1. YAZARLAR

  2. Akif Emre

  3. Suriye: Tehdit yahut umut
Akif Emre

Akif Emre

Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye: Tehdit yahut umut

A+A-

İslam dünyasının sahip olduğu "meydan okuma" potansiyeli acil müdahalelerle 'düşük doğum'a dönüştürülmek isteniyor... Önce şunu tekrarlamakta yarar var; küresel sistem denilen finans kapitalizminin biçimlendirdiği dünya düzenine karşı direnecek otantik, yerli hemen hiç kültür birikimi kalmadı. Batı dışı kültür ve medeniyetler bir bakıma evrensellik iddiasındaki Batı uygarlığı karşısında teslim oldular yahut uzlaştılar. Bir başka ifadeyle Batı uygarlığının son şahikası kapitalizm, kendini doğuran kültürün dışındaki kültürlerle gerektiğinde uzlaşarak, eklemlenerek/eklemleyerek pazar alanını (tahakküm mü demeli) gittikçe genişletiyor. Kendi dışındaki kültürleri içselleştirme ve iç etme kapasitesi başka hiçbir sistem bu denli başarılı olmadı.

Bu açıdan bakılınca 'real politik' anlamda arızaları bir yana bırakacak olursak İslam dünyasının medeniyetsel anlamda Batı'nın hedefinde olması salt yer altı kaynakları ve jeo stratejik konumuyla açıklanamaz. Elbet İslam dünyasının jeostratejik ve ekonomik imkanları başlı başına hegomonlar için baş edilmesi gereken bir durum oluşturuyor. Ancak günümüzde modernliğin taşıyıcı gücü, ekonomik çıkar ilişkilerinin sistematize eden küresel kapitalizm açısından İslam dünyası olağan haliyle bile, 'Müslüman teki'nin hayata bakış ve kültürel kodlarıyla bu coğrafya bu sistemin geçersizliğini ilan ediyor. Başka bir dünyanın mümkün ve gerekli olduğunun gözardı edilemeyecek bir potansiyeli olduğu ve üstelik bunun yok edilemeyişi bir tehdit olarak algılanıyor. Bu haliyle İslam dünyası sahip olduğu medeniyet birikimi ve bilinciyle hem tehdit hem umut demektir.

Olanca karmaşık, çelişik ve kaotik görünümüne rağmen "Arap Baharı" üzerinden gayet net şekilde işleyen bir program bu açıdan bakıldığında deşifre edilebilir ancak. Tunus, Mısır hatta Libya üzerine yazdıklarımızda Müslümanların elinde tuttuğu alternatif bir sistem imkanını çekip alarak müşteri haline getirme tehlikesine değinmiştik. Dışarıdan bir bakışla bile bunu tespit etmek kolaydı.

Suriye özelinde real politik anlamda çok karmaşık ve bir o kadar da sancılı geçen süreci bu açıdan okumaya çalışmadan ne olup bittiğini çok net göremesek bile neyin oldurulmak istendiği üzerinde çok daha net fikirler serdedilebilir.

Bu zamana kadar Suriye'yi İslamcı tehlikesine karşı (sanılanın aksine İsrail'e karşı değil) destekleyenler artık zamanın dolduğunu işaret ediyor. Ne var ki her kemikleşmiş yapı gibi Baas rejimi de "işareti okumamakta" direniyor.

Diğer tarafta Suriye rejimini bir tür şeytanileştiren Amerika'nın da sanılanın aksine Baas rejimin hemen çekip gitmesini istediği de söylenemez. Sorun mevcut rejimin yapısal özelliklerinden çok muhtemel rejimin ne olacağı sorusuyla alakalı. Biraz daha açacak olursak, dün ABD Dışişleri bakanlık sözcüsü V. Nuland'ın açıklamasını bu çerçevede çözümlemek gerekiyor. Türkiye'nin " artık sabrımız tükendi" yönündeki açıklamasını "çok sert" olarak niteteyen sözcü, "Suriye konusunda daha temkinli olmak gerektiği"ni belirtmiş...

Bir yanda hala ortak bir liderlik, ortak bir gelecek perspektifi geliştiremeyen, hatta bir meclis niteliğinde oluşumu bile gerçekleştiremeyen diasporadaki Suriyeli muhalefete rağmen içerde her gün sokaklara dökülen kitleler var. Başta İhvan olmak üzere en örgütlü ve yaygın muhalefetin bile inisiyatif kullanamadığı, kontrolünde olmayan bir isyandan bahsediliyor.

Örgütsel anlamda durum bu olsa bile Suriye isyanının refere edilebileceği en yakın örgüt ve siyasal görüş olarak İslami hareketler adres gösterilebilir. Gel gör ki İhvan mevcut durumu kontrol kapasitesinin sınırlarının farkında olduğu gibi gelişmelerin sonucunu adeta küresel güçlerin inisiyatifinde olduğunu de facto kabul etmiş görünüyor.

Amerikan basınında son günlerde adeta özendirici tarzda çıkan silahlı mücadeleye işaret eden gösteriler bir iç savaşa evrilme ihtimali baş gösterirken diğer tarafta başta Amerika olmak üzere batılı ülkeler muhalefetin siyasal karakteri ve liderliği konusunda emin olmadan adım atmak niyetinde değil. Yani tabanı ve mevcut potansiyeli isyan sonrasına rengini verme ihtimali olan İslamcı yapılanma belirleyiciliğini yitirmesi beklenmektedir.

Bu psikolojik baskıyı da en fazla İhvan üzerinde uygulandığı malum. Batı'nın öfkesini çekmeme refleksi ile öne çıkmaktan çekinen İhvan'a karşılık hiçbir tabanı ve belirleyiciliği olmayan, seküler-liberal tipler öne çıkarılmaya çalışıldığı daha bir netlik kazanıyor. Uluslararası çevrelerdeki isim yapmış ama ülkede her anlamda karşılığı olmayan yarı aydın akademisyen tiplerin öncülüğünde formatlanmış bir dönüşümün olgunlaşması için zamana ihtiyaç olduğu çok açık...

ABD'den rol kapar gibi yapılan açıklama karşısında Amerikan sözcüsünün neden zamana oynamak istediği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Alternatif olma potansiyeli taşıyanları ya etkisizleştirmek ya da müşteri konumuna getirmek... Bu coğrafyanın tarihi yine işleyecek, kendi mecrasına akacak.

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT