Suriye Saraybosna’yı yaşıyor, Srebrenitza’yı Yaşamasın!

28.07.2012 18:44

M. Ali Kaçmaz

Suriye’de yaşanmaya başlayan dramlarla birlikte, basında Bosna ile Suriye üzerine karşılaştırma verileri olmaksızın benzer olduklarına dair birkaç yazı yayınlandı. Verilere dayanmadığından dolayı benzer olup olmadıklarının pek anlaşılmadığını düşünüyorum. Srebrenitza katliamının 17. yıldönümü olması sebebiyle hem tarihimizdeki o acı katliamı anmak hem de şuanda yaşanan katliamı lanetlemek adına bir karşılaştırma yazısı yazmanın doğru olacağı ve diğer makalelerin eksiğini tamamlayacağı kanısındayım.

Bosna’ya ait ilk bilgilerim çocukluk dönemlerimden kalma siyah beyaz televizyonun ekranından donuk renkler eşliğinde şahit olduğum karelerdi. Sonraki bilgilerim ise Aliya’nın bilgeliğiyle kaleme aldığı kitapları ve farklı yazarların Bosna katliamına ait kitaplarındandı. Şimdi bunlara ek olarak Bosna katliamının yıldönümü münasebetiyle Uluslararası Doktorlar Birliği (Alliance of International Doctors - AID) organizasyonu vesilesiyle yaptığım gözlem gezisinde elde ettiğim bilgiler var. Gezi sayesinde yaşananları ilk ağızdan dinleme ve katliamın yaşandığı bölgelerdeki izleri yerinde görme fırsatım oldu. Bu sayede zihnimdeki eksik kalan parçalar birer birer tamamlandı.

Bununla beraber daha farklı bir olay daha oldu. Çocukluğumdan kalma kareler, gezi öncesi okumalarım ile gezide şahit olduklarımın hemen hemen aynılarının bugünlerde renkli televizyonlarda görüntülendiğini fark ettim. Bu defaki görüntüler Bosna’dan değil yanı başımızda kardeşlerimizin, akrabalarımızın yaşadığı Suriye’dendi. Bu fark edişten sonra okumaya ayırdığım zamana acıdım çünkü günü gününe katliam haberleri gelen Suriye, kitap sayfalarına sığdırılmaya çalışılan Bosna vahşetinden daha canlıydı. Birazdan bahsedeceğim temel bazı farklılıklar olmasına rağmen genel anlamıyla aynıydı. Sanki Bosna katliamlarından esinlenerek Suriye’de bir televizyon seti kurmuşlar gibime geldi.

***

1991’in sonralarında ufak tefek çatışmalarla başlayıp, yer yer Hırvatların da destek olduğu Sırp vahşeti, 11 Temmuz 1995’teki Srebrenitza katliamı sonrası dayatılan Dayton anlaşması ile son bulmuştu. Tabi ki Bosna’daki Sırp vahşeti yukarıdaki tek satırda yazdığım kadar basit ve kolay değildi. Boşnaklar açlıkla, susuzlukla, ölümle, katliamla imtihan edildiler. Şimdi benzer bir imtihanı Suriyeli kardeşlerimiz yaşıyor.

Bu bağlamda 1992 ile 1995 yılları arasında Bosna’da yaşananlar ile şu anda Suriye’de yaşananları mukayese etmeye başlayabiliriz. Belki daha da uzatılabilir ama temel bazı benzerlikleri şu şekilde sıralayabiliriz.

