüm devam etmez.' Çok doğru bir söz. Nice zalimler gelip gitti. Ve şimdi hesap veriyorlar. Ya da kıyamet günü hesap verecekler. Ama her halükarda hesap verecekler. Allah(cc) 'Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.'11/113 Ya birde zulüm edenlerin hali ne olacak?

         Değerli Ahmed Taşgetiren bey, önce sizleri Allah'ın selamı ile selamlıyorum. Sizler ve sizler gibi adil yazan yazarları tebrik ediyorum. Bugün gazetesinde siz ve Gülay hanımın yazılarını takip ediyorum. Daha doğrusu okumaya çalışıyorum. Diğer yazarlar adil yazmıyor demek istemiyorum. Hakkında bilgim olmayan bir şey için herhangi bir şey söylemem doğru olmaz. Size, içinde yaşadığınız bir toplumdan yaptığım izlenimler anlatmak istiyorum. Bu izlenimlerimi köşenize taşıyacağınıza inanıyorum. Lütfen küçük görüp dile getirmek gibi bir duruma düşmeyin.

     Kendimi kısa tanıtayım. On iki Eylül zulmünün karşısında izzetle duran bir kardeşinizim. Çok sevdiğim öğretmenliği zilleti kabul etmediğim için bıraktım. Ve ilahi takdir beni gurbete yolladı. Almanya'da ki öğrenciliğimi de iptal eden Milli eğitim beni iltica etme zorunluluğunda bıraktı. Ve yirmi yedi yıldır buralardayım. 2003'ten beri Türkiye'ye gelmeye başladım. İsmim Yalçın İçyer. Batmanlıyım. 1973'ten beri Ankara'da oturuyorum. Sizler ve şu anda ülkeyi idare edenlerle aynı dönemin gençleri idik. MTTB, AKINCILAR, MG vs. Neyse kendimden fazla bahsetmenin pek anlamı yok. Asıl hedefim kendim değil insanımın sorunu. Benim hiçbir siyasi parti ile ilişkim yok. Ben İslami bir toplumun Resullerin takip ettiği davet ve dönüşüm yolu ile kurulacağına inanıyorum. İnsanların yeniden Hz. Nuh’un(as) çağırısı ile davet edilmesine inanıyorum. Ama bu inancım hem içinde bulunduğum Avrupa toplumunda ki ve zaman zaman gidip geldiğim Türkiye toplumunun sorunlarla beni ilgilendirmekten uzaklaştırmıyor. Bilakis sorunlarla ilgilenme sorumluluğunu bana veriyor. Bu Kur'an'ın bana öğrettiği bir öğreti bir sorumluluktur. Geçen,  yetmiş yıldan beri ibadete kapalı kalan bir kilisenin ibadete açılmasını haberlerde dinlediğimde bir mescid açılmış gibi sevindim. Bu sevincim kadar yapılan haksızlıklara üzülüyor ve karşı koymak istiyorum. 2003'ten beri gelip gittiğim Türkiye'de müspet ve menfi çok şeylere şahit oluyorum. Almanya’dan yapacağım çok şikâyetler var. Konsolosluklarda ki haksızlıklar, diyanet adına açılmış mescidlerin ve din adına oluşturulmuş kurumların eksiklik ve haksızlıklar. Türkiye'de şu an en üst kurumlarda birçok yakından tanıdıklarım var. Onlara bildiğim sorunları ulaştırmak istedim. Ama bir türlü mutmain olmadım. İçinde bulundukları halin meşru hale getirmemek için yapmak istemiyorum. Bu yaz biraz sonra size yazacağım bir sorun için geçen dönem Milletvekili olan bir zata gittim. Ama gittiğime çok pişman oldum. Oracıklarda yaşayanlar bu insanların derdine ortak olamazlar. Bana sen bu işleri anlamazsın diyor. Avrupa’dan bakarak burada ki işler anlaşılmaz. Kendilerini koltuklara atanlar koltuğun ebediliğine inanmaya başlıyorlar. Parayla tuttukları silahlı korumalarla halkın derdini anlamazlar. İnşallah bu satırlarımı fırsat bulur onlarda okurlar. Babam Allah rahmet etsin. Onlara mektup yazmıştı. Ve şöyle hitap etmişti. 'Halk sizi yatasınız diye seçmedi, hizmet için gönderdi...' 

    Size bu şikâyeti yüzlerce sorunlar arasından yazıyorum. Yazmaya ne zaman karar verdim biliyor musunuz?  Kurban bayramında kurban kesmek için acılar içinde ki Suriye topraklarına gittim. Yaklaşık bir hafta orada kaldım. Kilis'ten girdim, Akçakale'den çıktım. Orada küçük bir köyde amcamın torunu cami görevinde. Köyün ismi 'Kepezeli' Akçakale'ye bağlı. Köylüler Tayyip Erdoğan'ın tam hayranları. Köyün kurucusu Adnan Menderes. On sekiz hanelik bir köy. Kürt asıllı köylüler. Etraflarında Arap köyleri vardır. Bir tarafları da tamamen Suriye sınırı. Gerçi şu an sınır muhaliflerin elinde. Ama köyün hiç bir emniyeti yok. Karakol bile yok. Köyün doğru düzgün suyu yok. Okulu kapalı. Gerçi taşıma yöntemi ile yakın köye çocuklar götürülüyor. Buna rağmen Allah devletimizden razı olsu diyor zavallılar. Tarlalarına fıstık fidanı ekiyorlar, komşu köyler gelip fidanlarını çekiyor. İki taraftan en yakın köye yol getirilmiş. Onların köyüne ikişer km kala asfalt yapılamamış. Ufak bir yağmur yolu kapatıyor. O gittiğimiz günün bir öncesi yağmur yağmış ve yollar çamur halde. Köylülerin bir kaç sefer müracaatlarına rağmen  derdine çare bulunmamış. Son görüştüğümde yeniden söz verilmiş. Kaymakam gitmiş ve yolu yapacağını söylemiş. İnşallah o zavallı insanların sorununa sahip çıkılır. Ama ben yine şikâyet ediyorum. Bu verilecek nice örneklerden bir tanesi. Köylüleri dinledikten sonra düşündüm taşındım ve size yazmaya karar verdim. Umarım köşenize taşırsınız.