1-Bilindiği gibi Bosna, Yugoslavya Federasyonunu oluşturan altı cumhuriyetten biriydi ve tüm devletlerin ya da federasyonların silahlı gücü olduğu gibi Yugoslavya Federasyonunun da silahlı gücü vardı ve bu güç dünyanın 4. büyük ordusu olarak bilinmekteydi. Yugoslavya’nın dağılma sürecinde ülkeye ait olan düzenli ordunun geneli Sırplardan oluşmaktaydı. Sırbistan’ın bağımsızlığını ilan etmesiyle beraber düzenli ordu Sırpların eline geçti. Bu sebeple Bosna’da gerçekleşen savaş toplara, tüfeklere, tanklara, uçaklara, paralı askerlere sahip Sırplar ile düzenli hiçbir teçhizata sahip olmayan ekseriyeti sivil Boşnaklardan oluşan halk arasında gerçekleşmişti. Bugün aynı durum Suriye ve intifadaları gerçekleştiren diğer ülkeler için de geçerlidir. Savaş düzenli ordulara ve her türlü mühimmata sahip zalim diktatörler ile zulme başkaldıran ve silah gücünden yoksun halk arasında gerçekleşmektedir.

2-Bosna’da olduğu gibi Suriye’de de halk imkânsızlıklara rağmen kendi bölgelerinde “özgürlük” güçleri kurmakta ve bunlarla düzenli orduya zayiatlar vermekte. Bu zayiatlar sayesinde Boşnaklar dünyanın 4. büyük gücünü hezimete uğrattılar. Suriye savunma bakanının öldürüldüğüne dair gelen haberler de Allah’ın izniyle Hür Ordu’nun galip geleceğini bizlere göstermektedir. Materyalist ve pozitivist zihniyete sahip zihinlerin anlayamayacağı bu başarı sadece Allah’ın yardımıdır. Çünkü Allah’ın yardımı olmaksızın sıradan silahlara sahip halk ile düzenli orduların devrilmesi imkânsızdır.

3-Yine Bosna’da olduğu gibi Suriye’de de başkaldıranların tümüne yakını Müslümanlardan oluşmakta. Suriye’de yıllarca Müslüman oldukları için idam edilenlerin, hiçbir gerekçe olmaksızın hapishanelerde çürüyenlerin çocukları, torunları bugün başkaldırıların başını çekmekteler.

4-Bosna’da Müslümanlar ezildi, vuruldu, tecavüze uğradı. Bugün benzeri Suriye’de yaşanmakta. Tecavüz tehlikesi dolayısıyla kadınlar intihar etmekte. Hastanelerde yaralı avı başladığı için gaziler hastaneler yerine evlere sığınarak şehadeti beklemekteler.

5-Boşnaklara ait iller, bu illeri çevreleyen tepelere konumlandırılmış tanklar tarafından bombalanıyordu, bugün aynı manzara Suriye için geçerli. Humus, İdlib, Bab Amr vs. tanklarla kuşatılarak noktasal veya rastgele bombalamalara maruz bırakılmakta. O kadar zalimane bir bombalama ki şehit cenaze törenlerini bile hedef alabiliyor.

6-Bosna savaşının en zalimleri herhalde uzun namlulu silahları ile mazlumları tek kurşunla katleden keskin nişancılardı. Bugün Sırp zalimlerinin izini takip eden Esad yanlısı keskin nişancılar, silahlı-sivil ayrımı yapmaksızın uzun namlulular ile insan avına çıkmakta.

7-Bir başka ortak nokta ise hem Bosna hem de Suriye katliamlarının aşikâr bir şekilde dünyanın gözü önünde gerçekleşmesidir. Basının günlük hatta anlık verileri sayesinde an be an katliamlar takip edildiği gibi şuanda da takip edilebilmekte.

8-Yine Batı denen emperyalist ülkeler tarafından devamlı suretle katliamların lanetlendiği bir aynılık söz konusu. Gel gör ki lanetleyenlerden bazılarının elleri Esad’ınkinden daha kirli iken bazılarında benzer lekeler var. Katliamların şiddetinin her gün artması ise lanetlemelerinin anlamsızlığını ortaya koymaktadır. Katliamı önleme adına müdahil olmak ise hiç kimsenin stratejik hedeflerine uymamakta. Günlük katledilen insan sayısı sadece lanetlemelerin dozajının artmasına yaramakta.

9-Her ikisinde de ilk önce silahsızlandırma ya da silah ambargosu kampanyaları başlatıldı. Yalnız atlanan önemli bir nokta vardı; hem Aliya liderliğindeki Boşnakların, hem de Suriye’deki direnişçilerin zaten silahları yoktu. Zalim Sırp ve Esad güçlerinin ise devlete ait mühimmatları var(dı). Ambargo sadece zalimi desteklemek anlamına geliyor(du).

10-Bir önceki maddeye bağlı olarak her iki zalim yönetimin devlete ait mühimmatları olmasına rağmen şehadete aç kuvvetleri yok(tu). Hem Bosna’da hem de Suriye’de şehadeti isteyen yiğitler bulunuyordu ve şuanda da bulunmakta. Bosna savaşında sadece Saraybosna’daki bir tugayda 178 Türkiyeli mücahid bulunuyordu. Bugün dünyanın dört bir yanından mücahidler Suriyeli kardeşlerine yardım için sınırları zorlamaktalar.

11-Her iki direniş grubu da özgürlük ve demokrasiyi istedi ve istiyor. Yalnız batılı anlamda modernist ya da liberal yaklaşımlarla alt yapısı oluşturulmuş bir demokrasiden öte, Aliya liderliğindeki SDA partisinin programında açıklanarak yazan demokrasi şekli istendi, istenilmekte. Programın 3, 4 ve 5. maddelerinde herkesin özgürce kendini ifade edebildiği ve tek bir şahsın veya ailenin veya bir zümrenin tahakkümü altında yaşanılmadığı bir ortam, sistem istenmektedir. Bosna’da Sırpların tahakkümü söz konusu iken, Suriye’de de Baas cuntasının ve Nusayri azınlığın tahakkümü söz konusu.

12-Yine her iki mazlum grup da topraklarının bölünmesinden taraf değiller. Bu istek SDA programının 6. maddesinde geçtiği gibi bugünkü muhalif Hür Ordu komutanları ve yurtdışındaki Suriyeli muhalifler tarafından da defalarca dile getirildi.

Yukarıda sıralamaya çalıştığım benzer noktalara bakılarak Suriye’nin Bosna olup olmadığı kararlaştırılabilir. Tabi bu benzer noktalarla birlikte temelde bazı farklı noktalarda var. Yazmaya çalışacağım farklı noktalar, Suriye’nin durumunun daha kötü olduğuna dair olacaktır. Bunlardan da görebildiklerimi şu şekilde sıralayabilirim:

1-Temel farklılıkların başında coğrafik konum gelmektedir. Bosna sözde çağdaş, ilerici, her şeyin merkezi olan batının göbeğinde iken Suriye coğrafik olarak Ortadoğu’nun yani Müslüman ülkelerin göbeğinde bulunmaktadır. Müslümanlar olarak yıllarca batıda ve batılıların gözleri önünde katliamların yapıldığı ve batının bu trajediye duyarsız kalarak görmezden geldiğini yazdık, çizdik, okuduk ve feryadı figan ettik. Ki bunların hepsinde haklıydık. Bugün Suriye’de yaşanan katliamlar noktasında ise Müslümanların bir kısmı kendi coğrafyasının merkezinde, kendi gözlerinin önünde olan vahşete mezhepsel, politik, stratejik vs. takıntılardan ve Allah’ı işe katmaksızın batılılar tarafından oluşturulan geleceğe dair korkulardan dolayı vahşete göz yummanın ötesinden destek olmaktalar. İki haritayı yan yana koyduğumuzda Boşnakların çevrelerinden destekçilerinin olmamasını bir nebzede olsa anlarken, Suriye katliamlarını bir Müslüman olarak anlamak imkânsız durumda.