     İkinci bir sorun.  Bizim bölgede gerek aşiretçiliğin ve kabileciliğin getirdiği kan davası sorunu. Aslında 1985'ten beri asker PKK, Jitem vs. Çatışmasının  bıraktığı çok derin düşmanlıklar vardır. Bir ara ya Tayyip beye veya Abdullah beye gidip rapor yapayım ve bölgede düşmanlıkları kaldıran barıştırma hareketi başlatsın ve halkı barıştıracak bir çalışma başlatılsın. Ama kim dinler beni? Arkamda aşiretim yok. Oyum yok. Potansiyelim yok. Zaten bu yöntemlerle toplumun ıslah olacağına da inanmıyorum. Hayatımda oy kullanmadım ve kullanmamakta da kararlıyım. Akidem gereği.  Yukarda ifade ettiğim gibi bu beni insanlara yapılan haksızlıklara ve zulümlere karşı durmamamı gerektirmiyor. Hayatım boyunca hayatta kaldıkça haksızlık ve zulme karşı duracağım inşallah. Siz köşenize taşır insanların sorununa birazda olsa çare oluruz diye düşünüyorum.  Size kendi köyümüzü örnek vereyim. Yirmi yıl önce asker, Jitem, gerilla ve işbirlikçiler vasıtasıyla köyümüzde bir katliam  oldu. Belediye başkanı ve onunla beraber birçok kişi öldürüldü. Hatta hamile anneler ve kundakta ki çocuklar öldürüldü.  O gün bu gün köy üçe ayrılmış ve birbirlerinin camisine, cenazesine ve acı ve tatlı günlerine hiç gitmiyorlar. Köy tam bir düşmanlık içinde. Babası öldürülmesine rağmen genç belediye başkanı o gün doğan çocukların suçu nedir? Kalksın bu düşmanlık diyor. Ancak çok uğraşmalarımıza rağmen çıkar taraftarları buna engel oldular. Köylüyü yakınlaştırmak için toplu kurban kestik. Her köye gittiğimde üç mahalleyi de ziyaret ettim. Biz aile olarak olaya taraftar olmadık. Ama sorun halen devam ediyor. Sizden ricam bu şikâyetimi de bildirmek için köşenize taşıyın. Belki bu başka aşiretlere güzel örnek olur. Islah güzel örnek olur.

   Bir başka sorun, bizim köy belde, belediye başkanı, eski HAS partili şimdilik AKP’Lİ. Genç bir arkadaş. Kazamızın belediye başkanı AKP'li. Şu an rakamları yazmak istemiyorum. Ama yapılan ödemelerde o kadar haksızlıklar var ki. Tayyip beyin biz, bizim olmayan belediyelere de aynı miktarda yardım ediyoruz sözünü çoooooooooook havada bırakıyor. Uzaktan Kürt kardeşlerim şöyle yapsın böyle yapsın sözü çok kolay. Onların içinde bulunduğu hali anlamak ve çare olmamak sözden öte geçmez. Beldenin kaldırılması isteniyor. Bu da apayrı bir haksızlık. Onu da artık yazmak istemiyorum. Sizden tekrar rica ediyorum, bu şikâyeti köşenize taşıyın. Bu ve nazari bölgede ki sorunlar çözülmedikçe politik sloganlarla çözüm olmaz.  Suriye'de bulunduğum yedi gün, Nusayri rejiminin bıraktığı haksızlıklar, adaletsizlikler, ahlaksızlıklar ve zulümler gelecek olanlara çok ağır yük bırakmış ve bırakacak. Cahili sistemler, Müslüman halklara ne ızdıraplar çektirdi ve yaralar bıraktı. Ben bu acıların ancak her cuma okuna şu ayetlere inanıp toplumsal yaşanması ile biteceğine inanıyorum. ' Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.'16/90   Ama yukarda da ifade ettiğim gibi ilahi kitabımız bize toplumsal sorunlarla ilgilenmemizi istiyor. Suçsuz öldürülen kız çocukların ve kundakta öldürülen çocukların hakkı sorulurken, fakirlere yardım etmeyenler  kınanırken bize mesaj ve sorumluluk yükleniyor. Ben de bu sorumluluk duygusu ile sizinle bu derdimi paylaştım. Kim dinler, kim dinlemez bilmem. Ama beni işiten bir Rabbimin olduğuna inanıyorum. O Rabbin görevlendirdiği Resulden bize gelen bir rivayette şöyle buyurulur.  'Sizi mazlumun ahı karşısında uyarıyorum. Allah ile mazlumun ahı arasında perde yoktur.'  Mektubumun başına aldığım şikâyet halkı tarafından haksızlığa uğratılan iki mazlumun ahıdır. O iki mazlumun ahı yerde kalmadı. Hz. Eyyub ve Hz. Yakub. Zulüm ilahi adaletin kabul etmediği konuların en başında gelir. Selam olsun zulme karşı susmayan mazlumlara.  Sizleri selamlıyor ve Allah'a emanet olun diyorum.

 

YAZIYA YORUM KAT