2-Batılıların iç savaş olarak adlandırdıkları Sırp zulmünden önce Boşnakların Aliya liderliğinde bir partileri ve haliyle aralarında siyasal ve dinsel bağlar bulunan bir kitleleri mevcuttu. Suriye direnişçileri ise bu derece güçlü (ki buna bile güç demek doğru olmayabilir) bir yapıya ne yazık ki sahip değiller. Ayaklanmadan önce muhalif anlamda partilerinin olmasını bırakın bireysel muhalefet bile Baas zorbalığı tarafından yok ediliyordu. Bilindiği gibi Suriye’de İhvan üyesi olmak, idam ile yargılanmak ve sonucunda idam edilmek ya da ömür boyu hapse atılmak anlamına geliyordu. Boşnakların bu bağlamdaki önceki kazanımları savaş zamanında daha hızlı birliktelilik getirirken Suriye’de sürecin uzamasına, katliamlara karşı tepkilerin gecikmesine neden olmuştur.

3-Yugoslavya parçalanmadan önce yani Sırp zulmünün daha başlanmadığı 89 yılında, Aliya ile yapılan bir röportajda Bosna’da kendilerine yönelik bir saldırının veya soykırımın yapılacağını zannetmediğini dile getiriyordu. Suriye özelinde Ortadoğu’da ise tam tersi bir durum söz konusuydu. Bosna’da mazlumlar saldırı beklemezken Ortadoğu’da zalimler/Firavunlar bu tarz ayaklanmaların olabileceğine ihtimal vermiyorlardı. Ama ilahi adalet tecelli etti ve zalimler tam anlamıyla İslami bir inkılâpla olmasalar da, İslami motiflerin yoğun olduğu güçlerce devrildiler. Süreç hala devam ettiği için İslami inkılap diyemesem de öyle olma ihtimalinin yüksek olduğunu söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum.

4-Başka bir farklılık olarak Bosna’da savaş, Müslümanlar ile gayri İslami unsurlar arasında yapıldı. Suriye’de ise zalimler dâhil her iki taraf da kendini İslam’a mensup olarak tanıtmakta. %8 gibi küçük bir azınlığa sahip Şia’nın Nusayri kolu ve devletten nemalanan belli bir grup ile çoğunluğunun Müslüman olduğu Hür Ordu savaşmakta. Tabi Nusayrilerin İslam şemsiyesi altında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışmaları da aldı başını gidiyor. Kanaatimce zalimleri değil İslam şemsiyesi altına almak, insan şemsiyesi altına bile almak doğru değildir.

5-Bosna’da yaşananlar İslam âlemine düşünsel boyutta da olsa bir vahdet bilinci, yıkılmış umutları yok eden bir gayret ve Müslümanlarla beraber olma bilinci yaşatmıştı. Tıpkı İran devriminde olduğu gibi… Bugün Suriye’de yaşananlar ise yıllarca tırnaklarla kazınarak oluşturulan bu bilinç yerini Şii-Sünni kutuplaşmasına bırakmaktadır. Suriye’deki zalimlere destek olan “İslam ülkeleri” bu yıkılışın bizatihi sorumlusu olmuşlardır. Bu sorumsuzluklar ile İslami birçok şiar yerle bir edilmiştir.

Yukarıda maddelerle aktarmaya çalıştığım iki vahşetten biri yani Bosna’da yaşananlar 17 yıl önce acı bir olay ve zorba bir antlaşma ile son buldu. Suriye’deki ise yaklaşık 17 aydır devam ediyor. Gözlemleyebildiğim kadarıyla Suriye çoktan Bosna olmuş ve yer yer Bosna’yı geçmiş. Fakat ümit ediyorum ki Srebrenitza olmadan ve gayri ahlaki bir Dayton benzeri anlaşma dayatılmadan bu vahşet mazlumların zaferi ile sona erer.

Son olarak karşılaştırmamı Rabbani iki uyarı ile noktalamak istiyorum: “Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, ‘Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver!’ diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (Nisa, 4/75).

“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Maide, 5/7)

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim